HABER ARAMA
SON DAKİKA HABERLER
ANKET
Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?
Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?
  • Gayet Güzel
  • Kullanışlı
  • Beğenmedim
  • Daha iyisi olabilirdi
HABER ARŞİVİ
Lütfen Bir Tarih Seçiniz
FINDIK BORSASI
14 Ekim 2019 Pazartesi
Fındık Fiyatı


15.00 TL - 15.50 TL
PUAN DURUMU
NAMAZ VAKİTLERİ
Ünye Nöbetçi Eczaneleri
21 Eylül 2019 Cumartesi Saat: 09:57

AŞIK SALTI (Muharrem Saltı)

RÖPORTAJ İrfan Yıldız BEŞLİOĞLU
AŞIK SALTI  (Muharrem Saltı)

-Sayın Saltı, yaşam öykünüzü özetler misiniz?

 

1953 yılında, Ordu’nun Kumru ilçesinde Ortaoba Yaylasında, Haziran ayında doğdum. Ancak nüfusta 1959 olarak kayıtlıyım.  Benim dedem Rüştü Saltı, Kumru’nun Samur Mahallesindendir. Vaktiyle, Ünye’nin Kuşdoğan Köyüne içgüveyi olarak gelip yerleşmiş, burada da kalmış. Babam Necati ile annem Ayşe, Kuşdoğan Köyü/Ünye doğumludur.

İlkokulu Kumru Merkez İlkokulunda okudum. Yalnız 4 ve 5. sınıfları Ünye Kuşdoğan’da bitirdim. Ortaokulu yine Kumru’da Merkez Ortaokulunda okudum. Liseyi Ünye Lisesinde okudum. Lisede 3 yıl okuduktan sonra mezun olmadan tasdiknameyle okulu bıraktım. Maddî durumlar elverişli değildi. İmkânsızlık nedeniyle devâm edemedim. Annem Ayşe Saltı, akciğerlerinden rahatsızdı.  Yatalak oldu. Babam Necati Saltı da hastaydı. Hattâ Samsun’da göğüs hastalıkları hastanesinde yattı. Ben evin büyük oğluydum. Sorumluk almak zorunda kaldım. Evin yükü omzuma bindi. Köyün bağ-bahçe işlerini, fındığını-mısırını ben yapmak durumunda kaldım. Okuyarak biryerlere varmak, bir şeyler olmak istiyordum. Büyük hayallerim vardı.

Öğretmen olmak istiyordum. Ben Atatürk hayranı, Cumhuriyet sevgisiyle dolu bir insandım. Atatürk’ün eğitim ve öğretimine verdiği değeri bildiğim için, bir Atatürk ve Cumhuriyet öğretmeni olmak istiyordum. Bu arada bir sevda hikâyesi de yaşadım. Ortaokuldayken Kumru’da bir okul arkadaşımla sevdalandık. Birbirimizi sevmiştik. Ortaokuldayken daha ailelerin de rızasıyla nişanlandık. Sonra kendisi okudu, yüksek öğrenime gitti. Benim ise eğitimim yarım kaldı. Sonra nişanlımla görüş ayrılığına düştük. Bu işin devam etmesi mümkün olmadı. Askere gitmeden, 1976 senesinde Ayşe Hanıma sevdalandım. Bu kez işi yarım bırakmadım, evlendim. Evliyken askere gittim hattâ büyük oğlum Rüştü de dünyaya gelmişti. Askerliğimi 1979/1980’de Sivas’ta Muhabere Er Eğitim Taburunda, Karışık Muhabere Bölüğünde acemi eğitimimi tamamladım. Usta Askerliğimi ise ve Kırklareli’nde Hudut Taburunda yaptım. Kırklareli Yanıkkışla’da okuryazar olmayan askerlere öğretmenlik yaptım. Evliyken asker olmak çok zor. Eşimi ve oğlumu çok özlüyordum. Çok hasretlik çektim. 20 ay askerlik yaptım ama sanki 5 sene yapmışım gibi geldi. Şimdi Üç oğlum var. Rüştü, Sinan ve Deniz. Rençberlik yaparak geçimimi sağladım. Halen de Kuşdoğan Mahallesinde Kavunlu Sokakta oturur ve rençberlik ederim.

 

-Şiire merakınız nasıl başladı?

-Şiir yazmaya, otuz-kırk yıl önce başladım. Kitaplar okuyordum. Okuduklarımdan etkileniyordum. Sade okuduklarımdan değil, dinlediklerimden de etkileniyordum. Örneğin Âşık Veysel, Âşık Mahzuni Şerif, Neşet Ertaş, Ali Ekber Çiçek, Ruhi Su gibi yazan hem söyleyen ozanları yürekten hissederek dinliyordum. Başta Yunus Emre olmak üzere, Karacoğlan, Pir Sultan Abdal gibi Halk şairlerini çok seviyordum. Onlardan etkilendim.  Cahit Külebi’nin, halk şiirine yakın olması ve arı duru ve Türkçenin akıcılığı ve doğallığı içinde yazması nedeniyle, ondan da etkilendiğimi söyleyebilirim.

Halk Şiiri eserlerinin bir çoğu aynı zamanda türkü sözü de olduğundan, dinlediğim halk müziği yapıtları içinde yaşayarak ve bunları içimde yaşatarak,  hem duygu hem de söz ve musiki olarak bunlardan feyiz alıyordum.  Tarlada, bahçede, ormanda çalışırken, ırmakta balık tutarken, denizde yüzerken hep türküler ruhumda ve dilimdeydi. Yaşadığım mütevazi ama benim sosyo-ekonomik-kültürel varlığım ve duygu dünyam için fırtınalı sayılabilecek derecedeki hayat, beni derin duyarlıklara ve içli bir ruh hâline ve ritimli bir söyleyiş ihtiyacına taşıdı. Saz veya başkaca bir enstrüman çalamam ama Halk Şiirinin, Halk Müziğinin o içli ve derin ritmini her zaman içimde ve benliğimde taşıdım. Hayata hep şiir olarak baktım.  Taşıdığım sepetten, tuttuğum girebiden, elimdeki baltadan, sırtına bindiğim attan, ot verdiğim inekten, yemek yediğim sofradan, imece ettiğim komşulardan, düğünden-cenazeden, her şeyden şiir kaptım, her şeyde şiir gördüm.

 

-Şiir yazma isteği sizde nasıl oluşuyor.

Şiir size nasıl geliyor?

Ben halktan bir insanım. Köy şartları içinde daha çok yaşıyorum. Rençberim. Halk kültürünün, folklorun içindeyim. Çevremde dinlediğim türküler, ağıtlar, kına türküleri, yine çevremde gördüğüm düğün-dernek, cenaze, ölüm, doğum olayları, sevda öyküleri, büyüklerimden dinlediğim tecrübeye veya gözleme dayanan meseller, misaller, destanlar, öyküler, hep beni etkilemiştir.  Benim gençliğimde şehirlerde destanlar satılırdı. Satıcı destanı hem okurdu, bazen de teypten kasette çalardı. Bunları dinleyen insanlar etkilenirdi. Buradan, yazdıklarımı paylaşmak, insanlarla etkileşime girmek, duygularımı ve düşüncelerimi herkesle bölüşmek duygusuna kapıldım ve yazdığım şiirleri eş dost meclislerinde okumaya başladım. Çevremde insanlar şiirlerimi çok beğeniyordu, bu da benim yazma cesaretimi ve arzumu kamçılıyordu. Önceleri sadece şiir söylüyordum ama yazmıyor ve ezberimde tutuyordum. Zamanla yazmaya başladım, bunları biriktirmeye başladım. Sonra defter tuttum, daha sonra da yayınlamaya başladım.

 

-Şiirlerinizin konusu genelde neler oluyor?

-Ben de herkes gibi insanım. Benim de sevinçlerim, üzüntülerim oluyor. Sevdiklerim oluyor. Sevdiklerimden ayrılıyorum. Sevdiklerim ölüyor. Dostlarım, akrabalarım var. Arkadaşlarım var. Ölen, hasta olan oluyor. Bunlar beni çok etkiliyor. Gençliğimde âşık olduğum da oldu. Sevda kahrımı çektim.  İnişli çıkışlı yollardan geçtim. Bunlardan ötürü sevda şiirleri çok yazdım. Yaşım ilerledikçe, insanlar bana sevdâ şiiri yazmayı çok görür belki diye, artık tabiata ve sosyal olaylara yöneldim. Sosyal olaylar beni çok etkiler ve gözlemlerime binaen hemen şiire dökülür. Doğa insanıyım ben. Doğayla bütünleşerek yaşarım. Doğa olaylarından doğrudan etkileşimle bir çok şiir yazdım. Yazdıklarımın kırsal ve doğasal yönü çok yoğundur. Köy insanlarının, tarım insanların yaşam şekilleri, üretim ve çalışma tarzları şiirimde çok yansır. Yıllar geçtikçe kişisel deneyimlerime ve gözlemlerime, genel hayat tecrübesine dayalı olarak bir bilgelik durumu da oluştu. Yaşımız ilerledikçe daha olgun şiirler söylemeye başladım. Eskiyle yeniyi iç-içe geçirerek, daha etkili şiirler yazdım. Bir de ben hayâlî şiir hiç yazmadım. Her ne yazdıysam ya yaşamışımdır, ya çevremde bir olay olmuştur, ya gözlemdir. Ya deneyimdir, ya paylaştığım bir yaşam kesitidir.  Bu anlamda tecrübî bir şiir yazdığımı söyleyebilirim. Benim köyüm Kuşdoğan’dır. Buranın da Kavunlu Mahallesidir. Şimdi köy kalmadı. Kuşdoğan Mahalle oldu, Kavunlu da Kavunlu Sokak oldu. Köyümüzün bir yanı orman, alt tarafı ise Cevizdere Irmağıdır. Ben ne seller gördüm. O kuzu gibi ırmağın nasıl vahşileştiğini, bir canavara döndüğünü gördüm. Ama yazları yeşil, mavi akan, duru olan ve sakin, munis, iyi bir insan gibi davranan hâlini de gördüm ırmağın. Balık ta tuttum, yüzdüm de. Irmak da olmak gibidir. Hayat gibidir.

Ben bu ırmaktan etkilenerek çok şiir yazdım.

Bir süredir Cevizdere’de Çöp Toplama ve Ayrıştırma Tesisi kurma çabası vardır. Ayrıca Ünye Çimento Fabrikası çöpü yakıt olarak kullanıyor. Bundan dolayı, Cevizdere Vadisinin o güzelim doğası büyük risk altında. Bunlardan zarar görüyoruz. Bu şiirsel tabiatı mahvediyorlar. Buna karşı sizin(İrfan Y.B.) ve arkadaşlarınızın mücadelesini destekliyorum. Çünkü ben de mağdurum. Bu işler benim şiir yazma ilhamı da mahvediyor. Ruhumu, gönlümü zedeliyor. Cevizdere Vadisi, tabiatın yazdığı bir şiirdir. Bir şiir vahasıdır. Bunun mahvedilmesi benim şiir dünyamı da mahvediyor. Karadeniz’de ve ülkemiz genelinde, ırmaklara, sanayi tesislerinin ve sanayi atıklarının verdiği zararlardan hem fiziken hem de ruhen aşırı derecede rahatsızım, mutsuzum.  Bu kirlilik içinde, şiir olgusunun yaşam ortamı daralıyor. Güzellik yok oldukça şiir perileri de kaçıyor.

 

-Sayın Saltı, şiirlerinizi okuyanlar çok çabuk ısınıyor, yakınlık duyuyor, size sevgiyle yaklaşıyor. Sizce bunun nedeni ne?

Efendim, bendeniz, olduğu gibi bir insanım. Doğalım.  Fırından yeni  çıkan ekmek gibiyim. Kendimi gizlemem, saklamam, rol yapmam. Olduğumdan farklı lanse etmem. Ne isem oyum. Kendimi abartmam da. Ünye’nin Kuşdoğan Mahallesinden bir garip Âşık Saltı’yım işte. Abartılacak bir yönüm yok. İçimden geldiği gibi söylüyorum şiirlerimi.  Fındık bahçeliyorum, tırpan vuruyorum, fındık topluyorum, mısır ekiyorum, çapalıyorum,  mısır biçiyorum, fırına fasulye mısır atıyorum. Fırın mısırı-fırın fasulyesi seviyorum. Köyümdeki mütevazı damımda, sadece bir hayat sürüyorum. Şiirlerimle yaşantım birbirine uyduğundan, bu sahici durum insanlara sıcak ve yakın geliyor olabilir. Beni sevenlere, şiirlerimi severek okuyanlara mahçup da düşüyorum, beni övüyorlar, utanıyorum. Gözlerim doluyor mutluluktan.

 

-Pekiyi, Cevizdere’ye Çöp Tesisi kuruldu.

Çimento’da da yakıt olarak kullanılıyor. 

Siz ne diyorsunuz bu duruma?

Vallahi içim kan ağlıyor, gözlerimden yaş geliyor. Ben şiir de yazdım bu konuda. Birkaç tane… Olacak şey değil. O güzelim Cennet Cevizdere’ye bu kötülük nasıl yapılır?  Hiç doğru bulmuyorum.  Oraların o güzelliğini yaşamayan bilemez. Ben eskisini bilirim. Yaşım müsait. Eski güzellikleri anlatsam yeni kuşaklara masal gelir. Kala kala elimizde kalanı da alıyorlar elimizden zorla. Orası bizim yurdumuz, toprağımız, hayat sahamız, gelmişimiz-geçmişimiz. Dışarıdan insana kolay gelir. Aman ne var, ne olacak sanki diyebilirler. Onların canı yanmıyor çünkü. İçinde yaşayanlara sorsunlar. Yanlıştan geri dönülmeli. Devletimizin olsun, belediyelerimiz olsun yanlışı görüp geri döneceklerdir, inanıyorum ama umarım her şey için çok geç olmadan dönerler yanlıştan.

 

-Çöp işinden geri dönmezlerse ne yapacaksınız?

-Ne yapacağım? Gücüm neye yeter ki? Yaşadığım acılara karşılaştığım yeni acıları da katarak, çöp felaketini, doğa kıyımını şiirle söyleyerek herkese ve tüm insanlığa duyurmaya çalışırım. Bu garibin sesi ne kadar çıkarsa. Hiç değilse bir çoban kavalı kadar güçlü olur şiirlerim, dinleyen/okuyan anlar derdimi.

 

-Şiirlerinizi nerelerde yayınladınız veya yayınlıyorsunuz?

Ben şiirlerimi ilk önce Uzak Şiir Seçkisinde bir zaman yayınladım. Sonra Ünye’den çıkan Gazete/Okuyorum’da yayınladım ve halen orada yayınlamaya devam ediyorum.  Yine Ordu’da çıkan Heybe dergisinde yayınlıyorum. İlgi gösterenler sağolsunlar.

-Şiirlerinizi ne zaman kitaplaştırdınız ve kaç kitabınız var?

Benim Gidenlere Özlem isminde bir şiir kitabım var.  Yaklaşık 3 sene önce yayınladım. Kitabım çok da ilgi gördü. Kitabımın çıkışıyla edebiyat ve sanat çevreleriyle daha da çok muhatap oldum. Kültürel ve edebî-sanatsal muhitler içinde daha çok bulundum. Şiirlerime ve bana gösterilen ilgiden ziyadesiyle memnun oldum. Bu durum beni daha çok teşvik etti. Şiirlerime sadece Ünye ve Ordu’dan değil, İstanbul çevresinde de ilgi gösterildi.  Hattâ birkaç okulda konuşma yaptım, davet edildim.  Bu da beni onurlandırdı. Şimdi, bu tarz ortam ve cemiyetlerde bulunmaktan kıvanç duyuyorum.

 

-En sevdiğiniz, en beğendiğiniz şiirleriniz hangileri? Var mı böyle özel şiirleriniz?

Şiirlerim evlatlarım gibidir. Hepsini severim. Ama bazıları ister istemez öne çıkıyor. Örneğin Can Cevizdere şiirimi çok severim. Bin civarında şiir yazdım. Çok da ayıramıyorum. Ancak ilk kitabıma ismini veren Gidenlere Özlem şiiri çok sevdiğimi söyleyebilirim. Yine, Derim, Doğanın Düzeni isimli şiirlerimi önemli görürüm. Cennet-i Âlâ, İklim Değişti, Şimdi, Dayan, Sel Vurdu Bizi, Ormanda Sevda gibi şiirlerimi çok severim. Aslında, sorduğunuz için çabalıyorum. Ama hiçbir şiirimi birbirinden ayıramıyorum aslında. Hangisini seçersem öbürü darılır diye korkuyorum.

 

-Pekiyi yeni kitabınız var mı varsa ne zaman çıkıyor?

Yeni kitabım elbette var. Bir kitap boyutunu aşan miktarda şiirim var. Diyebilirim ki iki kitaplık şiirim var.  Şimdi, bu aşamada, ikinci kitabımın hazırlığı içindeyim.  Bunu uygun zaman ve zemin içinde yayınlayacağım. Nasıl yapacağım, ne şekilde olacak, bunun üzerine biraz araştırma yapıyorum kendim de fikir yürütüyorum.

 

-Üye olduğunuz bir kültür/edebiyat kurumu var mı?

-Ordu Şairler ve Yazarlar Birliğine(ORŞAYAD) üyeyim.

-Okuyan birisi olduğunuzu biliyoruz. Bu sıralarda hangi kitabı okuyorsunuz?

Sabahattin Ali’nin Kuyucaklı Yusuf’u ile Orhan Pamuk’un Kırmızı saçlı Kadın’ı okuyorum. Mehmet Özyurt’un Cumhuriyet kitabını okudum yeni. Harun Korkmaz’ın kitabını okudum. Ünyeli ve Ordulu yazarların kitaplarını okumak çok hoşuma gidiyor.  Osman Çakmakçı’nın Ezeli İhanet, İrfan Yıldız Beşlioğlu ve arkadaşlarının Tamam isimli ortak kitabını okudum. İrfan Yıldız Beşlioğlu’nun Yaşam-Ölüm ve Sözcükler kitabı ile gene onun  Dalgalar Uzun Olacak, Ulvi Gündoğdu’nun Esintiler/Kırıntılar kitaplarını okudum. Daha doğrusu bunları dönüp dönüp okuyorum.  İrfan Yıldız Beşlioğlu’nun Meryem Ana Sessizliği kitabını ilginç ve fantastik bulduğum için, tekrar tekrar okuyorum. Bir de Atatürk’ün Büyük Nutku’nu yeniden okumaya başladım.  Zira Nutuk okumaya çok ihtiyacımız var. Bu ara İsmet İnönü ile ilgili kitaplar çıkmaya başladı. Asker İnönü (Alev Coşkun) isimli kitabı merak ediyorum. Onu okuyacağım.

-

 

Bu haber toplam 156 defa okunmuştur
Anahtar Kelimeler : AŞIK, SALTI, (Muharrem, Saltı)

Haber Yorumları ( 0 Adet)

Adınız
E-mail Adresiniz
Güvenlik Kodu Lütfen Resimdeki kodu yazınız
Bu Habere Yorum Yapılmamış.
İlk Yorumu Siz Yapmak İster misiniz?

Son Haberler