16 Aralık 2009 Pazar
YÜKSEL ŞEN
Kilise Tepesi
Yüksel Şen'in köşesinden 'Misafir Kalem' Refaattin Şahin

Önümde bir resim var. Solgun ve eski ama çok şeyi hatırlatıyor ve anlatıyor. Resmin altına tarihi düşülmüş 1930. Resimde yan yana dizilmiş, arkaları kiliseye dönük öğrenciler ve başlarında öğretmenleri var. Aralarında hiç kız öğrenci yok. İşte tam burası benim çocukluğumun geçtiği ve anılarla dolu dolu olduğum mahallemin, hatta Ünye'nin meşhur oyun yeri “KİLİSE TEPESİ…” Resmin arka sol tarafında, kilise ile okul arasında kocaman bir sarnıç, onun arkasında çatısı ve penceresi gözüken bizim ev. Sarnıcın az sağında bir dut ağacı vardı, o resme girmemiş. Çok dutunu yedim o ağacın… Resmin ana teması tam ortada yerde sıralanmış öğrenciler. Resimdekileri tanımak ve altlarına kim olduklarını yazmak isterdim. Zaman zaman yaşı benden büyük olanlara resmi gösteriyorum, ama tam tespit yapamıyorlar. Hepimizin odur diyerek teşhiste birleştiği tek isim rahmetli Ömer Çam, ayakta duranlardan soldan dokuncusu. Resimde olanlardan bir tanesi yaşıyor olsaydı veya çoğu yaşarken bu resmi isimlendirselerdi çok güzel bir hatıra olurdu… Hepsi için Allah'tan rahmet diliyorum.

Bizim mahallenin çocukları her gün, diğer mahalleden gelenler ise ancak hafta sonları buradan yararlanıyorlardı. Bizim mahalle hoşgörülü, töleranslı ve anlayışlı davranırdı. Oyun yerimizi herkesle cömertçe paylaşırdık. Okul zamanı aynı mekanda zaten birlikte olurduk. Böylesine hareketli ve renkli olan bu güzel oyun yerimizde ben hiç kavga hatırlamıyorum.

O zamanlarda top nerde, spor için ayakkabı nerde? Bizler ayak çıplak, baş açık, bezden yapılmış top peşinde koşturur dururduk. İyice terleyip yorulduktan sonra hemen yakınımızda ki sahile inerek; elbiselerle birlikte denize toplu olarak atlar, bol bol yüzerdik sonra üstümüzü çıkarır, sıcak kayaların üstünde kurutur akşam evin yolunu tutardık. Bu arada acıkırdık ve ekmeğin yanına midye pişirir, sağdan soldan temin ettiğimiz yeşilliklerle birlikte karnımızı doyuramazdık ama açlığımızı giderirdik. Rahmetli annem, midye pişirirken üzerime sinmiş duman kokusunu eve girer girmez anlardı ve yine micco mu yedin sen diye beni azarlardı. Rahmetli, midyeye micco derdi. Hatırlıyorum, daha küçükken denize girmeyeyim diye gömleğimin yakasını dikerdi. Ben ise gömlekle denize girip çıkıyor, daha sonra üstümde kurutarak eve denize girmemiş pozuyla giriyordum. Ama suratımın ve saçlarımın hali beni kolayca ele veriyordu.

Mahallemizin ilk bayan muhtarı Sayın Seyhan İhtiyaroğlu, muhtarlık görevini çok iyi yapmakla kalmıyor, sürekli olarak hep ilkleri gerçekleştiriyor. Bu ilklerden birisi olan Ünye Ortaokul Mezunları Pilav Günü'ne gittiğimde; resimdeki yerlerin tamamen ortadan kaldırılmış olduğunu bir kez daha gördüm ve içime bir hüzün çöktü. Tam anlamıyla çarpık yapılaşma ve beton yığını. Bu hazin manzarayı görmemek için yıllarca oraya gitmiyordum, Ortaokul Mezunları Pilav Günü'nde, çoktandır görmediğim arkadaşları gördüm, rahmetli olanları andık, eski hatıraları yAd ettik, zaman zaman hüzünlendik, birazda mutlu olduk.

Ben çocukluğumda, mahallemize evimizin olduğu yere, o yerde ki güzelliklere, Kilise Tepesi'ndeki kiliseye, tarihi dokuya, ortaokul binasına, önündeki sarnıca, üst taraftaki “yayla, dediğimiz beş altı sıra badalla çıkılan bahçeye, değişik türden ağaçlara ve bu ağaçların altında, çimlere uzanıp kitap okumaya bayılıyordum. Yaşadığım yer için kendimi hep şanslı sayıyordum. Bu gün o bayıldığım güzelliklerin kalmamış olmasına üzülüyor ve mahcubiyet duyuyorum bu güzellikleri çocuklarımıza ve torunlarımıza gösteremediğimiz için. Bizim büyüklerimiz emanet olarak bize, bizimde çocuklarımıza aktaracağımız bu tarihi dokunun ve güzelliklerin yok olmasından müştereken sorumluyuz elbette. Bizlerde aynı sorumlulukları taşıyan nesil olarak hiç olmazsa kalanları kaybetmeden ve yok etmeden çocuklarımıza intikal ettirelim.

İlkokula Meçhulasker'de başlayıp üçüncü sınıfa kadar orada okudum. Birinci ve ikinci öğretmenim, aynı zamanda başöğretmen olan (o zaman okul müdürlüğü yoktu) rahmetli Ömer Kavaklıoğlu Hoca, üçüncü sınıfta ise Ortaokul Müdürü rahmetli Mehmet Tolgar'ın eşi okuttu. Üçüncü sınıftan dördüncü sınıfa geçince, yeni açılan Kaledere İlkokulu'na çeşitli okullardan, Meçhulasker, İnönü ve Anafartalar'dan dördüncü sınıfa geçmiş öğrenciler ile yeni birinci sınıfa başlayanlarla birlikte okumayı sürdürdük ve İlkokulu Meçhulasker'de başlayıp Kaledere'de bitirdim. İki yıl eve uzak olan Kaledere'ye gidip gelme zorluğundan ortaokula gelince kurtuldum. Okula evi en yakın öğrenci olarak tam bir keyif sürdüm. Sadece ben değil evi yakın olan ortaokul öğrencilerinin hepsi bu keyiften yararlandı. Zil çaldıktan sonra okula gidiyordum. Aç kalınca teneffüslerde eve kaçarak bir şeyler atıştırıyordum. Bazen kıyafet değiştirmek, unutulan bir şeyi hemen almak, kısacası okul evimizle adeta bütünleşmiş ve iç içe gibiydi…

İlkokulu bitirdikten sonra sıra geldi ortaokula gitmeye. Herhalde kayıt zamanıydı, bir gün babam beni çarşıya üçayaklı sehpada ve sokakta resim çeken Lüleci Enver'e götürdü. Ertesi günü herhalde evraklarla birlikte kayıt için ortaokula gittik. Okulun ana kapısı, öğrencilerin girip çıktığı sarnıç tarafında ki kapı, arka tarafta ise öğretmenlerin kullandığı ikinci bir kapı daha vardı. Öğrenci kapısından içeri babam elimden tutmuş bir şekilde girdik. Girişin tam karşısında sağlı sollu ahşap iki ayrı merdiven, sekiz on basamak sonra bir sahanlığa çıkılıyordu, oradan da yine ahşap merdivenle birinci kata çıktık. Ben ve babam ilk defa geliyorduk buraya, bizim aileden ortaokula herhalde ilk ben başlıyordum. Ağabeyim okumayı pek sevmemiş, terzi dükkAnı bulunan Avni amcanın yanına terzi çırağı olarak girmişti. Küçük kardeşim Sebahattin ise ilkokulu henüz bitirmemişti.

Birinci katta önümüze bir koridor çıktı, sağlı sollu sınıflar vardı ve koridorun en sonunda sağ başta müdür beyin odası vardı. Bizde kayıt için odasına yöneldiğimizde onu kapının önüne çıkmış ayakta bizi bekler bulduk. Herhalde pencereden bakınca bizi, daha doğrusu “Kilise Tepesi” nin en haylaz oyuncusunu görmüş olacak ki, kapıya çıkmak ihtiyacını duymuş. Şöyle bir bakıştık ve ona doğru babamla yine el ele yürümeye başladık. Az yaklaşınca; okula kayıt için bunu getiriyorsan, hiç getirme, o burada öğrenci değilken biz onunla baş edemiyorduk dedi! Babam hiç bir şey söylemeden sessizce müdür beyin yanına daha da yaklaştı ve tam önünde durduk. Bir müddet nefeslendikten sonra, babam bir müdür beye, birde bana baktı, sonra bana okkalı bir tokat yapıştırdı. Bu zamana kadar yaptığı yaramazlıkların cezasını şimdi verdim, bundan sonra sana emanet ediyorum. Eti senin kemiği benim, okuyup adam olsun sayende dediğinde, şaşkın olanları seyreden müdür bey hiç sesini çıkarmadan, çaresiz kaydımı yaptı ve ortaokula böyle başladım. Babamın o mübarek tokadıyla nerelere geldiğime bakınca, öbür yanağıma da müdür bey bir tokat aksetseydi daha nerelere gelirdim kim bilir… Her ikisinin de bizlerde emeği olan bütün büyüklerimizin mekAnı cennet olsun. Allah onlardan razı olsun.

Kilise Tepesi resmine bakarak, hatırlayabildiğim kadarıyla bazı şeyler anlattım. Asıl Kilise Tepesi'ni çevreleyen mahallemizin evlerinden ve o evlerde oturanlardan da bahsetmek gerekir. Eski bir resim daha var; komşularımızdan rahmetli Şuayip amcanın jet savaş pilotu olan oğlu Ömer Bey'in havadan çektiği bizim mahallenin resmi. O resimde Kilise yıkılmış, yerine inşa halinde birinci katı çıkmış bugünkü okul binası var. Ufuk Mistepe kardeşimiz bir ara bana geldi. Mahalledeki evleri aynı resim üzerinden numaralanmış içinde oturanları birlikte isimlendirdik.

Bugünkü nesle ve halen mahallemizde oturup eskileri tanımayanlara, mahallemizin o günkü halini ve o günlerde orada oturan mahallemizin çoğu rahmetli olmuş sakinlerini tanıtmak lazım…

Çok teşekkür ediyorum Yüksel Şen kardeş. Sen olmasaydın Ünye için böyle güzel bir çalışma yapılmazdı. Yine sen olmasaydın bu yazıları bizler yazamaz, anılar ve geçmişe ait hatıralar ortaya çıkmaz, yeni nesillere intikal etmezdi. Sağ olasın, Allah sana uzun ömürler versin.                                                                                                



Bu Haber 1895 Kişi Tarafından Okundu.
YORUMLAR
Başlık : SENİNLE GURUR SUYUYORUZ... Tarih : 8 Aralık 2009 / Pazar Üye Adı :DİLEK YILMAZER
canım abim yazını okudum senin ağzından bunları okuyup öğrenmek beni çok duygulandırdı seninle gurur duyuyoruz sağlık ve sıhat diliyoruz
BU YAZARIN DAHA ÖNCEKİ YAZILARI