HABER ARAMA
SON DAKİKA HABERLER
ANKET
Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?
Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?
  • Gayet Güzel
  • Kullanışlı
  • Daha iyisi olabilirdi
  • Beğenmedim
HABER ARŞİVİ
Lütfen Bir Tarih Seçiniz
FINDIK BORSASI
27 Haziran 2019 Perşembe
Fındık Fiyatı


16 TL - 16,50 TL
PUAN DURUMU
NAMAZ VAKİTLERİ
30 Mayıs 2019 Perşembe Saat: 08:31

Dalgalar Arasında Kaybolan Çocukluğum

Ayanikola’da Bıldırcın Avı
Dalgalar Arasında  Kaybolan  Çocukluğum

Ali Rıza GÜLTEKİN

 

Günlerden hangisi ya da ayın kaçıncı günü olduğunu hatırlamıyorum, fakat hatırladığım Ağustos ya da Eylül ayı olduğudur. Bazıları için Ağustos ve Eylül ayları bir şey ifade etmeyebilir; fakat benim için Bıldırcın avının başladığı, çocukluğumun derin izlerinden kurtulamadığım bir zaman dilimidir.

Her yıl Ağustos ayının ortasından Ekim ayının başlangıcına kadar olan dönemde sahilde, ağlarla bıldırcın avcılığı yapılır. (Şimdi yasaklanmıştır, bıldırcın avlamanın cezası vardır.) Bu, Ünye için ve özellikle de Ortayılmazlar Mahallesi Türbe Caddesi için babadan oğula geçen bir gelenektir. Çamlıktan, Devlet Hastanesi’nin alt tarafından (Topyanı’ndan) İskender Deresi’ne, Uzunkum’a kadar olan deniz sahilinde yapılırdı.

Bu avcılık aşağı yukarı 3 - 5 metre yüksekliğinde 30 - 50 metre uzunluğunda ağlarla yapılırdı. Bu ağlar İsa sırığı yardımıyla daha öncesinden düzenli ve sistematik olarak toplanmış olan ağlar, yine aynı sistem çerçevesinde direklere gerilirdi. İsa sırığı fındık ya da özü kızıl diye bilinen pek ekonomik değeri olmayan, ormanda sıkça bulunan bir ağaçtan yapılırdı.

Hemen hemen her av yerinin bir özel ismi vardı ve herkesin kendine ait bir av yeri vardı. Ortada yazılı bir kural yoktu, fakat herkes bir birinin hakkına riayet ederek, biraz da meslekî, kültürel, ahlâkî değerler çerçevesinde her sene aynı yere ağlarını kurardı.

Tabi bazen bu zinciri kırıp kabadayılık yapanlar da olurdu; özellikle de gariban kimselerin av yerlerini işgal ederlerdi. Neyse ki bu sayı çok az olur, diğer avcıların müdahalesiyle de tatlıya bağlanmaya çalışılırdı. O zamanlar biz “Küçük Dere” ve “Yamandı” diye bilinen av yerlerine ağlarımızı kurardık.

Küçük Dere ismini o zamanlar denize dökülen bir dereden almıştır. Ayanikola ve Askerî Gazino arasında kalan yerden akıp denize kavuşuyordu. Şimdilerde bu dere sahile yapılan yol nedeniyle kaybolmustur. Öteki av yerimiz ise Yamandı idi. Aynikola’nın hemen üzerinde Calamarka Suyu’nun bitiminin Samsun tarafındaydı.

O zamandan hatırladığım  diğer av yeri isimleri ise; Minik Kuş, Yılan Deresi, Kör Mahmut,  İskender Deresi, Saray, Calamarka, Pas Pas (o zamanlar çok popüler bir av yeri idi, Garipler ile Ada arasında kalan yerdeydi, en çok bıldırcınların yakalandığı av yeri burasıydı, uzun Mehmet ve kardeşleri bu av yerini kurardı) gibi isimlerdi.

Bıldırcın avcılığına gün doğmadan önce gidilirdi; gece sabaha karşı sıcacık yataklardan kalkılırdı, yarı uykulu, üzerimizi giyip, el fenerlerini, avlarımızı ve tahtalamalarımızı (yakalan bıldırcınların konulduğu altı tahta file) kontrol edip yola çıkardık.

Bizim evimiz Ortayılmazlar Mahallesi Türbe Cad. Cezmi Sider (Kel Cemal)’in evinin bitişiği idi. Karılar Pazarı’nın 50 metre kadar yukarısındaydı, halen de oradadır. Evden av yerine gitmek için iki yol vardı. Birincisi kestirmeydi, direk Çakırtepe’ye çıkan yoldan ki buralar o zamanlar pek tenha ve sessizdi. Kısa diye bazen bu yolu takip ederdik.

Çakırtepe’den o meşhur çimenlikten, fındık bahçelerinin içerisindeki patika yolu takip ederek sahile ulaşmaya çalışırdık, yolumuzu küçücük bir el feneri aydınlatırdı, in cin uykuda sadece biz uyanık idik, bir de Ağustos böceklerinin sessizliğiydi geceyi bölen. Bu manzara o zamanlar çocuk olan beni ve kardeşimi çok ürkütürdü.

En ufak bir seste hemen babamıza yapışırdık, babamın hiç korktuğunu hatırlamıyorum ya da bize hissettirmiyordu. Eğer biri “höt!” dese hemen bırakmaya hazırdık.

Türbe Caddesinden av yerlerine ulaştıktan sonra ilk iş, kızılotlar arasına saklanan İsa sırığını bulup çıkarmak olurdu. Sonra fenerlerin yardımıyla ağlar direklere gerilirken gün yavaş yavaşta ışımağa başlamıştır, bir an önce ağları kurmak için acele edilirdi, çünkü av saati yaklaşmaktaydı. Aynı telaşı diğer avcılar da duyardı. Çoğu yalnız ya da bir iki arkadaş gelirdi, bazen ailelerini de getirdikleri olurdu.

Gün ışımasıyla birlikte güneşin doğum vakti de yaklaşırdı. Güneş Fatsa tarafından deniz üzerinden bütün kızıllığı, güzelliği ve haşmetiyle doğardı. Tabi bu olayı seyretmek bizim için tarifi mümkün olmayan huzur ve mutluluk kaynağıydı. 

Bıldırcın denizden sabaha karşı gelerek bu ağlara çarpar ve ağın altındaki kısma düşer

 Denizden gelecek bıldırcınları yakalamak için kurulan ağlar iki direk arasına gerilir

Aya Nikola tarafında bıldırcın ağlarının kurulduğu düzlükler Az kalsın unutuyordum, bu koronun bir başka önemli üyesi daha vardı. Gır, gır sesleriyle senfoniye renk katan balıkçı tekneleri, kayıklar. Onlar bu büyülü dünyanın bitmeyen umutlarının aktörleriydiler, rızıkları için sabahın erken saatlerinde Karadeniz’in derin maviliklerine atmışlardı kendilerini…

.

Bütün bunlar bir film şeridi gibi gözümün önünden geçerken bu büyülü atmosferi ağa çarpan bir bıldırcın bozuyor. Refleks olarak hemen torbalamayı kaldırıyorum, eğer bıldırcın torbalamanın içerisinde ise yakalanmış demektir.

Hemen, “Baba, baba!” diye bağırıyorum. Bıldırcın dikkatlice ağdan alınıp tahtalamanın içerisine konulup, orada muhafaza edilirdi. Çoğu zaman deniz üzerinden gelirdi, bazen de sürü halinde, çok eskilerde büyük sürüler halinde gelip ağlara çarpıp, ağları yırttıklarını bir masal edasıyla avcılar anlatırlardı.

Güneş doğduktan sonra belki 2 saat kadar beklenir, artık av zamanının geçtiğine kanaat getirilip, tekrar özenle çer çöpün içerisine girmesine izin verilmeden ağlar toplanırdı ki gece geldiğimizde püsür olmuş bir ağla karşılaşmamak için ve av yerlerinden ayrılınırdı. Ergün Amca ile eş zamanlı ağlar toplanırdı ve beraberce eve dönülürdü.

Eğer hafta sonu değilse eve gelir gelmez üzerimizi değiştirir, okul önlüklerimizi giyer, hemen sevgili annemin hazırladığı kahvaltılardan apar topar atıştırıp okula yetişirdik. Eğer öğlenci isek zaten sorun yok, doğru uyumak için yatağa. Biraz uyuyup kendimize geldikten sonra tahtalamadaki bıldırcınları okul harçlığımızı çıkarmak için satmaya çarşıya giderdik. Tahtalamadaki bıldırcınları gören esnaf bizimle pazarlığa tutuşurdu. Biz de babamızın verdiği sınırlar içerisinde bıldırcınları satardık, kimi zaman istediğimiz fiyata kimi zaman da aşağısına, ticaret bu ya. 75 lira, 100 lira, 125 lira tutturabildiğine.

Bütün bunlar olup biterdi de benim zihnimde sabah deniz kenarında yaşadığım, dalga, deniz, martı, balıkçı kayıkları, güneşin doğum anı hiç bitmezdi: sahilden denize baka baka yürürken "Acaba yarın sabah yine bu manzarayla karşılaşacak mıyım?" diye düşünürdüm.

Bütün bir ümidimle ben şimdi dalgalar arasında kaybolan çocukluğumu arıyorum ama bulamadım. Bulan varsa bana söylesin.

NOT: Gece, gündüz, ışıkla, sesle, veya ağ kurarak bıldırcın avlamak yasak ve suçtur. Bunlar güvenlik güçleri tarafından yeni teknik imkanlarla takip edilmekte ve denetlenmektdir.

 

Bu haber toplam 259 defa okunmuştur
Anahtar Kelimeler : Dalgalar, Arasında, Kaybolan, Çocukluğum

Haber Yorumları ( 0 Adet)

Adınız
E-mail Adresiniz
Güvenlik Kodu Lütfen Resimdeki kodu yazınız
Bu Habere Yorum Yapılmamış.
İlk Yorumu Siz Yapmak İster misiniz?

Son Haberler