HABER ARAMA
SON DAKİKA HABERLER
ANKET
Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?
Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?
  • Gayet Güzel
  • Kullanışlı
  • Beğenmedim
  • Daha iyisi olabilirdi
HABER ARŞİVİ
Lütfen Bir Tarih Seçiniz
FINDIK BORSASI
19 Kasım 2019 Salı
Fındık Fiyatı


16.50 TL - 17.50 TL
PUAN DURUMU
NAMAZ VAKİTLERİ
Ünye Nöbetçi Eczaneleri
23 Ekim 2019 Çarşamba Saat: 08:52

Osmanlı’da Kardeş Katli Padişahlar kardeşlerini Neden öldürdüler?

Yaşar Karaduman
Osmanlı’da  Kardeş Katli Padişahlar kardeşlerini  Neden öldürdüler?

‘‘Ve her kime evlâdımdan saltanat müyesser ola, karındaşların Nizâm-ı Âlem için katl eylemek münasiptir. Ekser ûlema dahi tecviz etmiştir. Anınla amil olalar.’’

Türklerde han veya padişah öldüğü zaman, ülke toprakları kardeşler tarafından paylaşılıyor ve küçük devletlere bölünerek kaybolup gidiyorlardı.

Bunun bir örneği Yıldırım Bayezid'in 1402'de Ankara Savaşı’nda Timur'a yenilip esir düşmesi sonucu ortaya çıktı.

Yıldırım’ın oğulları taht mücadelesine girdiler dağılan Osmanlı birliği, 1413 yılında, Birincici Mehmet Han (Çelebi Mehmet) tarafından yeniden sağlandı. Buna Fetret Devri, Bunalım Devri veya Fasıla-i Saltanat,  denmiştir,  taht kavgaları nedeniyle 1402'den 1413'e kadar süren kargaşa dönemidir.

 

Nizamı Âlem Yasası

Yıldırım Bayezit tarafından yapılan, Fatih Sultan Mehmet tarafından da kanunlaştırılan bir uygulamadır.

Daha önce padişah öldüğü zaman hayatta bulunan oğulları ve kardeşlerinden kimin tahta geçeceği konusu kesin bir kurala bağlanmamıştı. Fatihin bu yasası Osmanlıda devleti hayli yıpratan bu duruma bir çözüm olarak ortaya çıkan bir müessesedir.

Fatih  Nizâm-ı Âlem için kardeş katli meselesi ile ilgili madde şöyledir:

 

‘‘Ve her kime evlâdımdan saltanat müyesser ola, (nasip ola) karındaşlarını(kardeşlerini)  Nizâm-ı Âlem  için katl (öldürmek) eylemek münasiptir. Ekser ûlema dahi tecviz etmiştir. Anınla amil olalar.’’

 

Bugünkü Türkçe ile: “Oğullarımdan hangisine tahta çıkmak nasip olursa, kamusal düzen uğruna kardeşlerini katletmesi uygundur. Âlimlerin çoğu bunda din açısından sakınca bulunmadığına hükmetmiştir. Ona göre hareket etsinler.”

 

OSMANLIDA KARDEŞ

KATLİ MESELESİ

 

Türkler, gerek anavatanları olan Orta Asya’da, gerekse sonra yerleştikleri Anadolu’da irili ufaklı pek çok devlet kurdular.  Bunların yıkılmasında, devlet hâkimiyetinin, hanedanın ortak malı sayıldığı eski bir Türk siyasî geleneğinin tesiri çok büyük olmuştur. Hanedanın her erkek mensubu,  küçük olsun, büyük olsun, tahta geçmek hususunda kendisini eşit hak sahibi görmektedir.  İşte eski Türk tarihinde bolca görülen hanedan kavgalarının esası, ülüş sistemi denilen bu gelenektir.

Bazı Türk hükümdarları bunun önüne geçmek için devleti parçalara ayırıp her birini bir şehzadenin idaresine vermek yoluna gitmişse de, mahzurları bertaraf etmek şöyle dursun, bu devletçikler düşmanlarınca kolayca yutulmuştur. Hun, Göktürk, Kutluk, Uygur, Karahanlı, Gazneli, Gürgânlı ve Selçuklu gibi Türk devletleri, hep böyle yıkılmışlardır. 

 

İşte Selçuklulardan sonra Anadolu’da yeni bir güç olarak ortaya çıkan Osmanlılar, bu tecrübelerden ders almış, devletin böyle bir akıbete uğramaması için fedakârlık gösterip, acı ilacı bizzat kendileri içmişlerdir. Bu ilaç, halk arasında “kardeş katli” diye bilinen, hanedan mensuplarının nizâm-ı âlem, yolunda katledilmesidir.

 

Fatih’in meşhur kanunnâmesi...

Osmanlılarda bilinen ilk şehzade katlinin, 1298 yılında, o zamanlar bir aşiret beyi sayılan

Osman Gazinin, kendi aleyhine çalışıp tekfurlarla işbirliği yapan amcası Dündar Beye

tatbik edildiği rivayet olunur.

Bu hâdiseden itibaren birkaç yüzyıl hemen her padişah zamanında hanedan mensupları devlet için bir problem olmuştur. Taht iddiasında bulunan şehzadeler, arkalarına Anadolu’daki beylikleri, hatta Bizans’ı alarak ayaklanmışlar; devletin başına büyük gaileler açmışlardır. Hele Osmanlıların mağlubiyetiyle biten Ankara Meydan Muharebesi (1402) akabinde memleket büyük bir otorite boşluğuna düşmüş; eski padişah Yıldırım Sultan Bayezid’in birbirinden değerli dört şehzadesi arkalarında binlerce kişi olduğu halde yıllarca süren bir taht mücadelesine girişmişti. Bu Fetret Devri sonunda, padişahın küçük oğlu Mehmed Çelebi, kardeşlerini bertaraf ederek tahtın yegâne sahibi olmuştur (1413).

 

 

Kardeş Katlinin sonu

“Ben bir katilin namazını kılmam”

 III. Mehmet (1595-1603), içlerinde kundakta olan çocukların da olduğu 19 kardeşini tahta çıktığı günün gecesi öldürttü. Oğlu şehzade Murat’ı da boğdurttu. Bu son oldu. III. Mehmet 1603’te 37 yaşında öldü.

Yerine oğlu I. Ahmet (1603-1617) geçti. Aynı gün biat töreni yapıldıktan sonra III. Mehmet’in cenazesi Ayasofya camisine götürüldü. Cenaze namazı kılınacaktı. Kalabalık toplanmıştı. Fakat oğlu 13 yaşındaki genç padişah I. Ahmet gelmemişti. Şeyhülislam, birkaç kişiyle padişahı davet etmeye gitti. İçeri girdikleri zaman padişahı iki elinin arasına başını almış düşünür buldular. Şeyhülislam’ın cenaze namazını kılmak için davetini şu sözlerle geri çevirdi.
“Taht sahibi olmak için 19 kardeşini ve bir oğlunu öldüren adam, babam da olsa katildir. Ben katil bir adamın cenazesini kılmam. Varın siz kılın ve defnedin.” dedi. Kardeş katili usulünü de kaldırdı.

Osmanlı da 1389’da başlayan kardeş katliamı 1603’e kadar 214 yıl devam etti. Daha sonra tek tük şehzade katli olayı olduysa da 1700 yılından sonra 1922 yılına, saltanat kaldırılana kadar 222 yılda hiç şehzade katliamı olmadı.

Kafes hapsi dönemi

Ancak kardeş katliamının sona ermesinden sonra, şehzadeler için  yeni bir dönem başladı: Kafes hapsi. Artık şehzadeler öldürülmüyordu ama kuş gibi kafes içinde tutuluyorlardı. Bu süre içinde çocuk sahibi olmamaları için cinsel ilişkiye girmelerine de izin verilmiyordu. Şehzade yalnızca canlı tutuluyordu o kadar..

Şehzadelerin bazıları kafes içinde tutularak padişahlık için yedekte bekletilmeye başladılar. Bu durumda 30-40 yıl kafes içinde yaşayıp padişah olanlar vardır. Tabi padişahların hapis oldukları süre içinde bütün psikolojik durumları alt üst oluyordu. Yıllarca hapis hayatı yaşayıp birdenbire koca bir devletin başı olmak daha da beter bir durumdu. Çünkü hiçbir zaman düzgün karar veremiyorlardı.

Bazı şehzadeler kafeste beklerken oldukça yaşlanıyor ve hatta tahta çıkamadan ölüyordu. Kafesin burada tutuklu bulunan şehzadelerde büyük yıkıcı etkisi oluyordu. Uzun süre burada tutulan şehzadelerin çoğunda psikolojik bozukluklar oluşmuştur. Kafeste bulunduğu süre içinde en az bir devrik sultanın ve bir şehzadenin intihar ettiği bilinmektedir.

Son Osmanlı padişahı VI. Mehmet 1918 yılında tahta çıktığında 56 yaşındadır, bütün hayatını harem ve kafes içinde geçirmiştir. Amcası Abdülaziz saltanatı sırasında kafese konmuş, sonra sırasıyla ağabeyleri Murat, Abdülhamit ve Mehmet iktidarları sırasında kafeste beklemiştir.

Bu haber toplam 290 defa okunmuştur

Haber Yorumları ( 0 Adet)

Adınız
E-mail Adresiniz
Güvenlik Kodu Lütfen Resimdeki kodu yazınız
Bu Habere Yorum Yapılmamış.
İlk Yorumu Siz Yapmak İster misiniz?

Son Haberler