10 Mart 2018 Pazar
ARİF TAKICI
Kalbe Dokunmak

Kalbe dokunmak… Yani sevgi nakşetmek, duygu zerk etmek, güven gark etmek, saygı berkitmek,

 ne kadar güzel?

    Bu ne kadar duru ve ulu, İşte bu mutluluğun yoludur.

  Geçen gün bir Alim hocam ile sohbet ediyorduk. Dedi ki tebessüm ve iyi muameleye dair:  Peygamberimiz dedi ki: Bir kimse karşılaştığı kimseye tebessüm ve sevgi ile yaklaşırsa, bu davranışı Mescidimde kılınan bin rekAt nafile namazdan efdaldir.

  İşte bağımlılık ve birçok toplumsal olaylar ile yaşadığımız sıkıntı bu. Kalplere dokunamamak!

    Yaşadığımız. eşitli sosyal sorunlarda ki yükseklik bundan!

    Geçen gün konferans verdiğim Mürüvvet Vidinli Anadolu teknik meslek Lisesinde gördüğüm manzara bu manada ders vericiydi.

   Orada bağımlılıktan kısaca bahsettikten sonra öğrencilerin kalbine dokunan konuşmalar yaptım.

   Onların zaten özgüvenli kişiler olduğunu ve dolayısıyla özgür iradeleriyle bağımlılıktan zaten uzak duracaklarını ifade edip,  çanak kaleden kısaca bahsettikten sonra, size görev veriyorum dedim.

 Siz şu an itibarıyla birere Yeşilay gönüllüsüsünüz. Ailelinizde ve etrafınızda sigara içenler varsa onlara sigarayı bıraktıracaksınız.

 Bizar milli duygularını da şahlandıran konuşma yaparak konuşmamı sonlandırdım.

 Yani onlara güvendiğimi hissettirdim.

  Ne oldu biliyor muşunuz? 

  Konferans sonrası iki öğretmenimizle öğretmen odasında çay içip sohbet ediyorken bir öğrenci geldi ve dedi k: Hocam arkadaşlar konferanstan etkilendiler. Sigara kullanan birçok arkadaş sigarayı bırakmak için sözleştiler.

 Bu nedir değerli okurlar? Bu kalbe dokunmanın berrak bir göstergesidir.  Bu bana da çok önemli bir hayat dersidir.

  İşte biz bunu yapamadığımız için bunca kavgalar, münakaşalar, küslükler, cinayetler gibi sorunlar girdabında uğraşıyoruz… Sadece kalbimize ve kalplere dokunamadığımız için.

   Selamlar silik, bakışlar sönük, cümleler koruk, suratlar buruk, konuşma savruk…  Bunun için sorunların tavan yapması!

     Konuşmalarımız çok hızlı ve fazlaca gereksiz cümleler kullandığımız tarzda hiç haz vermiyor.

      Bilen sofralarına ihtiyaç var. Ah bulsam da otursam bu aralar öyle sofraya.

   Sofra dediysek ye babam ye sofrası değil ha... İlim sofrası!

  Eskiden Mekke'de yaşadığım dönemde KAbe'nin karşısındaki dağda bulunan Bilal'i Habeşi mescidine ziyarete gitmiştim.  Namaz vakti değildi. Mescidin içerisinin bir köşesinde iki kişinin sohbet ettiğini gördüm. Biraz dikkat ettim, giyimlerinden birinin Suudili, diğerinin ise Cezayir ya da Tunus taraflarından olduğu kanaatine vardım.  Ama o kadar tatlı ve etkileyici sohbetleri vardı ki, etkilendim.

  Yanlarına yaklaştım,  kendimi tanıtarak sohbetlerine katılmak için izin istedim. Memnuniyet ifade ederek kabul ettiler.

  Anladım ki, biri umre ziyaretine gelmiş olan Cezayirli bir Alim, diğeri Bilal'i HabeşÃ® mescidinin sorumlusu.

   Ben hayatımda bilfiil böyle haz duyduğum sohbete çok az şahit oldum. O ne nezaket, karşılıklı nezaketle dinleme ve müsaade alınarak yüksek saygı irtifa arz eden konuşmayla yapılan sohbetti?

   Konuşanın cümleleri kullanılış hızı, konuşurken ve dinlerken yüzlere akseden tebessüm,  yüz ve el mimiklerindeki nezaket,   dinleyenin ise çok dikkatle dinlediğini belli etmesi, konuşanın gözlerinin içine bakması, mütebessim bir şekilde dinlemesi, zamanlamasını iyi ayarladığı belli olan baş sallama

     tasdikleyişi…  Hepsi bir edep ve adabı muaşeret içerisinde benim de bir iki yerde iştirak ettiğim, bitmesin bu sohbet diyeceğim bir kıvamda devam etti. Kalbi saygılarımla kalın sağlıcakla

 

 



Bu Haber 299 Kişi Tarafından Okundu.
YORUMLAR
Bu Yazıya Yorum Bulunmamaktadır. İlk Yorumu Yapan Siz Olun.
BU YAZARIN DAHA ÖNCEKİ YAZILARI