HABER ARAMA
  • DOLAR5,8334
  • EURO6,5645
  • ALTIN239,1333
  • BIST 10096.154
SON DAKİKA HABERLER
ANKET
Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?
Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?
  • Gayet Güzel
  • Kullanışlı
  • Beğenmedim
  • Daha iyisi olabilirdi
HABER ARŞİVİ
Lütfen Bir Tarih Seçiniz
FINDIK BORSASI
22 Nisan 2019 Pazartesi
Fındık Fiyatı


14 TL-15 TL
PUAN DURUMU
NAMAZ VAKİTLERİ
3 Nisan 2019 Çarşamba Saat: 09:01

Yaşar KARADUMAN / Yaşanmış gerçek bir hikâye “Bedeli Çanakkale’de Kanla ödenecektir”

Çanakkale Savaşlarında geçen yüzlerce ilgin anı vardır. Bunlardan biri de bir sahte para hikâyesidir. Tarihe geçen kalpazanlık hikâyesinin baş aktörü Mehmet Muzaffer’in macerası.
Yaşar KARADUMAN / Yaşanmış gerçek bir hikâye “Bedeli Çanakkale’de Kanla ödenecektir”

Çanakkale’deki birliğinin ihtiyacı olan kamyon lastiklerini karaborsadan bulan, ama parası olmayan yedek subay Mehmet Muzaffer Bey, akla gelmeyecek bir plan düşünür.

 Zabit namzedi (yedek subay) olarak Çanakkale’ye giden ve aldığı emir gereği İstanbul’a kamyon ve otomobil lastiği temin etmek için görevlendirilen, ancak para olmadığından, sahte para yaparak  görevini yerine getiren, Mehmet Muzaffer’in hikayesidir.  Bu hikaye geçen yıllarda bir lastik reklamına da konu olmuştu.

Mehmet Muzaffer, yedek subay olarak Çanakkale’ye gelir (Mart 1916).

Muzaffer, Çanakkale’ye vardığında deniz savaşları bitmişti Çanakkale’deki birliklerin büyük kısmı, Kafkas, Irak ve Filistin cephelerine sevk edileceklerdi. Hazırlanma ve noksanlarını ikmal emri aldılar.

 Alayın kamyon ve otomobil lastiği ile diğer birtakım malzemeye ihtiyacı vardı. Bunlar ancak İstanbul’dan sağlanabilirdi. Muzaffer açıkgöz ve becerikli bir İstanbul çocuğu olduğundan, karargah, gerekli malzemenin temin edilmesine onu memur etti. Gereken paranın kendisine verilmesi için de Erkan-ı Harbiye Riyaseti’ne (Genel Kurmay Başkanlığı) hitaben yazılı bir belgeyi eline verdiler.

 

O yıllarda İstanbul’da otomobil ve kamyon, nadir rastlanan vasıtalardı, lastikleriyse yok denecek kadar azdı ve karaborsadaydı. Muzaffer aradı, uğraştı, nihayet Karaköy’de bir Yahudi satıcıda istediğini buldu. Fiyatlar pahalıydı ama yapacak bir şey yoktu.

Anlaşmaya vardı… Lazım gelen parayı almak üzere Erkan-ı Harbiye’ye (Genel Kurmay Başkanlığı) gitti. Elindeki belgeyi ödeme kısmına havale ettiler.

Muzaffer az sonra yaşlı bir yarbayın huzuruna alındı. Yarbay uzatılan belgeyi okudu, karşısında hazır olda duran genç subaya baktı.

İsteyeceği paranın miktarını sormadan, “Ne alınacak?” dedi.

“Otomobil ve kamyon lastiği” cevabı verince bir an durdu. Sonra Muzaffer’e dik dik baktı:

“Bana bak oğlum! Ben askerin ayağına postal, sırtına kaput alacak parayı bulamıyorum. Sen otomobil lastiğinden bahsediyorsun! Haydi yürü git, insanı günaha sokma… Para mara yok!”

Muzaffer selamı çaktı, dışarı çıktı. Harbiye Nezareti’nin (Savaş Bakanlığı) bahçesinden dış kapıya ağır ağır yürürken, ne yapacağını düşünüyordu. Eldeki (Almanların verdiği) iki Mercedes

kamyon ve iki binek arabası lastiksizdi. Diğer malzemelerde mutlaka lazımdı. Malzemeyi bulmuştu fakat para yoktu. Eli boş dönemezdi, bir çaresini bulmak lazımdı…

 

Aradığı çareyi bulmuştu.

Doğru Yahudi tüccara gitti:
“Paranın muamelesi akşamüstü bitecek, ezandan sonra gelip malları alamam, gece kaldıracak yerim yok, yarın öğleden evvel vapurum Çanakkale’ye kalkıyor, yetiştirmem lazım. Onun için sabah ezanında geleceğim, malları mutlaka hazır edin…”

Tüccar peki dedi. Muzaffer tam ayrılırken ilave etti:

“Altın para vermiyorlar, kağıt para verecekler! (Cihan Harbi’nin başlarına kadar alışveriş altın ve gümüş parayla yapılırdı. Harple beraber “evrak-ı nakdiye” denilen kağıt paralar çıkarılmaya başlandı. Bunların üzerinde, karşılığının altın olarak ödeneceği yazılıydı.)

Yahudi yine peki dedi. Ertesi sabah Muzaffer, Merkez Kumandanlığı’ndan sağladığı araba ve neferlerle ezan vakti Yahudi’nin kapısındaydı, ortalık henüz ışıyordu, tüccar, malları hazırlamıştı.

Fenerin yarım yamalak aydınlattığı loşlukta mallar arabaya yüklendi. Muzaffer bir yüzlük kağıt para ( resmi fiyatıyla 100 altın demekti) verdi. Araba dörtnal Sirkeci’ye yollandı, lastikler hemen gemiye aktarıldı, biraz sonra da gemi Çanakkale yolunu tutmuştu.

 

Osmanlı Bankası Parayı Bozmadı

Üç gün sonra, Yahudi satıcı elindeki yüzlük kağıt parayı bozdurmak üzere Osmanlı Bankası’na gitti. Bozmadılar… Zira elindeki para sahte idi.
Muzaffer, para basımında kullanılan kağıdın aynını Karaköy kırtasiyecilerinden temin etmiş, bütün gece oturmuş, çini mürekkebi ve boya ile, gerçeğinden ilk bakışta ayırt edilemeyecek kadar güzel taklit bir para yapmıştı!..

Tüccara verdiği para buydu.

O devrin hakiki paralarının üzerinde “Bedeli altın olarak ödenecektir” yazılı idi Muzaffer, yaptığı taklit parada ise bu ibareyi:

“Bedeli Çanakkale’de altın olarak ödenecektir..” diye yazmıştı
Onun burada “altın” dediği, Çanakkale’de Mehmetçiğin akıttığı, altından da kıymetli kanı idi…

Çanakkale’den ayrılan Mehmet Muzaffer, birliği ile birlikte, Sina Cephesine gönderildi, 1917 yılında İngilizlerin çok üstün kuvvetleri karşısında, geri çekilme sırasında çarpışa çarpışa şehit oldu.

 

“Sahte paraya gelince…
Yahudi tüccar bunu mesele yapmadı.  Ancak olay bütün İstanbul’a yayıldı. Dünyada emsali olmayan  bu olay, Şehzade Abdulhalim Efendi’nin kulağına kadar gitti. Şehzade hemen Yahudi tüccarı buldurdu, yüzlük taklit kağıt parayı, bedelini altın olarak ödeyerek aldı. Sedef kakmalı bir mücevher çekmecesine yerleştirip, İstanbul Polis Okulu’ndaki Emniyet Müzesi’ne hediye etti. Bu emsalsiz parça, müzede şeref mevkiinde muhafaza olundu.

Bu olayı gazeteci merhum Naci Sadullah, “Parmak İzi” mecmuasında yayınlayarak bugünkü nesile duyurdu ve sayı 5, Sayfa 5, 7 Mayıs 1935 te  taklit paranın  siyah beyaz fotoğrafını bastı.
Para, İstanbul’dan Ankara’ya göç ettirilen müzenin birbirinden kıymetli eşyalarıyla beraber sağa-sola savrulmuş, perişan olduktan sonra, “Polis Laboratuarları Daire Başkanlığının Grafoloji ve Sahtecilik Şubesi”nin bir dosyasına koyarak bu emsalsiz parçayı korumaya almışlar.

 

Taklit Parada ilginç bir nokta daha
Şehit Muzaffer’in taklidini yaptığı paranın aslı 50 liralık kağıt paradır. Bu seri paraların en büyüğü 50 liralıklardır. Yüz lira olarak bu tipte hiç basılmamıştır.

Şehit Muzaffer aslında iki tane ellilik kağıt para yapması gerekirdi oysa tek bir yüzlük yapmıştır. Bu kağıt paralar yeni çıktığından ve veren de subay olduğundan, tüccar yüzlük para olup olmadığını araştırmaya gerek görmemiş olmalıdır.

Esasen Muzaffer paranın iyice incelenmesine imkan bırakmamak, hem de sabahın o saatinde giderek sağa sola sormak ihtimalini de ortadan kaldırmak istemiştir..

Bugünkü teksir ve fotokopi makinelerinin henüz icat edilmediği yıllarda, elle bu derecece başarılı bir taklidi bir gecede yapabilmek, büyük bir sahtekarlık değil, 19 yaşında, grafikerlikten anlamayan bir gencin, o devirde bir gecede böyle bir  sanat eseri meydana getirmesi şaşılacak bir şeydir.

Kağıt para halen Ankara Gölbaşı Kriminal Polis Labaratuarı Müdürlüğünde çelik kasada koruma altında tutuluyor.

Kaynak AA

Bu haber toplam 344 defa okunmuştur

Haber Yorumları ( 0 Adet)

Adınız
E-mail Adresiniz
Güvenlik Kodu Lütfen Resimdeki kodu yazınız
Bu Habere Yorum Yapılmamış.
İlk Yorumu Siz Yapmak İster misiniz?

Son Haberler