HABER ARAMA
SON DAKİKA HABERLER
ANKET
Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?
Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?
  • Gayet Güzel
  • Kullanışlı
  • Daha iyisi olabilirdi
  • Beğenmedim
HABER ARŞİVİ
Lütfen Bir Tarih Seçiniz
FINDIK BORSASI
25 Haziran 2019 Salı
Fındık Fiyatı


16 TL - 16,50 TL
PUAN DURUMU
NAMAZ VAKİTLERİ
6 Nisan 2019 Cumartesi Saat: 09:03

Çanakkale Savaşları’na Katılan yabancı askerlere Türkleri Nasıl Tanıttılar? Savaşa gelen askerlerin Dini ve Etnik yapısı

Bu bölümde, Çanakkale Savaşları’nda yer alan İtilâf askerlerinin etnik-dinsel yapısı, askerlere çizilen Türk imajı işlenmeye çalışılmıştır.
Çanakkale Savaşları’na Katılan yabancı askerlere Türkleri Nasıl Tanıttılar? Savaşa gelen askerlerin  Dini ve Etnik yapısı

Yaşar KARADUMAN

Çanakkale’ye gelen İngiliz, Fransız ve sömürgelerinden getirdikleri askerlerin değişik etnik ve dinsel kökenleri vardı. Bu askerleri tek bir ülkü etrafında toplamak oldukça zordu.

 İtilâf Devletleri askerlere olumsuz bir Türk imajı çizmişlerdi. Böylece, askerlerin  başarılı olacakları ve savaşma güçlerinin artacağını sanmışlardı.

ÇANAKKALE SAVAŞLARI’NDA

YER ALAN İTİLAF ASKERLERİNİN

DİNİ-ETNİK YAPISI

 Çanakkale Savaşları’na katılmak üzere Mısır’da toplanmaya başlayan İtilâf Devletleri ordusu, değişik etnik ve dinsel kökenden gelen askerlerle rengarenk bir görüntü sergilemişti. Ayrıca, yabancı lejyonerler, Hindistan’dan gelen Gurkhalar, Sikhler, doğulu Yahudi ve Rumlar’dan oluşan amele taburları, Kuzey Afrikalı, Cezayirli piyadeler, Anadolu’dan göç etmiş  olan Rumlar, Filistin’den göç etmiş olan Yahudi gönüllüler ve son olarak da tamamına yakını gönüllü olan Avustralya ve Yeni Zelandalılar, toplanma yerinde hazır bulunmuşlardı.

İngiliz ordusunda yer alan Hintliler, Sikh, Pathan, Jat, Gurkha, Bahici, Madrassi, Rawalpindi, Napal gibi değişik etnik kökenlerden bir araya getirilmiş bir güçtü ve bunların birçoğu farklı dini inançlara mensuptu.

Bu grupların içinde Gurkhaların farklı bir önemi vardı. Bunlara Hint ordusu içinde ortaya koydukları savaşçı kimliklerinden dolayı “seçme asker” adı verilmişti.

İngiliz ordusunda savaşan sayıca en önemli unsur, Yeni Zelandalılar ve Avustralyalılardı. Bunların hiçbirinin savaş deneyimleri yoktu ve Çanakkale Savaşı için kendilerine bir ay gibi kısa bir süre askeri eğitim verilmişti.

New Zeland Army Corps- adıyla geçecek bir askeri güç oluşturarak İngiliz ordusu içerisinde Gelibolu’ya, hiç tanımadıkları, bir “düşmanla” savaşmaya gelmişlerdi.

İngiliz asıllı koloni askerlerinin oluşturduğu Anzak birliklerinin bir kısmını da, Yeni Zelanda’nın kuzeyinde yer alan Polinezya adalarından gelen Maori ve Cook Adalar Topluluğu ve Ellice-Gilbert Takımadalarından gelen Raratongan adı verilen yerliler oluşturmuştu.

Bunlar oldukça savaşçı bir yapıya sahiptiler ve hiçbiri Türklerin kim oldukları ve Türkiye’nin nerede olduğu hakkında en ufak bir bilgiye sahip değildi.

Türkler, “Anzak” kelimesinin ne anlama geldiğini esir alınan askerlerden öğrenmişlerdi, esir alınan ve sorgulanan bir Avustralyalı askere Anzak kelimesinin anlamının sorulduğu, İngiliz’in ise, Anzak kelimesinin “Avustralya ve Yeni Zelanda Kolordusu” anlamına geldiğini söylediği belirtilmişti

 

Maoriler

Maori savaşlarının tanıdık bir biçimi vardı. Savaşlar daima öç alma duygusunu ortaya çıkartırdı ve bir grubu baskına gönderip düşmanı öldürmekle bu duygu bazen körelmezdi. Maori savaşçıları korkunç derecede acımasızdı.

 

ÇANAKKALE SAVAŞLARI’NDA

YER ALAN İTİLAF ASKERLERİNİN

DİNİ-ETNİK YAPISI

Mısır’da toplandıkları sırada kendi “başlarına buyruk” olarak her gece binlercesi atlarına binerek kahvelere ve “uygunsuz” yerlere gitmişler ve şehir hayatını da yaptıklarıyla çekilmez hâle getirmişlerdi. Belki de bu “başına buyrukluğun” en önemli nedeni, bunların hepsinin ilk kez savaşa gidiyor olmalarıydı. Zaten askeri disiplini sağlayacak yeteri kadar zaman da kalmamıştı.

 

Yeni Zelandalılar

Yeni Zelandalılar, tepesi kesik hatlarla dörtgen şeklinde bastırılmış bir  şapka giymişlerdi. Şapka şeridinin ortasında kırmızı bir çizgi vardı. Ceketlerinin omuzlarında “New Zeland” kelimelerinin baş harfleri olan “NZ” rumuzu takılıydı. Avustralyalılar, şapkalarının tüfek asılan sol omuz tarafını yukarı bastırmışlardı.  

 

Rumlar

İtilâf Devletleri ordusunda bulunan unsurlardan birisi de, savaş öncesinde Anadolu’dan göç etmiş Rumlar ile adalı Rumlardan oluşan gönüllülerdi. Bunlar ananevi olarak yürüttükleri bir politikanın sonucu olarak hem eski yerlerine geri dönmek hem de önceden beri buraların “Rum toprağı” olduğu düşüncelerine  hizmet etmek için İtilâf ordusu içinde yer almışlardı .

Bu düşüncelerinden hiçbir zaman vazgeçmemişler ve fırsat buldukça bu amaçlarını gerçekleştirmek için girişimlerde bulunmuşlardır.

 

Yahudiler

19cu yüzyılın sonlarında Suriye ve Filistin’den göçeden Yahudilere gelince, genelinin Rusya’dan gelen ve Wardian kampında yer alanlarla Suriyeli Yahudi Mülteciler Alayı- daha çok bilinen tanımı ile Siyonistler, 500 ile 750 kişilik bir katırlı Yahudi birliği oluşturulmuştu.

Bunlar da kendilerine sözü verilen bağımsız Yahudi Devleti vaadine  güvenerek cepheye koşmuşlardı. İngilizler, Yahudilerin bağımsız devlet kurma hayallerini de çıkarlarına uygun bir hâle getirerek onların bu düşüncesinden yararlanma yoluna gitmişlerdir. Yahudiler’e verilen vaatler sonucu, birçok Yahudi gazeteci ve bankerin destekleri sağlanmak istenmişti.

 

Afrika Müslümanları

İtilâf ordusunda Çanakkale’ye Türklerle savaşa getirilmiş, sayıları az da olsa, Kuzey Afrika Müslümanlarından da asker vardı. Bunlar Sudanlı, Senegalli, Faslı gibi Fransız sömürgelerinden zorla getirilmiş askerlerdi. İtilâf Devletleri’nin sömürgelerinden asker alma yöntemi ile ilgili en çarpıcı bilgiyi, Fransız ordusunda Çanakkale’ye savaşmaya getirilmiş olan ve Ağustos ayı ortalarında esir alınan Senegalli bir askerin ifadesi açık ve net olarak vermişti.

Senegallı Müslüman asker ifadesinde, Fransızlar’ın kendilerini nasıl zorla askere aldıklarını ve kendilerine Türkler’i nasıl tanıttıklarını şöyle anlatmıştı:

“… Ben Senegalliyim ve babamın adı Muhammed’dir. Fransızlar dini inançlarımızın gerektirdiği ibadetleri yerine getirmemize izin vermiyorlar. Bizi memleketimizden zorla toplayıp kopararak buraya getirdiler ve hemen savaşa sürdüler. Biz Müslümanlarla savaştığımızı bilmiyorduk. Ülkemizle ilgisi olmayan bu topraklarda savaşmak istemiyoruz.

Türkler hakkında bilgileri yoktu

Çanakkale’ye Türkler ile savaşmaya gelen askerlerin çoğunun gerçek anlamda Türkler hakkında neredeyse hiçbir bilgisi yoktu.. Savaş sırasında yaralanıp esir alınan İtilâf askerleri ile tedavi gördükleri İstanbul’daki askeri hastanelerde görüşen Alman asıllı Amerikalı gazeteci Schreider, izlenimlerini bir rapor hâline getirerek bunu Alman makamlarına sızdırmıştı. Söz konusu rapora göre, Gelibolu'ya çıkarma yapılacağı belli olunca Kahire, Sidney, Melburn, Vellington ve Londra gibi büyük şehirlerde yayınlanan gazeteler, Türkler aleyhine ön yargılı bir kamuoyu oluşturmak için, savaş esirlerine çok kötü davranıldığını da içeren yoğun ve yaygın bir karalama kampanyasına girişmişlerdi.

Bu propagandaya maruz kalan Anzaklar’ın savaşacakları Türk askeri ile ilgili kanaatleri şöyleydi: “ Acımasız, vahşi, barbar Türk...”

 

Pte Jonatham Walling adındaki bir İngiliz askeri, esir alındığında yapılan sorgusunda, “Türkler esirleri kesiyor, bundan dolayı bir İngiliz, intiharı esarete tercih etmektedi ” demişti

 İngiliz ordusunda savaşa katılmış bir Avustralyalı asker ise Türkler hakkında birçok yanlış  bilgiye sahip olduklarını ve savaştıkları düşmandan tam olarak haberdar edilmediklerini belirtmişti.

Bu asker, esir olduğunda verdiği ifadesinde,  “biz Almanlarla savaşmak için getirildik. Karaya çıktığımızda ise Türklerle savaştığımızı anladık. Bize, Türklerin esirleri kestikleri söylenmişti” 

17 Mayıs 1915’te esir alınan Avustralyalı bir er ile bir çavuş yapılan sorgularında,  Türklerin neredeyse “insan yiyen yamyamlar” olduklarının kendilerine ima edildiğini söylemişti “.

 

Almanlarla Savaşa Gidiyoruz Sandık

 Almanlara karşı savaşa gidiyoruz diye karaya çıktık. Türklere karşı savaştığımızı anlayınca çok şaşırdık.. Türklere esir olursanız sizi bir taraftan keserler bir taraftan da yerler diye içimize korku saldılar.

Kumkale’de yaşanan çarpışmalarda esir olarak ele geçirilen 500 kadar Türk, küçük nakliye araçları ile bir Fransız savaş gemisine götürüldüğünde, gemideki herkes küpeşteye toplanmış, heyecanlı bir ruh hâli içinde Türk esirlerine bakmışlar ve esirlerin arasında Alman askeri aramışlardı.

 

 

Çanakkale’de savaşmış bir Avustralyalı olan Allan Jack Mauriceton, kendilerine çizilen Türk imajı ile ilgili olarak, “... O sırada bize verilen bilgiler, Türk askerlerinin barbar oldukları, esirlere çok fena muamele yaptıkları idi. Gelibolu’ya çıkıp savaşa girdikten sonra, tanığı olduğumuz gerçeklerle, bütün bunların ne kadar yalan olduğunu anlamakta gecikmeyecektik...”

 

 Avustralyalı bir başka asker J.L. McKinley, Türklerle ilgili önceden kendilerine verilen bilgilerin yanlışlığını daha sonra “...

Gelibolu’nun kan ve duman içindeki savaş alanında tanıdığımız Türk askerine, hiçbir zaman kin ve nefret beslemedik. Gelibolu’ya giderken onların ne türlü kötü muameleler yapabilecekleri hususunda verilen bilgilere, yapıla gelen tüm olumsuz telkinlere karşın, Türk askerinin mert bir savaşçı olduğunu, olaylar içindeki tecrübelerimizle anlamıştık...

İtilâf Ordusu’nun komuta kadrosundakiler, askerleri esir düşmemeleri için, Türklerin esirleri parçaladıkları ve hatta yedikleri gibi düzmece yalanlarla korkutmuşlardı. Ancak esir düşen İtilâf askerleri bunun hiç te böyle olmadığını esir oldukları günden itibaren görmüşlerdi. Gerek doktorların gerek hasta bakıcıların gerekse de subayların esirlere yaklaşımları karşısında şaşkına dönen İtilâf askerleri, ailelerine ve yakınlarına yazdıkları mektuplarda bunu açık olarak ifade etmişlerdir.

Uçağı düşürülerek yaralı olarak ele geçirilen ve hastanede tedavi altına alınan bir İngiliz subayı ailesine içinde bulunduğu durumunu ve yaşadıklarını şu cümlelerle anlatmıştı: “Sevgili Anneciğim, Sağlığım eski hâline geldi. Bir iki gün sonra Türkiye’deki İngiliz ve Fransız esirlerinin bulunduğu yere sevk edileceğim. Herkes bana fevkalâde nezaket ve samimiyet göstererek, sigara vs. ikram ettiler ve beni teselliye çalıştılar.

 

Çıkarmadan önce Türkler hakkında yanlış bilgilere sahip olan İtilâf askerlerinden bazıları esir olduktan sonra Türklerden gördükleri iyi muamele karşısında oldukça şaşırmışlardı. İşte bu şaşkınlığı yaşayan askerlerden birisi anne ve babasına yazdığı mektupta bu zamana karşılaştığı insanların en iyisinin Türkler olduğunu yazmıştı.

Sonuç olarak, Çanakkale Savaşı öncesi ve sırasında Türklerle ilgili bilgilerin doğru verilmemesi, İtilâf askerleri arasında Türkleri küçümseyici bir ruh hâli doğurmuştu. Gerçeklerle yüzleşen İtilâf askerleri, durum karşısında şaşırmışlar, bu da savaşma güçlerine etki etmişti. 

Bu haber toplam 605 defa okunmuştur

Haber Yorumları ( 0 Adet)

Adınız
E-mail Adresiniz
Güvenlik Kodu Lütfen Resimdeki kodu yazınız
Bu Habere Yorum Yapılmamış.
İlk Yorumu Siz Yapmak İster misiniz?

Son Haberler