HABER ARAMA
SON DAKİKA HABERLER
ANKET
Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?
Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?
  • Gayet Güzel
  • Beğenmedim
  • Daha iyisi olabilirdi
  • Kullanışlı
HABER ARŞİVİ
Lütfen Bir Tarih Seçiniz
FINDIK BORSASI
5 Aralık 2020 Cumartesi
Fındık Fiyatı


PUAN DURUMU
NAMAZ VAKİTLERİ
Ünye Nöbetçi Eczaneleri
anadolujet telefon pegasus telefon thy iletişim
14 Kasım 2020 Cumartesi Saat: 08:42

Yörelerimizde Örf ve adetler

Abdullah US
Yörelerimizde  Örf ve adetler

Mitolojik ismi PONTUS olan ve HIRÇIN DENİZ anlamına gelen Karadeniz; bu bölgede yaşayanlar üzerinde adının anlamını tam olarak etkinleştirir. Kayıkçılar, motorcular, birbirleriyle konuşurken çok yüksek sesle konuşurlar. Dalgaların sesini ancak böyle bastırırlar. İlk defa bu duruma şahit olanlar. Onların kesin kavga ettiklerini sanırlar.

 

Ülkemizin her yöresinde insanı şaşırtan o kadar garip örf ve adetlerle karşılaşmak mümkün ki insanın inanası gelmez. Bazı yörelerimizdeki ahlak anlayışını bildiklerim duyduklarım ve yaşadıklarımı da içine alacak şekilde anlatmaya çalışacağım. Sonunda belki şaşırıp kalacaksınız. Ancak doğa şartlarını, sosyal şartları öğrendikçe daha anlayışla düşünmeniz gerekebilecektir. Bu işin felsefesini yapmaya çalışanlar mutlaka bulunacaktır. Ahlak göreceli bir kavramdır. Hemen başlangıçta iyi ahlak, kötü ahlak diye ikiye ayırabiliriz! Bizlere sevabı ve günahı ailelerimiz öğretti. Okullarımızda öğretmenlerimiz, çevremizdeki büyüklerimiz çok büyük etkiler yaptılar. Ahlak anlayışımız kökleşti. Zaman kötü, kurtar artık kendini dememiz mümkün olmuyor.

Mitolojik ismi PONTUS olan ve HIRÇIN DENİZ anlamına gelen Karadeniz; bu bölgede yaşayanlar üzerinde adının anlamını tam olarak etkinleştirir. Kayıkçılar, motorcular, birbirleriyle konuşurken çok yüksek sesle konuşurlar. Dalgaların sesini ancak böyle bastırırlar. İlk defa bu duruma şahit olanlar. Onların kesin kavga ettiklerini sanırlar. İşte kayıkçı kavgası denilen sözün doğuş nedeni budur. Çevremizde her gün şahit olduğumuz kayıkçı kavgalarına sakın inanmayın. Onlar aynı kayığın insanlarıdır!

Folklorları, yani oyunları; halay çekmedeki gibi el ele tutunarak görülse dahi, halaydaki gibi geniş alanlarda gezinerek yapılmaz. Çok dar alanlarda tepinerek oynanır. O yüzden buna horon tepmek derler.

Türküler, İstanbul boğazından Doğuya gidildikçe müstehcenleşir. Rize’de ise müptezelleşir.  Trabzon’da kadın erkek normal konuşmalarında bile küfürden uzak duramazlar. Kadınların en basit ve sıkça kullandıkları sözler “poh yiyenin uşağı”, “poh yiyenin adamı” gibidir.

Hani o İslam dinini kimseye bırakmayan, yobazlığın kitaplarını yazan, vaazlarını verenlerin memleketi Rize’de pornonun albümü yapılacak binlerce türkü kadın-erkek bir arada iken söylenip oynanabilir.

Her ülkede aptalca fıkraların mal edildiği bir bölge mutlaka bulunmaktadır. Mesela Almanların Laz’ı Hamburgluların olduğu söylenmektedir. Ülkemizde İstanbul Boğazından Doğuya doğru herkese Laz denmektedir. Ancak Rize’ye kadar olan kesimde kimse Lazlığı kabul etmemekte; Rize’ye gelince, şuralarda birkaç köy ve kasaba da var denmektedir.

Genelde boşa konuşan insanlardır. Buna şu örneği verebilirim:

Temel’le Dursun çok iyi arkadaştırlar. Temel İstanbul’da çalışmaktadır. Dursun, Temel’i ziyarete gider. Çok sevinen Temel, Dursun’u İstanbul’da doyasıya gezdirir. Artık dönüş zamanı gelmiştir. Dursun, Temel’e İstanbul’u çok sevdiğini, kendisine de bir iş bulur ve haber verirse hemen gelebileceğini söyler.

Temel bir müddet sonra Dursun’a telgraf çeker. Kendisine iş bulduğunu belirtir. Ne zaman, ne ile geleceğini belirtirse karşılayacağını söyler.

Çok sevinen Dursun, falan gün falan vapurla geleceğini, o tarihte kendisini Galata Rıhtımı’nda karşılamasını belirten bir telgraf çeker.

Vapur gelmiş, Galata Rıhtımı’na yanaşmak üzeredir. Temel rıhtımda güvertedeki Dursun’u aramaktadır. Dursun da Temel’i. Göz göze gelirler. Ve birbirlerine el sallarlar. Vapur yanaşır yanaşmaz iskele salınır. Temel hemen atlar. Yukarı hızla çıkar. Güvertede Dursun’la karşı karşıya gelir. Ve konuşma başlar.

 Uy Temel sen müsun?

 Penum. Uy Dursun sen müsun?

Penum.

Sarılıp kucaklaşırlar. Ve sonra Dursun sorar.

Telgrafımı aldun mi?

Aldum. Ya sen benimkini?

Pen de aldum.

Ula Dursun neyle geldun?

Ha bu vapurla.

Ne zaman geldun?

Ha şimdu.

 

Yukarıda da görüyorsunuz. Bilinmedik hiçbir şey yok. Tamamı boş konuşmalardır!

 

Karadeniz’e gittiğimde uzun zamandır görmediğim bir arkadaşım hemen koşarak gelir. Kucaklar. Ve sorar “Ne zaman gideceksin?” Bu şu anlama gelmektedir. Hemen gideceğini söylersen sana mutlaka bir ikramda bulunmak isteyecektir. Şayet birkaç gün kalacağını söylersen iyi der. Bir gün beraber oturur sohbet ederiz. Bu da içkili bir sohbet anlamına gelmektedir.

   Ülkemizde akıl dolu fıkralar; ya Kayseriliye, ya Kürde, ya da başka bir bölge insanına mal edilir. Karadenizlilere ise aptalca fıkralar kalır. Bunları Karadenizliler de keyifle söylemeye bayılırlar.

Başka bölge insanları; bu fıkraları akıl dolu bulduklarını veya Karadenizlilerin akıllarının öğleye kadar çalıştığını söylerler. Onlar da gerçekten kafalarının çalıştığına inanırlar. Şayet çalışmıyor derseler Karadenizlilerin uyanacaklarından korkarlar.

Bölgeye ait tüm fıkralar, “Karadeniz fıkraları” “Laz fıkraları” veya “Temel fıkraları” adları ile toplanıp yayınlanmakta veya söylenmektedir.

Temel fıkralarında genellikle Fadime de yer alır. Ve bunların çoğu müstehcendir. Bazı Laz dernekleri müstehcen Fadime ve Temel fıkralarının yasaklanması yönünde dava açmışlarsa da olumlu bir sonuç alamamışlardır. Affınıza sığınıp bir tane yazmak istiyorum:

Temel biraz erken eve gelir ve yatak odasında Fadime ile Dursun’u uygunsuz vaziyette yakalar. Hemen silahına sarılır. “Ula Dursun! Vuracağum seni” dediğinde Dursun yalvarır: “Niye beni öldüreysun. O zaman sen de zindanlarda çürüyeceksun. Fadime sahipsüz kalacak! En iyisi mi biz burada tabancalarımızı boşa ateşleyip ölü numarası yapalım. Fadime kimin başına gelip ağlarsa onun olsun.” Anlaşırlar. Tabancalar patlar. Her ikisi de yere yatarak ölü numarası yaparlar. Bir müddet sonra koşarak Fadime odaya girer ve bağırır. ”Ula İlyas her ikisi de öldi. Artık ortaya çıkabilirsun!”

Doğu Karadeniz bölgemiz İslam’la en son tanışan bir bölgedir. Rus mezaliminden kaçmaya çalışan Kafkas halklarını, Osmanlı; Müslüman yapmış Hanefi mezhebini de kabul ettirerek kendi topraklarında koruma altına almıştır. Bunların çoğunun 5–6 kuşak atalarını araştırırsanız değişik dinlere mensup olduklarını görmeniz mümkündür. Defalarca hacca gidip hacı olmuş biri öldüğünde, cenazeyi kaldıran imama karısının gelip “Bu eskiden Hıristiyandı, bir de papaz çağırıp öyle de bir merasim yapsak olmaz mı?” diyenlerin çıktığı da söylenmektedir. Hatta yakın zamanlara kadar bazı evlerde Meryem Ana ikonlarının saklandığı ve buralarda gizlice ibadet eden Müslümanların bulunduğu da söz konusu edilmektedir.

 

M.Ö. 4. yüzyılda yaşamış filozof, Diyojen, Sinoplu’dur. Bir fıçının üzerinde elinde fener, yanında köpekle koca bir heykeli bu şehrimizde bulunmaktadır. Bir fıçı içinde hayatını sürdüren, İskender gibi bir krala “Gölge etme başka ihsan istemem” diyebilen, gündüz yanan bir fenerle çarşılarda dolaşan, soranlara da “adam aradığını” belirten Diyojen’in, Temel’in atası olması mümkün mü? Sizler ne dersiniz?

Son olarak şunu belirtmeliyim; Karadenizli olmam dolayısıyla sık sık adımın başına Laz sıfatı da eklendi. Ancak beni en çok üzen Temel’e yakıştırılan fıkralardı. İşte bu yüzden Karadenizlilikten istifa ettim. Ancak bunun yeterli olmadığını görünce tedavi de oldum kurtuldum. Eski nüfus kâğıdımda Kayseri yazıyor. Ehliyetime de bu şehrin adını yazdırdım. Ancak yeni nüfus kâğıdımdan silmek mümkün olmadı. Eşim ve çocuklarımın memleketlerini iftiharla söylediklerine sık sık şahit oluyorum. Bana sorarlarsa genelde “Haymanabulluyum” diyorum. Haymana’ya -bul ekleyince İstanbul’a benziyor. Benim için daha uygun olduğunu sanıyorum!

 

 

Bu haber toplam 1.224 defa okunmuştur
Anahtar Kelimeler : Yörelerimizde, Örf, ve, adetler

Haber Yorumları ( 0 Adet)

Adınız
E-mail Adresiniz
Güvenlik Kodu Lütfen Resimdeki kodu yazınız
Bu Habere Yorum Yapılmamış.
İlk Yorumu Siz Yapmak İster misiniz?

Son Haberler