9 Mart 2018 Pazar
MUHAMMED SIDDIK ÖZ
Erbakan Haftasının Ardından…

Aziz okuyucular. Geçtiğimiz hafta “Erbakan Haftası” günlerinde Türkiye'nin dört bir yanında ( N. Erbakan'ın 7. Ölüm yıl dönümü münasebetiyle) N. Erbakan'ı anma ve anlama programları düzenlendi. Yazılı ve görsel basında (TV.- İNT.-Sosyal Medya)da bu haftaya ve Merhum Necmettin Erbakan hocamıza ve görüşlerine büyük ölçüde yer verildi. Bendeniz de bu platformda tuzum bulunsun kabilinden, geçen yıl “Sebil-ür Reşad” dergisinde Merhum Erbakan hocamız hakkında yayınlanan 9 adet makaleden biri olan ve Kocaeli Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Abdülkadir Macit'in makalesini özetleyerek yayımlamayı düşündüm.

Necmettin Erbakan'ın şahsiyetinin tarihi köklerine baktığımızda köklü bir ailenin, mümbit bir yetişme ortamının, ders aldığı mümtaz hocaların ve başarılı bir eğitim hayatının en başta gelen unsurlar olduğunu görürüz. Bütün bunların yanında bu unsurlara istikamet veren en önemli etken İslam'ın ta kendisidir. Söz konusu ettiğimiz bu amil ışığında Erbakan, inançlı ve inançları istikametinde yaşayan bir insan olarak telakki edilmelidir. Bundan dolayı her problemi İslami kurallar ekseninde değerlendirmiş, Kuran ve sünnet merkezli konuşmaktan ve siyaset yapmaktan hiçbir zaman kaçınmamıştır. Bu bağlamda vurgulanması gereken diğer bir husus doğu ve batı düşüncesine vakıf olan Erbakan'ın şahsiyetinin her iki medeniyetin birikiminin de akislerine sahip olmasıdır.

İmanını siyasetle aksiyona dönüştüren Müslüman şahsiyet!

O hiçbir zaman dinin ana referans çerçevesinden en ufak bir taviz vermemeye çalıştı, akideyi ve fıkhi çerçeveyi aşan herhangi bir söyleme ve fikre hem teşebbüs etmedi hem teşebbüs etmek isteyenlere açıkça karşı koydu. Bu son derece önemliydi. İmanının bir sonucu olarak siyasi görüşlerini ve ideallerini formüle etmişti. İslam dininin köylülerle , okumamışlarla özdeşleştirildiği bir dönemde varlıklı bir aileye mensup olan, Almanya'da eğitim gören, parlak bir akademik kariyere sahip olan ve Türkiye'nin en seçkin üniversitelerinden birinde (İTÜ) öğretim üyeliği yapan Erbakan'ın mütedeyyin bir hayat tarzına sahip birisi olarak mücadele etmesi onun ayırt edici bir özelliğiydi. Söze Es-Selamu Aleyküm diyerek girer, her sözüne besmele ile başlar ve sözü  daima dua ile bitirirdi. Açıkça görünen o ki Erbakan, Müslümanca konuşmaktan hiçbir zaman yüksünmedi ve hüviyetimizden hiçbir zaman utanmadı.

Osmanlı Beyefendisi

Erbakan siyasette medeni ve seviyeli üslubunu kendisine karşı saygısızlık gösterenlere karşı dahi korumuştu. Nezaketiyle, sevecenliği ile, mütedeyyinliği ile İslam alemine yönelik alaka ve muhabbeti ile, batı sömürgeciliği ve emperyalizme karşı bakışıyla Erbakan, gerçek bir Osmanlı Beyefendisi idi. Yüzünden tebessüm eksik olmazdı. Öfke saçan, kırıp döken, kaba saba tavrı pek görülmemiştir.

Dahi ve baskın kişilik

Okul hayatındaki birincilikleri, Almanya'da bir çok başarıya imza atması, 27 yaşında Türkiye'nin en genç doçenti ünvanına sahip olması, bugün hala her yerde karşımıza çıkan Gümüş Motoru kurup faaliyete geçirmesi onun dahice denilebilecek durumuna birkaç örnektir. Kişiliğinde mahfuz olan dahiliğine ilave olarak sıradışı bir zekaya da sahipti. Bulunduğu ortamda zekasıyla  üstünlüğünü hissettirirdi. Bir röportajında siyaseti niçin yaptığına dair bir soruya: “Anladım ki amacımı gerçekleştirebilmem için tek yol siyaset yapmak. Evet geleceği parlak bir akademisyen olarak ilerleyebilirdim ama köprü altlarındaki çocukları, nehir kenarında elleriyle çamaşır yıkayan kadınları, ekmek arabasının arkasından yalın ayak koşan çocuğun ihtiyacını kim karşılayacaktı?” Şeklinde cevaplayarak Hz.Ömer'in hassasiyetini kuşandığını belirtmiştir.

 

Yüksek Hedefler, Büyük Hayaller

Erbakan son derece idealistti. Bu ülkenin gençlerine düş kurmayı, büyük düşünmeyi öğretti. Öğretilenlerle yetinmemeyi de öğretti.

Lügatında pes etmek olmayan lider!

Erbakan'ın hayatı hep zor zamanlardan oluştu. Ancak Erbakan'ın lügatinde pes etmek yoktu. Kurduğu partiler kapatıldığında bile hiçbir zaman pes etmedi, her seferinde sıfırdan başladı. 12 Eylül'de yasaklandıktan sonra Refah Partisi'ni kurup 1995 seçiminde birinci parti haline getirerek başbakanlık koltuğuna oturmasının gerisinde de bu azim ve sebat vardı.

Erbakan'ın çağdaş İslam düşüncesindeki yeri

Erbakan siyasi görüşlerini ve ideallerini “Milli Görüş” şeklinde formüle etmiştir. Açıkça görünen o ki Erbakan'ın çağdaş İslam düşüncesine etkisi ve katkısı sadedinde zikredeceğimiz en önemli kıymet Milli Görüştür. Erbakan'a göre Milli Görüş, herhangi bir siyasi hareket değil bilakis maneviyatçı, hakkı üstün tutan ve nefis terbiyesini esas alan İslam'ın günümüz şartlarını göz önünde bulunduran bir yorumlama biçimidir. Bizim kanaatimiz de odur ki Erbakan'ın Milli Görüş ile ulaşmak istediği hedefler aynı zamanda İslam'ın da asıl hedefleridir. Erbakan'ın Milli Görüş hareketini doğuran Türkiye'deki İslamcılığın tarihi arka planı ve siyasileşme süreci tam da bu dönemde karşımıza çıkmaktadır. Erbakan Milli Görüş düşüncesi ile İslami hayatı salt sosyolojik bir olgu olmaktan çıkararak, göz ardı edilmeyecek önemde siyasi bir olguya dönüştürmüştür. Siyasi aktörlere deyim yerindeyse ayar vermiş, siyaset sahnesine dini değerleri taşımıştır. Hiç şüphe yok ki 60'lı yıllar öncesinde bastırılmış, sindirilmiş, yok sayılmış, tasfiye edilmiş bir ortamda aksini söylemek, dini referanslarla siyasi mücadeleye girmek onun ayırt edici özelliklerinden bir tanesidir. Bu sayede Erbakan İslam'ı ve Müslümanları sağın ve solun blokajından kurtarıp kendine mahsus bir dil ile siyaset yapmıştır. Diğer bir ifade ile, Milli Görüş ile Türk siyasetini İslamlaştırma, İslami söylemi normalleştirme hususunda mühim bir rol oynamıştır. Neticede din, toplumun gündemine normal olarak siyasi arena ile girmiştir. Erbakan uzun yıllar batıcılar karşısında ne meşruiyet krizine düştü ne de ısrarla çağrısından geri durdu. Müslümanca konuşmaktan hiçbir zaman yüksünmedi ve hüviyetimizden hiçbir zaman utanmadı. Dahası Erbakan, kendi döneminde Milli Görüş hareketi ile İslam'ın dünya görüşünü inşa etmek, yeni bir dünya meydana getirmek istemiştir. Bu dünyanın meydana getirilmesinde de tedrici olarak üç aşamayı planlamıştır: Yeniden İslam temelinde bir Türkiye, İslam temelinde bir Orta Doğu ve İslam temelinde YENİ BİR DÜNYA. Bu hususta Erbakan'ın çağdaş İslam düşüncesine bir diğer katkısı da D-8 projesi olmuştur. D-8 esasen 1,5 asır öncesinde 2.Abdülhamit'ten aynı asırda Aliya İzzet Begoviç'e kadar uzanan bir idealin yani “İttihad-ı İslam ( İslam Birliği )” şeklinde ifade edilen bir söylemin yansımasıdır.

 

Erbakan'ın bu maksatla1970'lerin başından itibaren telaffuz ettiği İslam birliğini, unsurlarını ( İslam Ülkeleri Birleşmiş Milletler Teşkilatı, İslam Ülkeleri Savunma Teşkilatı, İslam Ülkeleri Kültür İşbirliği Teşkilatı, İslam Ülkeleri Ortak Para Birimi) ve ilk büyük adımı olan D-8 ‘i batı dünyasına ve yüz yıllık Siyonizm mücadelesine alternatif bir dünya düzeni teorisi olarak ifade edebiliriz. Hülasa edersek Erbakan'ın çağdaş İslam düşüncesindeki yerini aşikar hale getiren cephelerin sarih iki örneği hiç şühesiz Milli Görüş ve D-8'dir. Zira aynı zamanda “güçlü, devrimci nitelikleri ile, özünde insanın ve eşyanın diriliş müjdesini taşıyan bir kültür hareketi” olan milli görüş ile “Türkiye'nin öncülüğünde bir İslam Birliği” nin gerçekleştirilmesi için uygulamaya konulan D8'in, İslam'ın gerçekleştirmeyi murad ettiği hedeflerin çağdaş dönemde Erbakan tarafından hayata geçirilen karşılığı olarak telakki edilmelidir. 



Bu Haber 429 Kişi Tarafından Okundu.
YORUMLAR
Bu Yazıya Yorum Bulunmamaktadır. İlk Yorumu Yapan Siz Olun.
BU YAZARIN DAHA ÖNCEKİ YAZILARI