HABER ARAMA
SON DAKİKA HABERLER
ANKET
Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?
Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?
  • Gayet Güzel
  • Kullanışlı
  • Daha iyisi olabilirdi
  • Beğenmedim
HABER ARŞİVİ
Lütfen Bir Tarih Seçiniz
FINDIK BORSASI
21 Eylül 2019 Cumartesi
Fındık Fiyatı


14.00 TL - 14.50 TL
PUAN DURUMU
NAMAZ VAKİTLERİ
Ünye Nöbetçi Eczaneleri
27 Mayıs 2019 Pazartesi Saat: 08:38

Kilise Tepesi ve Ortaokul

Benim okuduğum ilk yıllarda sahil yolu henüz başlamamıştı. Hatırladığım kadarı ile üçüncü sınıfta başladı yol dolgusu.
Kilise Tepesi ve Ortaokul

EREN TOKGÖZ

 

Benim okuduğum ilk yıllarda sahil yolu  henüz başlamamıştı. Hatırladığım kadarı ile üçüncü sınıfta başladı yol dolgusu.

Bugün; maziye özlem duyguları ile gözlerimin önünden geçen o muhteşem Ünye’yi doya doya yaşadım.

Ünye Ortaokulu, Orta Mahalle’de  Kilise Tepesi denilen yerde,yıkılmış kilisenin yerine yapılan iki katlı 9 derslikli,1 spor odası, 1 jimnastik salonu, 1 kütüphane ve3 idari odadan oluşan yığma betonarme yeni yapıydı.

 

Ünye Ortaokulu, Orta Mahalle’de Kilise Tepesi denilen yerde, yıkılmış kilisenin yerine yapılan iki katlı 9 derslikli, 1 spor odası, 1 jimnastik salonu, 1 kütüphane ve 3 idari odadan oluşan yığma betonarme yeni yapıydı.

 

Etrafı eski kilise ve külliyesinden kalma yüksek duvarlar ile çevriliydi. Ben eski kiliseyi çocukluğumdan biliyorum. Annemin valide teyzesi Ortaokul'a çıkan yolun sonundaki üç yol ağzında önünde kış armudu dediğimiz büyük ağacın arkasındaki ahşap evde oturuyordu. Anneannem yatıya kalmak üzere kardeşine gittiğinde beni de yanına alırdı. Hafız enişte dünya tatlısı bir adamdı. Sait dayımın yaşıtı olan kuzeni Taylan abi beni ortaokulun bahçesine götürür, Temel Ustanın evi tarafındaki toprak setlerin üzerine oturtur, kendisi de aşağıdaki kilisenin önündeki düzlükte kan ter içinde top koşturur, arada bir kafasını yukarılara kaldırarak beni kontrol ederdi. Ben de, oraya bir daha gidebilmek için tembihlediği gibi hiç yerimden kıpırdamaz, kiliseye, arkasındaki taş binaya bakarak hayaller kurardım. O gün fark edemediğim taş işçiliklerini, ortaokul yıllarımda da anlayamadım. Ancak bugün gönlüm sızlayarak hayalimden, aklımdan, gözlerimin önünden geçip gidiyorlar

 

Hatırlıyorum! Setlerin üzeride servi ağaçları vardı. Yukarıda taş işçiliğini bahsettiğim bina kilisenin müştemilatlarındandı. Yeni bina yapılana kadar ve sonrasında ortaokul olarak kullanıldı.  Bu binanın bir cephesi Keşaplı Sokağa bakıyordu. Yağmurlu havalarda beden eğitimi derslerini kilisede yaptıklarını (ve hatta askerlik derslerini) Sait dayım anlatmıştı. Keşaplı Sokak; İstiklal Madalyalı, Ünye isimli motorun sahibi Kaleman Mustafa’nın kayınpederi Keşaplı kaptanın evinin olduğu sokaktı. Annem çocukluğunda uzun yıllar Keşaplıların evinde oturduklarını anlatmıştı.

 

Yıkılan Kilisenin yerine yapılan yeni okul binası ile Keşaplı Sokağa bakan eski binanın arası Voleybol ve Basketbol sahası idi. Şiddetli yağmurlardan sonra yer yer çöküntüler olurdu. Bunlar kilise bahçesindeki mezarlardı. Genelde içinden kahverengi tonlarında kemikler çıkardı. Mezarların yanları ve üstü, plaka halindeki Ünye taşından yapılmıştı. Taş müştemilat binasının deniz tarafının önünde yarı bedeni yer üstünde Ünye taşından büyük bir sarnıç vardı. Sarnıcın Keşaplı Sokak tarafında sadece duvarları kalmış Kilise külliyesine ait mutfak ve çamaşırhane bölümünün duvarları mevcuttu. Ana taş binanın biri sarnıç tarafına, diğeri de kilise tepesi dediğimiz çayırlığa bakan iki kapısı vardı. 1939 depreminde mahallenin kilise tepesine kurulan çadırlarını anlatmıştı annem. Ortaokul birinci sınıfı taş binanın yeni binaya bakan sol köşesindeki sınıfta okudum. Bu sınıfın uzun tarafı sarnıca bakıyordu. Dar tarafındaki kara tahtanın arkası taş duvar kalınlığı kadar boşluktu. Pencere sonradan tuğla örülerek kapatılmıştı.

 

 Benim okuduğum ilk yıllarda sahil yolu henüz başlamamıştı. Hatırladığım kadarı ile üçüncü sınıfta başladı yol dolgusu. Bugün; maziye özlem duyguları ile gözlerimin önünden geçen o muhteşem Ünye’yi doya doya yaşadım. Her öğleden sonra yalının kumluğunda yarıştım dalgalarla. Kâh paçalarım ıslandı, kâh belime kadar sulara gömüldüm. Okul sabahtan başlayıp öğleden sonraya kadar sürdüğünden, öğle yemekleri için eve gider, yemeğimizi yer, dönerdik. Gidiş-gelişlerde çoğunlukla parktan, yalıdaki sinemaya kadar olan bölümde taş rıhtım tarafını, soğuk ve yağmurlu havalarda daha korunaklı evler tarafındaki kaldırımı tercih ederdim.

 

Sabah okula geldiğimizde sarnıcın kenarına çantalarımızı sıra sıra dizer, kan ter içinde kalıncaya kadar oynardık. Okulun arka bahçesinin yüksek duvarlarının alt tarafında sırası ile Kuşcalı Mahmut Yılmaz ile tapu memuru Fahrettin Sezer’in evleri ve bahçeleri vardı. Bu bahçelerden birindeki yenidünya mandalina ve çok güzel Amasya elması ağaçları vardı. Öğleden sonra okul çıkışında öğrencilerin dağılmasını bekler, etrafın tenhalaşmasından sonra bin bir zahmet ile indiğimiz bahçeden mevsimine göre elma, yenidünya ve mandalinayı kimsenin görmediğini zannederek toplardık. Toplardık, diyorum genelde üç kişi olurduk. Ev sahipleri öğleden sonraları misafir ve gün gezmelerinde olduklarından hiç kimse kovalamazdı bizi. Sadece küçük cici bir kız taş atarak korkutmaya çalışırdı. Bir defasında attığı taş ile başımı yarmıştı. İşte o son defa oldu…. O bahçeye bir daha hiç girmedim. Ne tesadüftür ki bu küçük cici kız sonraki yıllarda eşim oldu.

 

Okula genelde sarnıç tarafındaki kapıdan girerdik. Eski okulun hademesi ufak-tefek ateş parçası Şaban Dayı’dır. Sağı solu belli olmazdı. Bazen dünya tatlısı mülayim, bazen azgın bir ihtiyar… Azdığı zamanlar yakınından hiç ayırmadığı süpürgesi ile kovalardı bizi. Yağmurlu havalarda yeni binadaki sınıflarda ders görenler jimnastik salonuna alınırlardı. Üşütüp hastalanmasınlar diye. Eski okulda öğrenim görenler ise, bir kısmımız sınıflara girmemek ve üst kata çıkmamak şartı ile girişler önündeki alanlarda, bir kısmımızda dışarıdaki erkekler tuvaletinin sundurmasında bekleşirdik. Sarnıç tarafındaki kapıdan girildiğinde alt kattaki 1-C ile 1-D ortaokulun şöhretli iki sınıfıydı. Yukarı katta 3 sınıf daha vardı. Odalardan birisi de harita odasıydı. Dayımdan ve abilerimizden adını duyduğum Betoven artık benim de öğretmenimdi. Beden eğitimi öğretmeniydi, bacakları eğriydi. Ben 1 yıllık öğretmenliği süresinde çok şahit olmadım, ama üst sınıf abileri çok sert olduğu anıları ile anlatıyorlardı. Bethoven 1 yıl sonra tayin olup gitti.

 

Fransızca öğretmenimiz Hüseyin Şahin bize Fransızcayı tiyatro havası içinde öğretirdi. Coğrafya Öğretmenimiz İrfan Işık’ın anlattığı " Yaz Ramazanı Günü" hikâyesi geçen uzun yıllara rağmen belleğimde. Bir başka zaman diliminde buluşmak dileklerimle sevgi ve saygılar sunarım.

Üsküdar / İSTANBUL erenunye@yahoo.com

Bu haber toplam 345 defa okunmuştur
Anahtar Kelimeler : Kilise, Tepesi, ve, Ortaokul

Haber Yorumları ( 0 Adet)

Adınız
E-mail Adresiniz
Güvenlik Kodu Lütfen Resimdeki kodu yazınız
Bu Habere Yorum Yapılmamış.
İlk Yorumu Siz Yapmak İster misiniz?

Son Haberler