HABER ARAMA
SON DAKİKA HABERLER
ANKET
Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?
Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?
  • Gayet Güzel
  • Beğenmedim
  • Daha iyisi olabilirdi
  • Kullanışlı
HABER ARŞİVİ
Lütfen Bir Tarih Seçiniz
FINDIK BORSASI
13 Nisan 2021 Salı
Fındık Fiyatı


PUAN DURUMU
NAMAZ VAKİTLERİ
Ünye Nöbetçi Eczaneleri
anadolujet telefon pegasus telefon thy iletişim
20 Ocak 2021 Çarşamba Saat: 17:39

”Sarı Yazma” Hababam Sınıfı Rıfat Ilgaz ve Ünye

Hemen hemen küçükten büyüğe hepimizin en az bir defa seyrettiği “Hababam Sınıfı” filmlerinin senaryolaştırıldığı “Hababam Sınıfı” Romanlarının yazarı Rıfat Ilgaz daha küçük bir çocukken dokuz on yaşlarında üç yıl ka

Babası o yıllarda Samsun Terme İnhisar (Tekel) memurluğuna tayin olur, görevi  çevrede,  kaçak tütün ekimi ve satışını denetlemektir. Ünye o yılarda Samsun’a bağlı bir kasabadır.

Terme, bataklık ve sivrisineklerin bol olması nedeniyle, baba Ilgaz aileyi, deniz kenarı olduğu için Ünye’de bir ev tutarak yerleştirir, kendisi de Terme’den Ünye’ye gider gelir. Fakat o yıllarda ulaşım ya at sırtında ya da ya da paytonla yapılır. Doğru dürüst bir yol yoktur ve yollar tehlikelidir, Kurtuluş Savaşı henüz bitmiştir, her taraf asker kaçakları ve eşkiyalarla doludur.

Rıfat Ilgaz Ünye’de iken bir fırıncının kendisine okumak için verdiği romanlardan etkilenmiştir. O yıllarda Ünye’de tuttuğu  günlüğü, atmış yıl sonra “Sarı Yazma” adında bir roman olarak karşımıza çıkacaktır. “Sarı Yazma” romanı o yılların Ünye’sinden belgesel nitelikte bilgiler vermesi bakımından önemlidir.

           

 

 “Sarı Yazma”da

  Ünye ile ilgili kısa bölümler

“Ünye iskelesinde İstanbul’dan gelecek vapuru bekliyordum. Tellal Çınarlı kahvenin önünde Reşitpaşa vapurunun Samsun’dan hareket ettiğini yolcusu ve yükü olanların iskelede hazır olmalarını bildiriyordu. Vapur ikindiye doğru fenerin uzandığı burundan görünmüştü, vapur yaklaştıkça yolcuların gidip gelmeleri görülüyordu güvertede. Sandallar daha vapur demir atmadan ayrılmışlardı iskeleden Ağabeyim çıkacaktı vapurdan ondan aldığımız telgrafa göre, gene de belli olmazdı, bir Karadenizli olarak  vapur yolculuğunun cilvelerini bilirdik, çıkmazsa kötüye yormamalıydım belki bilet bulamamış olabilirdi, koyunlar yer bulurdu da bu Karadeniz vapurunda insanlar bulamayabilirdi.

-Hoşgeldin abi dedim geçmiş olsun, hani eşyan?

-Ne eşyası, bir bavul zaten onu da acenteye bıraktım.

-Haydi bir payton tutalım annem bekler sonra” dedim

 

Ünye 1925 li yıllar

Ünye’de 1925 yılında vapurlar sahilden açıkta demirler, yolcuları vapura  kayıklar götürür gelen yolcuları da  alır  gelirdi.

Bu vapurlar, İstanbul’dan Trabzon’a kadar gider ve tekrar geri dönerdi ve hemen hemen her limana uğrardı. İstanbul-Zonguldak-İnebolu-Sinop-Samsun-Ünye-Ordu-Giresun ve Trabzon’a kadar gider, her limanda yolcu indirir, yük indirir ve alırdı. Sonra tekrar Trabzon’dan başlar geriye dönerek daha önce uğradığı limanlara uğrayarak geri dönerdi. Ünye’de bu yükleme ve boşaltma üç-dört saat kadar sürerdi. Ünye’den yolcu ve esnafın İstanbul’a gönderdiği, fındık, kendir, fasulye, mısır, elma ve benzeri şeyleri alırdı. Bu vapurlardan en meşhuru,  Gülcemal vapuru idi. Hatta Ünye’de bir deyim vardır, (Çabuk git gel Gülcemal vapuru gibi her yere uğrama) derler.

Gülcemal vapuru dört direkli, iki bacalı siyah bir vapurdu İngiltere’den 1911 yılında satın alınmış, Çanakkale savaşlarında İstanbul’dan cepheye asker,  mübadelede Yunanistan’dan  öçmen taşımış taşımış, , bir defa da Amerika’ya Türkiye’den yolcu götürmüştü.

 

Rıfat Ilgaz “Sarı Yazma”da  şöyle devam eder:

“-Haydi payton tutalım annem bekler sonra” dedim.

Ünye’nin havası çok güzel, suyu da, hatta Üçpınar’dan daha iyi: Bir kuyu var kapımızın önünde, herkes suyunu oradan alıyor. Acenteye bıraktığı bavulu aldık, bir arabaya bindik: Millet Bahçesinin (şimdiki park) oradan yokuş yukarı vurduk. (Hangi yokuş olduğunu bulamadık) Atların zorlandığını gören paytoncu atlamıştı arabadan:

Deh imansızlar,  boş arabayı bile zor çekiyorsunuz,.. diye sesleniyordu. Kaldırımlarda sarsıla sarsıla ilerliyorduk, ağabeyim bu yolculuktan hiç hoşlanmışa benzemiyordu, oysa ben ilk defa biniyordum Ünye’de paytona, sarsması beni hiç ilgilendirmiyordu. Yaylıdan çok başkaydı bu paytonlar, önemli günlerde binilirdi Ünye’de. Annem sokak kapısında karşıladı bizi.

Merdiveni çıkıp ta pencerenin önüne oturunca yol boyunca gözümüzden kaybolan deniz birden çıkıvermişti karşımıza. Ağabeyim havanın serinliğine aldırmadan pencereyi açmıştı. Bir yılın bunalımını çıkarırcasına geniş bir soluk aldı:

-Oh, dedi deniz havası bir başka oluyor, güzel yerden tutmuşsunuz evi.

 

“Millet Bahçesinin oradan yokuş yukarı vurduk,   atların zorlandığını gören paytoncu atladı arabadan, evimizin önünde bir kuyu var, pencerenin önüne oturunca gözümüzden kaybolan deniz birden çıktı karşımıza”

Millet Bahçesi, bugün Cumhuriyet Meydanının yola yakın tarafında olan parktır.

Acaba yokuş neresidir?. Penceresinden deniz görünen bu ev hangi yokuştadır, halen duruyor mu, yıkıldı mı? Rıfat Ilgaz, Ünye’de bu evde üç veya dört yıl kalmıştır bugün yaşasaydı 95 yaşında olacaktı.

 

Rıfat Ilgaz devam ediyor :

Fırıncı Mustafa

“Ünye’de ağabeyimle geçirdiğim yaz okuyup düşünmem, insanları biraz tanımam için çok yararlı olmuştu. Reşat Nuri’nin bütün kitaplarını okumuştum. Her gün ekmek için gittiğim fırıncı Mustafa okuduğu kitapları bana da veriyordu. Edebiyatımızda adı geçen tanınmış romanları edinmişti, okumak ıçın aldıklarımı en kısa zamanda geri verdiğim için bana da vermekte sakınca görmüyordu. Bir fırın işçisinin bu kitap düşkünlüğünden çok yararlanıyordum. Tatilin sonuna doğru “Nasıl buldun kitabı?” diye sorduğu zaman “çok güzel” demekle yetinmiyordum artık, uzun uzun görüşlerimi de açıklıyordum. Bu kişisel yorumlarım ona çoğu kez okuduğu kitaba yeniden göz arma isteği verirdi. İleri sürdüğüm düşüncelere o da kendine göre düşünceler katardı. Neredeyse ben Ünye’den ayrılırken, iki romanı yalnız yazarına, sayfasına göre değil, yazılışına, konusuna göre de birbirinden ayır edecek duruma gelmiştim.”  Bir fırın işçisinin bu kitap düşkünlüğünden çok yararlanıyordum”

Fırıncı Mustafa’yı ekmek almaya gittiği zaman tanımıştı: Bu fırın nerdeydi? Mustafa kim di? Bugün belki yaşayan oğlu ve torunları vardı.

Rıfat Ilgaz buradan tekrar memleketi olan Cide’ye dönmüş ortaokulu burada bitirdikten sonra Kastamonu öğretmen okuluna gitmişti. Uzun yıllarından sonra karşımıza birden “Hababam Sınıfı” ile çıkıvermiştir.

 

“Hababam Sınıfı” nasıl doğdu?

Rıfat Ilgaz bu konuda şöyle der:

“Hababam Sınıfı” Kastamonu öğretmen okulu anılarımdır. Ben tipleri söyleyeyim, Güdük Nemci benim. Nihat Dicle hocamız müdür yardımcısı idi ve Kel Mahmut tipinde canlandırdım. Safranbolu’lu Ahmet de İnek Şaban oldu. Yüz yirmi kiloluk bir de Tulum Fehmi’miz vardı, Fehmi’ye iki porsiyon yemek çıkardı, o da Tulum Hayri oldu. Hademe Şerife Hanım, Hafıze ana tipinde canlandı. Fransızcacı Sedat Bey yine aynı rolde. Vak Vak Rıza, matematikçi Faik Beydir, Kastamonu ağzıyla konuşurdu, Badi Ekrem Dadaylı, Rahmicük’tür. Kel Mahmut ile Şakir Bey’i çok severim, kopyayı yakalayan Maraton Reşit’ti. Hemen hepsi iyi öğretmenlerdi.”

 

Filimleri Beğenmedi

Fakat Rıfat Ilgaz romandan sinemaya aktarılan bu filmlerden hiçbirini beğenmez ve rejisörle mahkemelik olurlar ve bir açıklamasın da şöyle der:

“Hababam Sınıfı”nın ilkini izlediğimde büyük utanç duydum. Kötü öğrenci yoktur, kötü eğitim sistemi vardır.”Hababam Sınıfı” bizim Milli Eğitim’imizin bir hicvidir, romanıma bağlı kalınmasını isterdim, sözleşmeye uymadılar. Ben öğretmenim, kendi mesleğimi bu kadar ayaklar altına almam. Filmde benim romanımda olmayan bölümler vardır.

 

Ünyeli Fırıncı Mustafa’yı Bulduk

Uzun araştırmalardan sonra Rıfat Ilgaz’ın kitap alıp okuduğu Fırıncı Mustafa’yı bulduk. Fırıncı Mustafa 1974 yılında vefat etmişti.. Oğlu hayattaydı.

Fırıncı Mustafa, soyadı kanunundan sonra GÜN soyadını almıştı. Oğlu İsmet Gün “Gün Fırını”nda baba mesleğini devam ettiriyordu. Esas fırın şimdiki fırının yanında ahşap bir binanın altındaydı otuzlu yıllarda yandı.. Gün Fırını bugün de Ünye Lokumunu ve meşhur Ünye pandispanyasını üreterek geçmişi günümüze taşımaktadır. Rıfat Ilgaz’ın Ünye’de oturduğu ev hakkında çok sağlıklı olmayan bir bilgiye ulaştık. Bu konak ta  bugün yoktur. Çınar Marketin yanında idi, iki yıl önce yıkıldı.  

(Yaşar Karaduman- Sarı Yazma ve Ünye)

Kaynaklar:

Osman Doğan: Tarih Boyunca Ünye.,

Rıfat Ilgaz: Sarı Yazma,

Agah Özgüç: Popüler Tarih Temm.-Agust/Özel sayı/2001

 

 

 

 

Bu haber toplam 1.782 defa okunmuştur
Anahtar Kelimeler : ”Sarı, Yazma”, Hababam, Sınıfı, Rıfat, Ilgaz, ve, Ünye

Haber Yorumları ( 0 Adet)

Adınız
E-mail Adresiniz
Güvenlik Kodu Lütfen Resimdeki kodu yazınız
Bu Habere Yorum Yapılmamış.
İlk Yorumu Siz Yapmak İster misiniz?

Son Haberler