HABER ARAMA
SON DAKİKA HABERLER
ANKET
Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?
Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?
  • Gayet Güzel
  • Kullanışlı
  • Beğenmedim
  • Daha iyisi olabilirdi
HABER ARŞİVİ
Lütfen Bir Tarih Seçiniz
FINDIK BORSASI
16 Aralık 2019 Pazartesi
Fındık Fiyatı


16.50 TL - 17.50 TL
PUAN DURUMU
NAMAZ VAKİTLERİ
Ünye Nöbetçi Eczaneleri
5 Ekim 2019 Cumartesi Saat: 08:32

Bir İnanç, Efsane, Masal Ve Kültür Meselesi Olarak; ASARKAYA! (2)

İrfan Yıldız Beşlioğlu
Bir İnanç,  Efsane, Masal  Ve Kültür Meselesi Olarak;  ASARKAYA! (2)

Ziyaret yeri olan Asarkaya’ya gelince…  Burada; tepenin en doruk noktasında bir kaya… Kayanın önünde yemyeşil çimenlik… Kayanın kenarında, minik bir mağarayı andırır, biçimli bir oyuk ve bu oyukta biriken sularla oluşan gölümsü bir yer… Kayanın orta çatalının orta yerine uzatılan bir iskelemsi ağaçtan çıkılınca, orta yerde gene bir teknemsi oyuk ve burada da yağmur sularıyla oluşan bir minik gölsü yapı. Daha sonra; kayanın kenarından, tutunarak ve dikkatle yürüyerek varılan zirvesinde, gene daha küçük, teknemsi bir yapı ve yağmur sularından oluşan bir mini gölsü…

“Kayanın deniz tarafında bulunan çimenliğin kenarında, kayanın daha küçük çatalı önünde bulunan, yemiş ağaçları (yemişgen ağaçları), dilekte bulunanların bez, çember, yazma, yaşmak, çaput vb. bağladıkları yerdir. Dilekleri kabul olsun diye bunları bağlarlardı. Bu yemişgen ağaçlarının yanında yılgın (yılkın) tabir edilen, ağaçlar vardı. Onların önüne yatılarak uyunurdu. Dileğin kabul olması için, orada uyumak gerekiyordu. Uyandıktan sonra dilekte bulunulurdu. Hatta uyuyunca görülen rüyadan bir mana, bir mesaj çıkarıldı. Şunu yapmak gerekiyor diye çıkarım yapılırdı. Dileğe göre, küçük-büyük adaklar adanırdı. Dilek gerçekleşince, orada kesilirdi. Orada, bir küçük cemiyet yapılırdı. Kesilen adak orada pişirilir, davetlilerle yenilirdi. Adak yanında pilav pişirilirdi. Dua yapılırdı. Kur’an okunurdu. Hatta çoğu kişi, dilek kabul olsun diye, zemindeki mağara-gölete madeni para atarlardı. Göletin içinde ufak ufak balıklar bile olurdu. Gene göden(kurbağa) tabir edilen hayvanlar olurdu. Kayanın duvarlarında keçemen tabir edilen kertenkeleler olurdu. Sonra, çevrede,  ulu ulu kuşlar olurdu. Onlar için ekmek bırakılırdı. Namaz kılmak isteyen namaz kılardı. İçinden gelen hisse göre dua edilirdi. Hatta, bazı dilekte bulunanlar, duygulanıp; -manevi-esriyerek/vecde gelerek ağlardı.”

 “Bu evliyaya, en çok ruhi-sinirsel hastalığı olanlar müracaat ederdi.  Bundan sonra da en çocuk çocuğu olmayanlar müracaat ederdi.  Sonra da, kısmeti çıkmayanlar-evlenemeyenler adanırdı. Çoğu insan da şifa bulduğunu söylerdi.“

 “ Bir de… Eğer hasta Asarkaya’ya gidemiyorsa… Bir elçi gönderilip, Asarkaya’nın göletindeki sudan, bidonla su getirilir, hastaya biraz içirilirdi. Bu arada, elçiye, canlı mı gördün-ölü mü gördün, diye sorulurdu. Eğer ölü gördüyse hasta yolcu… Eğer canlı bir şey gördüyse hasta kurtulucuydu. Hatta… Bir laf vardı:  “Yusuboo’n getürdüü suyu içip de yaşiyen yok”! (Yusufoğlu’nun getirdiği –evliya suyunu- içip de yaşayan, hastalıktan kurtulan yok. Hepsi öldü… Diyor, yani.). --Yusufoğlu denen kişi; Annem Şükriye’nin kayınbabası olan Hüseyin Yıldız(Beşlioğlu). Babasının adı Yusuf olduğundan, Yusuf’un oğlu anlamında Yusufoğlu diyorlar. Yani, Babam Temel Yıldız (Beşlioğlu) ın babası—“

“ Çam ormanı yapılınca; evliya özelliğini koruduysa da, eski otantikliği biraz bozulur oldu. Sonra, kayanın üstünde alkolü içki içildiği ve bu nedenle, evliyanın kayadan çekildiği dedi-kodusu oldu.”

“Kayanın yanında, at semerine benzeyen bir taş vardı. Şifa için altından geçilir, yanından dolaşılırdı. Sonra, define aramak amacıyla, bu taşı kırmışlar. Bunu kıranların başına kötü işler geldi. Evliyanın, bu defineciler nedeniyle de çok rahatsız olduğu ve etkisini çektiğine dair inançlar oluştu.”

“Evliyadan alınan su kutsal sayılırdı, saygı edilirdi. Evliyadan getirilen şifa suyu ayak basacak yere dökülmezdi. Ayak varmaz ağaç diplerine dökülürdü. Bu kayaların çevresine, gölge ve renk olsun diye, Beşlioğlu Sülalesinden bir kişi (Molla oğlu Mustafa -  Merhum Dişçi Recai Kılıç’ın da anne tarafından dedesi-)  vaktiyle akasya ağaçları dikmiş… Etrafta bol miktarda Akasya ağaçları-çiçekleri vardı. Eskiden vahşi orman olduğundan, çevrede ulu ağaçlar da vardı.”

“Yaklaşık olarak hatırlayabildiğim kadarıyla, 1949-50-51 civarı olsa gerek… Büyük bir orman yangını oldu.  Tahminen, ben 9-10-11 yaş civarında olmalıyım.  Bu yangında, Cevizdere, Denizbükü, Tepeköy Yüceler köylerini kapsayan çok büyük ormanlar yandı., Öyle oldu ki, köyleri tahliye ettiler; insanları, hayvanları boşalttılar.  Evlerin üzerine sular çıkardılar.  Gökyüzü alev-alev-kıpkızıl oldu.  Bu büyük yangında, Tepeboz’daki türbenin yani evliya kabirlerinin zarar görüp özelliğini yitirmiş olduğuna yüksek ihtimal veriyorum.”

“Şifa için evliyaya ziyarete gidenler, giderken, yanlarında, iyi huylu, iyi ahlaklı, temiz kalpli, insanların, toplumun sevdiği kişilerden, yanlarına arkadaş alırlardı. Temel Yıldız(Beşlioğlu), ile ben Şükriye Beşlioğlu,  en çok götürülen kişilerdik. Evliyaya gidiş-geliş güzergahının bizim evin yanından geçmesi ve Asarkaya’ya nispeten yakın olmamız ve evliya yolunu ve yapılacak ritüelleri iyi bilmemiz nedeniyle de, tercih ediliyorduk sanırım..”

Asarkaya Evliyası ziyaret yerine… Eskiden; Çimento tarafından gelirsen;  Cevizdere Köyü- Beşlioğlu Mahallesini takiben, at yolundan,  gidilirdi. Yürüme,  yaklaşık 2,5 saatte gidilirdi. Sonra, Asarkaya Milli Parkı-Çamlık Sapağından, gene yürüme, 2,5 saatlik yürümeyle varılabilirdi. Tabii araçla bir miktar yaklaşılsa bile (Asarkaya Milli Parkı-Ünye Kent Ormanı Yolundan); gene de, 50-dk-1 saat civarında yürüme yolu vardır. Denizbükü Köyü-Geneli tarafından, araçla gene yaklaşıldığı vakit, 40-50 dk yürüme yolu kalmaktadır. Yüceler Köyü tarafından-Kayalar mevkii tarafından gelince, gene, yaklaşık 30-40 dk. yürüme yolu kalmaktadır.

 “Diğer yandan; benim büyüklerden duyduğuma göre; evliyalar şehitlerden olurmuş.  Bu bölgedeki 7 evliya da şehitmiş. Asarkaya Evliyası’nın neden iki kabri olduğunu bilmiyorum. Ancak, Kümbet Tepesi’ndeki Başkızdıran Evliyasıyla ilgili şunu duymuştum:

Evliya, kesik başı elinde gidiyormuş. Bunu bir kadın görmüş. Zatı kınamış: “Şuna bak, şuna! Kellesini eline almış da gidiyor!” deyince; evliya, kendi kellesini, yere atmış, kendisi de olduğu yere düşmüş. Kellesine ayrı, gövdesine ayrı kabir yapmışlar.  Ben bizzat Başkızdıran Evliyasını (türbeyi) görmüştüm. Çok kez ziyarete gitmiştik. İki ayrı kabir (türbe) olduğunu biliyorum. Buradan emsal getirerek, şehidin vücudu iki parça mı gömüldü, nasıl oldu bilmiyorum. Belki iki şehit vardır da biri evliyadır.  Mesela, Terme’deki Cinibadet Evliyası’nda da, türbenin aşağısında bir kabir var. Bunun Cinibadetin oğlu olduğu söylenir. Yani, genelde, evliya türbelerinin yanında bir kabir daha olur veya görülür. Bunun kimliği, ne’liği ile ilgili türlü yorumlar, gelenek içinde yapılır. Asarkaya evliyasının makam dediğimiz, Tepeboz zirvesindeki Türbesinin yanındaki diğer kabir veya zat; artık evliya olan şehidin bir yakını veya arkadaşı olabilir, diye aklıma geliyor. Bir de hangisi asıl, hangisi yardımcı, o da bilinmiyor. Zatlar ayırt edilerek bilinemiyor yani.”

Bir ilginç konu da;  Şıhnız (Şehnuz)Evliyası ile Asarkaya Evliyası Makamlarının tam karşı karşıya olması… Aynı şekilde, Kümbet Evliyası (Başkızdıran) ile de karşı karşıyalar… Üçü de, bulundukları çevreye göre doruk noktada makamları olan evliyalar…

Annemin gül-hafızasından süzdüğüm bilgi bu kadar. Takdir sizlerin. 

Bu haber toplam 284 defa okunmuştur
Anahtar Kelimeler : Bir, İnanç, Efsane, Masal, Ve, Kültür, Meselesi, Olarak;, ASARKAYA!, (2)

Haber Yorumları ( 0 Adet)

Adınız
E-mail Adresiniz
Güvenlik Kodu Lütfen Resimdeki kodu yazınız
Bu Habere Yorum Yapılmamış.
İlk Yorumu Siz Yapmak İster misiniz?

Son Haberler