HABER ARAMA
  • DOLAR
  • EURO
  • ALTIN
  • BIST 100
SON DAKİKA HABERLER
ANKET
Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?
Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?
  • Gayet Güzel
  • Kullanışlı
  • Beğenmedim
  • Daha iyisi olabilirdi
HABER ARŞİVİ
Lütfen Bir Tarih Seçiniz
FINDIK BORSASI
23 Mart 2019 Cumartesi
Fındık Fiyatı


17,00 TL - 18.00 TL
PUAN DURUMU
NAMAZ VAKİTLERİ
13 Mart 2019 Çarşamba Saat: 08:43

Yaşar KARADUMAN / Ünye’de Birinci Dünya Savaşında Hastane Yapılan Kaptan Konağı

“Yaralılar gece gemilerle geliyordu, biz gemiler görsün diye bütün pencerelere fener asmıştık. Çok yaralı geliyordu. Çoğunun yaraları kangren olmuştu.”
Yaşar KARADUMAN / Ünye’de Birinci Dünya Savaşında  Hastane Yapılan Kaptan Konağı

Kaptan Süleyman Efendi, 1880 yıllarında Sicilya seferinden dönüşünde götürdüğü kendir, kuru fasulye ve şaraplardan kazandığı para ile bugünkü Hükümet Konağının arkasındaki yokuşa bir konak yaptırmaya karar verdi. Konağın bir benzerini daha önce Ordu’da yaptırmıştı, ölçtürdü biçtirdi “aynısı olsun” dedi ustalara.

Konağın yapımı dört yıl sürdü. Konak ilk giriş katı taştan, üç kat olarak yapılmıştı.

Süleyman Kaptan kimdi, nereden gelmişti, çok fazla bilgi yok.  Ünye’de bugün yaşayan akrabaları var mı, onu da bulamadık. Süleyman kaptan bir müddet sonra konağı Mehmet Rıza Bey adlı birine sattı.

 

Yıl 1888…

Trabzon vapuru yolcu ve yük almak için Ünye limanına demirler. Yolculardan  Azeri Türkü İran vatandaşı Tebrizli Mehmet Rıza Bey  İran’ın Trabzon Şehbenderi (Konsolosu)’dur. Görev süresi dolmuş. İstanbul’da bulunan akrabalarının yanına gitmektedir ihtiyaçlarını karşılamak ve gezinmek için karaya çıkar. Rıhtım boyu kısa bir Ünye turu neticesinde bu şirin kazada kalmaya karar verir. Bekârdır. Bir zaman sonra kendisi gibi İran vatandaşı olan Mücevher hanımla evlenir.

 

 

 

Konsolosluk mu

Konsolos’un Konağı mı?

Ünye’de Mücevher Hanım adlı İran asıllı bir ailenin kızı bir hanımla evlenen konsolos Mehmet Rıza Bey, İlk önce eski adıyla Gazhane olan eski Fiskobirliğin arkasında bulunan büyük bir binaya yerleşir. Bu yer eşi Mücevher Hanım’ın ailesine aittir. Ev iki katlı ve uzunca bir evdir. Evin önünde Hem Osmanlı hem de İran devletinin bayrakları bulunur ve evin önünde askerler nöbet tutarlar.

Süleyman Kaptan konağı Mehmet Rıza Bey’e satarak İstanbul’a göç eder. Mehmet Rıza Bey’in konağı satın aldığı sırada halen konsolos olduğu, konağı da İran Konsolosluğu olarak kullandığı hakkında çok net olmayan bir de bilgi vardır. Veya konsolos oturduğu için konsolosun konağı denilmesi de muhtemeledir.

Konağın alt katında, üzerinde elinde bayraklı bir aslan kabartması olan bir taş bulunmuştur. Bu İran bayrağının sembolüdür. Bu da bizi binanın konsolosluk olarak kullanıldığı bilgisine götürmektedir.

 

Mehmet Rıza Bey’in Mücevher Hanım’dan bir erkek, bir de kız çocuğu olur.  Erkek çocuğa Ali Haydar, kıza da Nadide adını verirler. Ali Haydar Bey Trabzon’da hukuk tahsil eder. Ünye’ye geldiğinde bir süre dava vekilliği yapar. Farisi geleneğinden geldiği için aynı zamanda babası Mehmet Rıza Bey gibi şairdir.

Babası, Şair Eşref ile mektuplaşır ve atışmalar yaparken kendisi de Ünye’de Kaymakamlık yapan şair Ömer Bedrettin Uşaklı ile iyi iki dosttur. Ömer Bedrettin’in Ünye Kaymakamlığı (1932) zamanında kurulan Ticaret ve Sanayi Odasının da ilk genel sekreterliği görevini ifa etmiştir.

Ali Haydar Bey,  Kazım Ağa adlı birinin Huriye Hanım ile evlenir ve Huriye Hanımdan 3 kız 3 erkek çocuğu olur. Ali Haydar Gürkan 1957 yılında İstanbul Fatih’te Kırıkçeşme’deki evinde vefat eder.  Çocukları Sutude, Mezahir, Cemile Latife, Nadir, Şahin, Rıza, Fırtına ve Mirace Perran’dır. Cemile Latife daha sonra Öğretmen Ömer Çam ile evlenir.

Ali Haydar Bey konağı 1934 yılında Termeli Mehmet Efendi adlı bir tüccara satar. Termeli Mehmet Efendi Terme’de ticaret yapmasına rağmen yazları çoluk çocuğu ile Ünye’de geçirmektedir. Termeli Mehmet Efendi’nin dört erkek, bir kız çocuğu vardır; bu çocuklardan bugün yalnız Yusuf Alver (Ezc.) hayattadır.

Konağın bir başka özelliği de İran Konsolosluğu olmasından başka iki defa da askeri hastane olarak kullanılmış olmasıdır... İlk hastane olarak kullanıldığı muhtemelen 1912 Balkan Savaşı yıllarıdır. İkinci olarak hastane haline getirilmesi dört yıl sonra, Birinci Dünya Savaşı yıllarına rastlar. Bu savaşlarda Ünye’ye çok sayıda yaralı gelmiş ve Ali Haydar Efendi konağın iki katını hastane olarak yaralılara açmıştır.

 

Konak Hastane Oluyor

Osmanlı İmparatorluğu bütün cephelerde ağır yenilgiler almakta, ölü ve yaralı sayısı devamlı artmaktadır. Cephelerden çok sayıda yaralı gelmektedir.

Bir gece limana demirleyen bir Alman zırhlısı Ünye’ye çok sayıda yaralı asker boşalttı. Ünye’de bunların tedavi edilebileceği bir yer yoktu. Bu işe en uygun bina olan on sekiz odalı Ali Haydar Bey’in konağı idi. Haydar Bey’den konağın ikinci ve üçüncü katlarını hastane olarak kullanmak için istediler, Ali Haydar Bey hiç tereddüt etmeden katları boşaltarak hastane haline getirilmesine izin verdi. Yaptığımız araştırmalardan çıkan bilgilere göre iki yıl hastane olarak kullanılan bu binada birçok yaralı asker tedavi edilerek köylerine gönderildi, birçoğu da hayatını kaybetti. Ölenler hemen biraz aşağıdaki o günlerde mezarlık olan Cumhuriyet Meydanı’na gömülüyordu. Burası zamanla askeri mezarlık olmuştu. Hastanede ölenlerden başka, yolda gelirken gemide vefat edenler de buraya gömülüyorlardı.

 

Ünye’nin İlk Hemşiresi

Hastanede Ali Haydar Bey’in o yıllarda 17 yaşında olan eşi Huriye Hanım da Ünye’de ilk hemşire olarak yaralı askerlerin tedavisi ve bakımında rol alır. Huriye Hanım, yıllar sonra torununa şu bilgileri aktarmıştır:

“Haydar Bey’e geldiler, evin iki katını hastane olarak bize ver, yaralı çok, dediler. Yaralılar gece limana demirleyen gemilerle geliyordu, biz gemiler görsün diye bütün pencerelere fener asmıştık. Çok yaralı geliyordu. Çoklarının yaraları kangren olmuştu, çok kol bacak kesti doktorlar. Ben önceleri bakamıyordum, sonra alıştım. Çok ölen oluyordu. Cumhuriyet Meydanı o zaman mezarlıktı,  hemen oraya gömüyorlardı. İki Alman doktor vardı, ameliyatları onlar yapıyordu. Yanlarında dil bilen Necmiye adında bir de hemşire vardı. Askeri gemiler durmadan yaralı getiriyorlardı. Bazen yataklar yetmiyor, koridorlara yatırıyorlardı. Geceleri sessizce getirilen yaralıların çoğu o gece ölüyorlardı.

Ölüleri evin alt katındaki taş bir odada yıkıyorlar,  gece ölenleri morg diye buraya koyuyorlar, bazen de dışarıya ağacın dibine diziyorlardı. Gemide, gelirken ölenlerin elbiselerini çıkarmadan gömüyorlardı. Türk askerleri ile birlikte yaralı esirler ve bir sürü yabancı askerler de geliyordu; konuşmalarını anlamıyorduk. Necmiye hemşire bunlarla konuşuyordu. Bu yabancılardan iyileşip Ünye’de kalanlar oldu. İki yıl kadar sürdü bu işler.

Konağa ait daha birçok bilgiyi toparlamak için biraz geç kalmıştık. Anlatılanlardan derlediklerimiz ancak bu kadardır. İleride bu konuyu araştıracaklar umarım daha çok bilgiye ulaşırlar.

Bütün bu bilgilerin toplanmasına ve bu araştırmanın yazılmasında yardımcı olan Ticaret Odası eski başkanı İsmail Hakkı Kara ve eşi Ecz. Nevin Kara’ya, annesi Emine Alver’e ve ilk hemşire Huriye Hanım’ın torunu İbrahim Gürkan’a teşekkür ederiz.

Fotoğraflar: İbrahim Gürkan ve, Ecz. Nevin Kara arşivi.

               

 

Bu haber toplam 177 defa okunmuştur

Haber Yorumları ( 0 Adet)

Adınız
E-mail Adresiniz
Güvenlik Kodu Lütfen Resimdeki kodu yazınız
Bu Habere Yorum Yapılmamış.
İlk Yorumu Siz Yapmak İster misiniz?

Son Haberler