HABER ARAMA
SON DAKİKA HABERLER
ANKET
Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?
Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?
  • Gayet Güzel
  • Beğenmedim
  • Daha iyisi olabilirdi
  • Kullanışlı
HABER ARŞİVİ
Lütfen Bir Tarih Seçiniz
FINDIK BORSASI
29 Eylül 2020 Salı
Fındık Fiyatı


PUAN DURUMU
NAMAZ VAKİTLERİ
Ünye Nöbetçi Eczaneleri
anabolik sipariş steroid sipariş balkan pharma
12 Şubat 2020 Çarşamba Saat: 08:53

Fener Kayalıklarının Sakladığı sırlar ve Süleyman Paşa Sarayı

Yaşar KARADUMAN
Fener Kayalıklarının  Sakladığı sırlar ve Süleyman Paşa Sarayı

Bugün yalnız duvarları, çeşmesi ve hamamı ayakta kalan Süleyman Paşa Sarayı Fener Altından alınan taşlarla yapılmıştı. 1801 yılında başlanan saray 1808 yılında tamamlandı

 

Dillere destan olan bu sarayın, güzelliğini kıskanan İstanbul’daki Sultan’ın “ “Bizim daha başımızı sokacak bir yerimiz yoktur, bu paşa kim ola ki yaptırdığı sarayın namı bize kadar gelmüştür!”  diyerek yaktırdığı söylenir. Süleyman Paşa’nın bu kadar görkemli bir sarayı neden Ünye’ye yaptırdığını hiçbir zaman bilemeyeceğiz. Ancak zaman zaman Trabzon’daki valilik görevinden kaçarak burada dinlendiği söylenir.

 

Sarayın duvarlarının, hamamının ve çevre yollarının yapımında kullanılan taşlar fener altından alınan taşlarla yapılmıştır. Fener altı havuzları buradan alınan taşlar nedeniyle bu hale gelmiştir.

 

Eğer 1847 yılında Temmuz ayında Karadeniz’i gezen Fransız seyyah Hammaire ve arkadaşı ressam Laurens Ünye’den geçerken sarayda misafir olmasaydı ve sarayın iç ve dıştan çizimlerini yapmasaydı, sarayın nasıl bir yapı olduğu hakkında bilgimiz de olmayacaktı.

Saray Karadeniz’deki konakların en muhteşemi idi denizden onbir metre yüksekliğindeki bir duvarın üzerine üç katlı hilal biçiminde burada altı yüz yıl önce var olmuş bir Bizans sarayının temelleri üzerine yapılmıştı.  

Bugün bu saraydan yalnız duvarları, hamamı çeşmesi ve bahçedeki havuzu ayakta kalmıştır. Duvar ilk günkü ihtişamı ile ayakta durmakta siyah taşları arasında geçmişin sırlarını saklamaktadır.

Saray1850’li yılların ortalarında bir eylül gecesi mutfağında çıkan bir yangında birkaç saat içinde tamamen kül oldu.

(Biz öyle bilirdik, son yaptığımız araştırmalarda yarısının yandığını diğer yarısında yirmi yıl kadar daha oturulduğunu bulduk. Bu makale ilk yazıldığı 2007 yılında bu bilgiden haberimiz yoktu ve biz tamamen yandı sanıyorduk..

 Mimar ve mühendislerin,  duvarın üzerine üç katlı olarak inşa ettikleri sarayın esin kaynağı Kırım Hanları sarayıdır. Ahşap ustaları büyük olasılıkla Kırım’dan getirilmiş ve orada ahşap işçiliğinde çok ileri olan Musevi Karaim Türkleridir.

Duvar ve taş ustaları ise Ermenilerdir. Bu ustalar saray duvarı ve sarayla birlikte aynı taşlarla saray hamamını da inşa etmişlerdir. Duvarın ve hamamın taşları Fener altındaki taş ocaklarından alınmıştır.

Bugünkü fener altındaki çukur ve fener altı havuzları bu taşların alınmasından sonra oluşmuştur.

Çıkartılan taşlar önce kaba olarak burada yontulmuş, daha sonra mavnalara yüklenerek denizden kavak dibine taşınmıştır. O yıllarda deniz çınar ağacının dibine kadar gelmekte idi.

Fener altına taşların mavnalara yüklenmesi için kızak ve taşıma rampaları kurulmuştur. Kayalıklarda bu yükleme sisteminin kurulduğu, kızakların ve rampaların izleri ve delikler halen durmaktadır.

Taş ustaları çıkardıkları taşların kaba kısımlarını yontarak bekleyen mavnalara yüklerlerdi.

Ocakta patlatma, delme, kırma, kaba yontma, taşıma, yükleme yapan çok sayıda insan çalışırdı. Bu insanlar inşaat boyunca fenerin arka kısmında yapılmış baraka gibi yerlerde konaklarlardı.

Deniz yolu ile şehre getirilen taşlar, burada da işlenir uygun hale getirirdi. Önünden her gün hiç dikkat etmeden geçip gittiğimiz duvar daha birçok sırrı içinde saklamaktadır..

Bu taşlar saray çevresi yollarına da döşenmişti fakat bu sokaklar ve bu yollar bugün kaybolmuşlardır.

 

Feneraltı kayalıklarının esrarı

Yedi yıl süren saray inşaatını boyunca kış aylarında denizin çoğu zaman taşımaya imkân vermediği zamanlarda taşlar kara yolu ile getirilirdi.  Taşlar fenerin önünde bekleyen öküzlerin koşulduğu kağnı irisi arabalara konurdu.   Kara yoluyla yapılan taşıma hayli zor ve zahmetli idi.

Sarayı yaptıran Süleyman Paşa o yıllarda Trabzon valisi idi. Samsun, Çarşamba, Fatsa Bolaman gibi yerlerde sarayları, camileri imaretleri vardı. Süleyman Paşa sarayda fazla oturamadı 1840 yılında Alaiye’ye (Alanya) tayin edildi (Alanya) fakat çok hastaydı gidemedi, y7eni görev yerine gitmeden Ünye ve Çarşambadaki eşleri ve akrabaları ile vedalaşmak için deniz yolu ile Ünye’ye geldi, çok hastaydı burada da duramadı Çarşamba’da ki konağına gitti ve 28 Nisan 1918 de orada vefat etti.

Mezarı Çarşamba’da ırmak kenarındaki Rıdvan Bey camisinin avlusundadır. Vefatından on yıl kadar sonra tahminen 1850 yıllarında saray bilinmeyen bir nedenle yandı, yarısı kurtuldu ve kurtulan yarısında yirmi yıl daha oturuldu.

 

Süleyman Pasa sarayda fazla oturamadı

Sarayın yapımına 1808 yılında başlandı ve tam yedi sene de bitti.  Bu saraya Ünye Sancak Beyliği Sarayı da denildi. Süleyman paşa yaptırdığı bu sarayda fazla oturamadı.. Saray bittikten üç yıl sonra 1818 yılında hayata gözlerini yumdu.

Saray onun ölümünden sonra otuz yıl daha Ünye’yi süslemeye devam etti.

Sarayı en son gören 1848 yılında Ünye’den geçen Fransız gezgin ve ressam Jules Laurens oldu.

Saray tahminen 1850 veya 1852 yıllarında bir gece ansızın yandı

Saray’ın ünü tüm İmparatorluğa yayılmış ve İstanbul’daki Sultan’ın kulağına kadar gitmişti. Tüm ışıkları yakıldığı zaman, denizden  geçen yelkenliler tarafından hayranlıkla seyredilmiş, Ünye’de öyle saray yapılmış ki adeta bir peri sarayı gibi denizin ortasında yüzüyor  denilerek anlatılmıştı.

120 odalı muhteşem saray tüm ışıkları yakıldığı zaman çok uzaklardan geçen yelkenli gemiler tarafından hayranlıkla izlenir, yüzen bir saray gibi görünürdü.

 

(Kaynak:Yaşar Karaduman, Süleymanpaşa Sarayı)

 

Bu haber toplam 434 defa okunmuştur

Haber Yorumları ( 0 Adet)

Adınız
E-mail Adresiniz
Güvenlik Kodu Lütfen Resimdeki kodu yazınız
Bu Habere Yorum Yapılmamış.
İlk Yorumu Siz Yapmak İster misiniz?

Son Haberler