HABER ARAMA
SON DAKİKA HABERLER
ANKET
Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?
Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?
  • Gayet Güzel
  • Beğenmedim
  • Daha iyisi olabilirdi
  • Kullanışlı
HABER ARŞİVİ
Lütfen Bir Tarih Seçiniz
FINDIK BORSASI
5 Aralık 2020 Cumartesi
Fındık Fiyatı


PUAN DURUMU
NAMAZ VAKİTLERİ
Ünye Nöbetçi Eczaneleri
anadolujet telefon pegasus telefon thy iletişim
11 Kasım 2020 Çarşamba Saat: 08:46

MEDYA, TEKNOLOJİ VE İLETİŞİM ÇAĞINDA BOŞANMA

Av. İrfan YILDIZ BEŞLİOĞLU
MEDYA, TEKNOLOJİ VE İLETİŞİM ÇAĞINDA  BOŞANMA

En acı duyduğum, en üzüldüğüm, en içim burkularak baktığım davalar boşanma davalarıdır. Ne var ki öyle boşanma davalarına da baktım ki, boşanma kaçınılmazdı ve taraflar için en hayırlısı oydu.

 

Son yıllarda boşanmalar çığı gibi arttı. O kadar çok ki toplumu çökertecek hâle geldi. Son yıllardan maksat son 1-2 yıl değil, son 15-20 yıl.  Neden böyle oldu?

İnsanlar, çocukluktan itibaren reklâm izleyerek büyüyor. Herkes reklâm çocuğu oluyor. Reklâm çocuğu, reklâm ilk-genci, reklâm genci olarak yetişiyor.  Reklâmlar, belirli bir hayat anlayışını örnekliyor. Sürekli tüketen, sürekli alan, sürekli gezen, sürekli tatile giden, sürekli mobilyalarını değiştiren, sürekli yeni ev alan, daima daha iyisini isteyen, eskiyi sürekli atan, eskiyi sürekli reddeden, mümkünse her gün yeni bir ev ve araba dahi eşya alan, her gün en iyi markaların en yeni modellerini alıp kullanan, tüketen… Evi, arabası, eşyaları, cep telefonu, bilgisayarı, giysileri eskimediği, iyi durumda olduğu halde, sırf yeni model olsun diye yenisini alan… 57 ekran var, aha 78 ekran, yok yenisi çıktı 99 ekran, yok 112 ekran, yok 150 ekran, yok sinema boyu duvar ekran… Yav hepsi aynı şeyi gösteriyor. Yok ev sinema sistemi! Eee, tv var ya, olsun, sinema kuralım! Pazarlama şeytanları, önce çocukları, sonra kadınları, sonra babaları şişire-doldura tüketim balonu yapıyor Böylece, reklâmlarda gördüğü her şeyi almakla güdümlenmiş, hemen hepsi reklâm insanı, reklâm koyunu, reklâm mahkûmu, banka kölesi, tüketim kölesi, tüketim hayvanı durumuna gelmiş; ihtiyacına ve imkânına göre alan değil de, her yeni çıkanı cebine filan sokan gürûh durumuna getirilmiş kitlelerin mensupları… Büyüyor, evlenecek çağa geliyor.

Her işin başı ekonomi. Ekonomi alt-yapısı evliliğin.  Geliri 1 olan evlere, 1000 harcama yaptıran reklâm canavarı, tüketim manyaklığı ve  peygamberi bankalar, tanrısı borsa olan ekonomik ortam, evliliklerin baş düşmanı, baş yıkıcısı. İmdi, sorun yalnız bunlar mı? Hayır!  Reklâmlar ve dizi filmlerde, bir yaşama biçimi özendiriliyor. Genellikle sadece karı kocadan oluşan, pek az da çocukları gözüken; nedense, anne babaları, büyükleri ortalıkta pek ortalıkta olmayan, çekirdek ama çok çekirdek aileler… Toplum gerçekleriyle çok hattâ hiç bağdaşmayan; kel-alâka diziler. Sanki insanlar gökten düşmüş veya yerden bitmiş. Geleneksel aile yapılarını, ortamlarını ve geleneksel aile ilişkilerini tümüyle reddeden anlayışlar(anlayışsızlıklar). Böylece insanlar, harika(!) evlerine, harika(!) giyimler içinde, harika(!) teknolojik âlet-edevatlarıyla, cansız birer vazo gibi, harika(!) biçimde., annesiz-babasız, dedesiz-ninesiz yaşamaya devam ediyorlar. Bu vazo biçiminde, vitrin mankenleri sâbitliğinde ve süslülüğünde yaşanan(!) bu hayatlar, gayri insânî ve merhametsiz, şefkatsiz, feragatsiz, duyarsız, plastik ve yapay bir hayat biçimi yaratıyor. Bu da insanlığı öldürüyor. Bencil, hodbin, çıkarcı, hazcı, konformist, samimiyetsiz, kötü ruhlu, hayalet bir hayat yaratıyor. Bu tarz yaşantıya özendirilen ve çekirdeğin çekirdeği aileler, kendileri de mutsuz ve hattâ umutsuz oluyor, çevrelerine de mutsuzluk ve umutsuzluk yayıyor.  Bu aileden yetişen çocuklar da birer tüketim robotu gibi yetişiyor.

O mutsuz duvarlar, o yapma-yapıntı, plastik hayatlar, iliklerinize, ruhunuza dek sizi kavrayıp hapseden aşırı teknoloji kullanımı, yoğun bir stres, tahammülsüzlük, öfke ve patlamayı da birlikte taşıyor ya da getiriyor.  Evinde mutlu olmayan-olamayan insanlar, yolda-izde, maçta, dolmuşta, iş ilişkilerinde şiddet ve dehşet saçıyor.

   Bunun yanında, yabancı film ve dizilerle bulaşan özenti daha bir başka. Hele Amerikan(ABD) tipi hayat tarzı, bizim sosyal yapımıza oldukça uzak. Çocuklar ve gençler hayatı öyle sanıyor.  O aşırı kopuk, aşırı uzak, aşırı bireyci, tamamen de-stabilize, izole, çok sosyal görünen ama aslında delirtici bir yalnızlığa ve madde bağımlılığına yahut sapkınlığa götürecek kadar a-sosyal, tesanütsüz ve kendine yaşayan hayat tarzı, bizim Anadolu İnsanı tipi, Anadolu Ailesi tipi sosyal yapı ve örgümüze uzak ve ters.  Çocuklar ve gençler, çok özgür olacağım,  tam birey olacağım derken, aile ve akraba ortamından deplase olurken, yalnız, kopuk ve köle bir yaşam biçimine doğru yelken açtıklarının ayırtına varamıyorlar. Amerikalı hayat tarzı, bizim geleneksel evlilik kurumumuzla çok da bağdaşmayan, onların kendi gelenek-görenekleri içinde geçerli ve anlaşılır fakat, bizim özgün koşullarımızda yıkıcı olabilen, kopuk, dağınık ve parçalı. Fazla bireyci yapı, bize uygun düşmüyor. O tarz yapıda bizim insanımız sudan çıkmış balığa benziyor. Kapitalizm evliliğin düşmanı ve zehiridir vesselâm!

   

İşin bir başka boyutunda gelince…

Kadının zayıf olması veya bırakılması, Cumhuriyet Türkiyesine yakışmamaktadır.  Kadınları kesin olarak okutmak, eğitmek, gücü olmayan aileler ve kız öğrencilere kesin olarak destek sağlamak, kadının meslek edinmesini ve ekonomik-sosyal olanaklara kavuşmasını sağlamak, sosyal devletin görevidir. Kadını güçsüz, kadını mağdur, kadını kan ağlayan toplumların çağdaş ev uygar olmasına, güçlü olmasına, yükselmesine olanak yoktur. 

Cumhuriyet, Atatürk, Atatürk Cumhuriyeti, en çok kadını kalkındırmak, eğitmek-öğretmek, yükseltmek istemiştir. Çünkü kadınının konumu ve durumu, düzeyi, toplumun gerçekliğini yansıtmaktadır.  Çünkü kadın en başta anadır, eştir, evlattır.  İnsanın temel öğreticisi-eğiticisi annedir. Kadının eğitimli, öğretimli, güçlü olması, iyi yetişecek bir çocuğu vaat eder topluma. Kadının sosyal güç ve olanakları; toplumsal yükselmeye ve çağdaşlığın-uygarlığın olanak ve biliminden, ışığından yararlanmaya, daha nitelikli insanlar yetişmesine, yetişen yeni kuşakların daha bilinçli, daha özgüvenli ve moralli, daha ‘hayırlı’ insan olmalarına ortam ve zemin oluşturur. Kadının gücü, devletin güçlü olmasını sağlar.

Ne demiştik? Boşanma! Boşanma bir olanak ve yoldur ama gel sen boşanma… Zorunlu olmadıkça, gerçekten her türlü özveri ve dayanmaya rağmen, yürümek olanağı kalmamışsa, boşan, başka türlü boşanma. Evlilik birliği tam anlamıyla,  temelinden sarsılıp çökmemişse, boşanma!  25 yılı aştım 26 yıldır bilfiil kendi avukatlık ofisim var. Öğrenciliğimden bu yana çalışıyorum avukatlık bürolarında. Stajımı da katalım. 29 senedir avukatlık işinin içindeyim.

En acı duyduğum, en üzüldüğüm, en içim burkularak baktığım davalar boşanma davalarıdır. Ne var ki öyle boşanma davalarına da baktım ki, boşanma kaçınılmazdı ve taraflar için en hayırlısı oydu. Boşanma, tercih edilmez, tavsiye edilmez. Ama başka da çare yoksa boşanma en iyi, en güzel, en seçilesi olanak ve yoldur. Hatâlı boşanma mahkûmiyet ve mağduriyet yaratır. Hatâlı evlilik de bin bir güçlük yaratır. Evlen âdil ol. Boşanacaksan âdil ol. Her koşulda âdil ol. Âdil yaşa! Mümkünse boşanma kardeşim! Hele çocuğunuz varsa ortada, dört kere sık dişini! Boşanana madalya yok ama sabredene, evliliğini-yuvasını kurtarana madalya var: Çocukların, sevgiyle, güvenle, coşkuyla ışıldayan gözleri, sıcak sıcak, mutlu ritimlerle atan yürekleri.

 

Bu haber toplam 1.125 defa okunmuştur
Anahtar Kelimeler : MEDYA, TEKNOLOJİ, VE, İLETİŞİM, ÇAĞINDA, BOŞANMA

Haber Yorumları ( 0 Adet)

Adınız
E-mail Adresiniz
Güvenlik Kodu Lütfen Resimdeki kodu yazınız
Bu Habere Yorum Yapılmamış.
İlk Yorumu Siz Yapmak İster misiniz?

Son Haberler