HABER ARAMA
SON DAKİKA HABERLER
ordu reklam ajansı akıllı ev sistemleri akıllı ev
10 Haziran 2020 Çarşamba Saat: 09:13

Gömü

O. İRFAN IŞIK
Gömü

30 Ocak 1923 günü Lozan’da imzalanan Türk-Yunan mübadele sözleşmesi, Anadolu Rumlarına duyurulunca ilk tepki, karara isyan olmuştu. Zengin Rum halk, yurtlarından çıkarılacakları gerçeğine alışınca, servetlerini kurtarma telaşına düşmüşlerdi.

 

 

    Yedi göbek Ünyeli manifaturacı Dimitri, sayılı zenginlerden biriydi. Mübadeleye tabi her Rum’un elinde, sahile taşıyabileceği kadar eşyayı götürme hakkı olduğu ilan edilmişti.

    Para götüremezdi Dimitri. Para daha sonra bir şekilde alınmak üzere burada kalmalıydı. Ama nasıl, nerede?

Nesi var, nesi yoksa hepsini yarı fiyatına, hatta daha azına satılığa çıkaracak, kasasındaki altınlarla birlikte yeni altınları koyabileceği büyüklükte bir öveç alacaktı. (Öveç, Ünye çömlekçilerinin –ki onların da hepsi Rum’du- yaptığı, içine tereyağı, peynir, zeytin konulan, geniş ağızlı, kapaklı, pişmiş topraktan bir çömlek)

    Sabah erkenden dükkanını açtı. Rum esnafı, komşu Türkleri bir bir dolaştı. Deposundaki, dükkanındaki değerli kumaşları satabildiği kadar sattı. Yok pahasına… Sonra da bir öveç satın aldı. Geceyi bekledi.

    Yüzlerce, Reşat-Hamit tuğralı altın liraları, beşi birlik denen 35 gr. çeken beş liraları, özenle istif etti övece. Geniş ağzını çömlekçi çamuruyla mühürledi. Kapağı bu çamura yapıştırdı. Sonra da hazinesini bir torbaya koyarak omzuna vurdu evine geldi. Taşlıkta dizili su ve turşu küplerinin yanındaki erzak öveçlerinin yanına, sıradan bir çömlekmiş gibi koydu gizlice.

    Dimitri, hazinesini nereye gömecekti? En bulunmaz, en gizli, en akla gelmez yer neresiydi?

    Öveci bir mezara gömmek sakıncalı mıydı?

En garantili mezar bir Müslüman mezarı değil miydi? Ama Müslümanların, anne ya da babanın mezarının üstüne çocuklarını gömme gibi bir uygulamaları vardı. O, ikinci ölüyü gömme uygulaması, övecin olduğu mezara denk gelirse, elli yıllık birikimi açığa çıkmaz mıydı?

    Yok. Hayır. Ne Müslim, ne gayri Müslim mezarı olamazdı gömü yeri.

    Bir ev içi yada temeli, cami, kilise, çeşme, köprü, hayır, hayır… Hiç birine emanet edemezdi hazinesini.

    Gömü yeri, kimsenin düşünemeyeceği bir yer olmalıydı.

    On yıl, yirmi yıl, otuz, kırk, elli, yüz yıl geçse bile aradan orayı hemen bulabilmeli, unutmamalıydı. Yunanistan’da, orayı, tekrar tekrar tarif edip ezberlettiği çocukları, torunları da unutmamalıydılar.

    Kıpırtısız yattığı yatakta, geniş bir mutluluk gülümsemesi yayıldı yüzüne Dimitri’nin. Parasına güvenli bir yer bulmuş, gömmüş, yıllar sonra çıkarıp kavuşmuş gibi…

    Hayalden gerçeğe döner dönmez, bıçakla kesilircesine söndü mutluluğu Dimitri’nin. Öveci gömeceği güvenli yeri bulamamıştı ki henüz. Aklına gelen tüm gömü yerleri güvensizdi.

    Derin bir iç sızısıyla Yunan ordusunun, Anadolu içlerine yürüyüşü sırasında, Müslüman Türklere yaptığı kötülükleri anımsadı. Savaşta, eşini ve oğlunu şehit vermiş bir Türk anasını dükkanından kovuşu geldi aklına.

    Kadın yalvararak, birkaç arşın basma istiyordu kendisinden. Yetim kızına bayramlık entari dikmek için. Borcum olsun diyordu. İneğimin sütünü paylaşırım seninle. Sen, yeter artık, borcunu ödedin deyinceye kadar. Dinimiz ayrı olsa da Tanrımız bir diyordu ağlayarak.

    Defol demişti Dimitri kadına. Acımasız bir hışımla, defol…  Kadının bakışları uzaklara dalıp donmuş. Yanaklarından yol yol akan göz yaşları kurumuştu birden.

 

    Sonra telaşla, gömü yeri arama düşüncesine yönlendirmeğe çalıştı zihnini. Bir türlü beceremiyordu. Kadının imgesi, ete kemiğe dönüşmüş, korkunç bir tehdit olarak dikilmişti karşısına. O gün nasıl o denli acımasız olabilmişti? Yüzünü dövecekmiş gibi azdırarak, kovmuştu acılı, zavallı kadını.

    

    Yüzü kızardı. Ter içinde kalmıştı. Tarifsiz bir utanç ve pişmanlık yaşıyordu yatakta.Tüm bu ve benzeri kötülüklerin cezası, Mübadele adıyla gelmiş, kendisi gibi Anadolu Rumlarını da vurmuştu.

    

    Şiddetli bir kıskançlıkla sarsıldı Dimitri. Kendisine dayanılmaz acılar veren düşüncelerden kurtulmağa çalıştı.  Zihnini, hazinesini nereye saklayacağı problemine yoğunlaştırdı. Sonra birden sevinçle titredi. Bulmuştu.

    O yer, Şehir dışındaki, Hasan Ağa’nın fındıklığı olmalıydı.

    Diğer Rum esnafla birlikte sık sık davet edildiği çiftlikteki bakımlı fındıklık canlandı gözünde.

        Yarın orayı ziyaret etmeyi kararlaştırdı Dimitri. Rahatladı.

    Ertesi gün Terme’ye gideceğini söyleyerek at kiraladı hanların birinden. Altı-yedi top çeşitli kumaş aldı dükkandan. Öveci aralarına sarmaladı. Ata yükledi. İki tarafa tayladığı  kumaş toplarının üstüne de kendisi oturdu.  Bir top kumaşı da dizlerinin üstüne alarak öveci iyice gizledi.

    Kısa saplı bir kazma ile toprağı dikine kesebilen bir kürek beli daha önceden heybeye yerleştirmişti. Atı dehledi.

    Ünye’den çıktı. Orman içindeki Terme’ye giden patika yolda kimsecikler yoktu. Bir dere yatağından saparak çiftliğe vardı. Atı ahıra çekti. Hazinesini özenle indirdi attan. Öveci sevip okşadı.

    Avucunun içi gibi bildiği fındıklıktaki yerli kayanın yanına götürdü öveci. Kayanın tam önünde çimi, 15 cm. derinliğinde keserek yerinden çıkardı. Toprağı bir silindir gibi dimdik, derince kazdı. Tam övecin çapı kadar. Çıkan toprağı avuçlarıyla etrafa saçmadan torbaya doldurdu. Sonra öveci açtığı çukura indirdi.    Oradan çıkardığı çimin, tam yerine oturacağı seviyeye kadar tekrar toprak doldurdu övecin üstüne, basıp sıkıştırarak. Sonra da çimi yerine oturttu.

    Ayağa kalkıp baktığında, yaptığı işin mükemmelliğinden gurur duydu. Gülümsedi Dimitri.

    Rahat ve dingindi. Şaştı bu haline  kumaş toplarının üstüne yattı,  düşünmeğe başladı.

    Yunanistan’a ayak basmadan eşine, çocuklarına parayı nereye gömdüğünü söylemeyecekti.

    Ola ki işkence görürlerdi.  Gençler işkenceye dayanamaz, açık ederlerdi gömünün yerini.

    İçi tekrar yanmağa başladı. Sahiden gideceklerdi ha! Binlerce yıllık yurtlarından koparılıp atılacaklardı demek. Deminki dinginliği, rahatlığı uçup gitti. Yüreği bir kıskaçla sıkıştırılıyordu sanki. Göz pınarları ıslandı. Taştı. Sızlana sızlana ağladı Dimitri, uzun süre… Gittikçe uyuştu, sonra sızdı, kabus dolu bir uykuya daldı.

    Seher vakti, gövdesinin her yanı tutulmuş olarak uyandı, çok yorgun hissediyordu kendini, doğrulup oturdu.  

    

Ülkeyi terk et tezkeresi bugün yarın verilirdi kendisine.

    Onları Yunanistan’a götürecek  Gülcemal vapuru dün İstanbul’dan Karadeniz’e açılmıştı, geliyordu.

 

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 1.737 defa okunmuştur
Anahtar Kelimeler : Gömü

Haber Yorumları ( 0 Adet)

Adınız
E-mail Adresiniz
Güvenlik Kodu Lütfen Resimdeki kodu yazınız
Bu Habere Yorum Yapılmamış.
İlk Yorumu Siz Yapmak İster misiniz?

Son Haberler