26 Ağustos 2017 Pazar
ARİF TAKICI
Doğmak

Doğmak Cenabı Allahlın insanlara verdiği en büyük nimetlerden biridir.

 Canlı cansız tüm varlıklar, milyonlarca ışık yılı ile ulaşılabilecek yıldızlar galaksiler, Dünya ve üzerinde yaşayan canlılar Allah kün dediği ve doğdukları için varlar.

  Tüm gezegenler ve dünya Allah'ın kün, yani ol demesiyle var olduğundan beri hiç durmaksızın hem hareket etmekte, hem birbirlerinden uzaklaşmakta ve de sürekli genişlemektedirler. .

    Bu ne büyük bir ahenk ve şaşmaz bir koordinasyon ki kazaya maruz kalmamakta, mesela her seferinde devasa gök taşları dünyamızın yakınlarından teğet geçerek bize zarar vermeden yoluna devam etmektedirler.

 Dünyamız ve diğer gezegenler sürekli hareket ettikleri halde bir kaza ile dünyamıza çarpsalar insanlığın sonu olur değil mi?

 Ama bütün kAinatın sahibi olan HAkim Allah tüm gezegenleri öyle bir işbirliği ile görevlendirmiş ki, hiç biri diğerinin sınırına tecavüz etmiyor.

 Bu arada yok olan, başka gezegen tarafından yutulan ve yeniden doğan gezegenlerle birlikte sonsuzluk okyanusunda üzerinde insanları barındıran Dünya da bizler de doğuyor ve ölüyoruz tıpkı gezegenler gibi.

   Doğmak dedim de… Ne ilk doğmamız son doğmamızdır, ne de ölmemiz son olmamızdır aslında!

  Dostlar… Biz her gün doğuyor ve ölüyoruz, ama idrak edemiyor anlayamıyoruz!

   Gece uyumamız ölümün bir provası, akrabası, kopyası, ölüme örnek olması ve adeta ikiz kardeşi değil midir?

   Sabah yeniden uyanmak, şuur ve bilinçle nefes almak, yeniden var olduğumuzu ve yeni bir güne başladığımızı bilmek, yeniden doğum gibi değil midir?

   Öyleyse biz her gün yeniden doğuyorsak, bir bebek refleksi gibi ol masada bulunduğumuz yaşın refleksimizi formatladığı ölçüler içerisinde doğduğumuz her günün içini doldurmak mecburiyetinde değil miyiz?

  Doğduğumuz her gün bir şeyler öğrenmek,  kendimiz yakınlarımız, şehrimiz, ülkemiz ve insanlık için bir şeyler yapmak, Hayata katkı sunmak ve şükretmek durumunda değil miyiz?

   Dünü ile bu günü aynı olan zarardadır diyor yüce Peygamberimiz.

    Öyleyse Doğduğumuz her günün hakkını vermek zorundayız!

   Bakın Dünya'ya… Doğduğu, yani uyandığı her günün hakkını vererek çalışan milletler nasıl da ilerlemişler.

 Cenabı Allah çalışan atais yAda gayri Müslim olmuş diye çalışanın hakkını zayi etmiyor ilerlemesini durdurmuyor.

Cenabı Allah Müslümansın sürekli zikir yapıyor ibadet ediyorsun diye de otururken sana atom silahı ya da diğer teknoloji ürünleri sunmuyor.

   Yani anlayacağınız… Çalışan kazanıyor dostlar!

   Her gün insan ve diğer tüm canlılarda yeniden doğuyor.

  Ama hepsinin bir görevi var ve o görevi ifa ediyorlar.

       Eşrefi mahlûk olan insan sabah ölüm eşdeğeri uykudan uyanarak o günü üretmeden geçiriyorsa ne yazık değil mi?

 Üstüne üstlük komşusunu gürültü yaparak,  çöp atarak, balkona ıslak damlayan halı asarak rahatsız ediyorsa, kaldırımda çöp ve çekirdek kabuğu atarak insanları rahatsız ediyorsa ne yazık değil mi?

 Bu yaptıklarının hem medeni ve çağdaş normlara, hem de Müslümanlığa uymadığını düşünememesi ne yazık değil mi?

  Bu yaptıklarının kul hakkına girdiğini ve yaptığı bu uygunsuz hareketlerden dolayı insanlardan özür dileyip helallaşması gerektiğini düşünememesi ne yazık değil mi?

 

  Unutmayın… Yarın sabah uyandığınızda yeniden doğmanın kadri ve şükrü ile hayata ve yakınlarınıza tebessümle merhaba deyin, kıymetini bilin ve o günü dolu yaşayın.



Bu Haber 404 Kişi Tarafından Okundu.
YORUMLAR
Bu Yazıya Yorum Bulunmamaktadır. İlk Yorumu Yapan Siz Olun.
BU YAZARIN DAHA ÖNCEKİ YAZILARI