HABER ARAMA
SON DAKİKA HABERLER
ANKET
Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?
Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?
  • Gayet Güzel
  • Kullanışlı
  • Beğenmedim
  • Daha iyisi olabilirdi
HABER ARŞİVİ
Lütfen Bir Tarih Seçiniz
FINDIK BORSASI
19 Kasım 2019 Salı
Fındık Fiyatı


16.50 TL - 17.50 TL
PUAN DURUMU
NAMAZ VAKİTLERİ
Ünye Nöbetçi Eczaneleri
25 Ekim 2019 Cuma Saat: 08:48

Ünye’de Unutulmaz Filimler Love Story Aşk hikâyesi İki üniversiteli gencin hüzünlü aşkı.

Yaşar KARADUMAN
Ünye’de Unutulmaz Filimler Love Story Aşk hikâyesi  İki üniversiteli gencin hüzünlü aşkı.

Sinema tarihin en çok bilinen ve ilgi toplamış aşk filmlerinden biri. Bu filmin sinemasal değerinden çok kitleler üzerindeki etkisi önemli idi. Ünye’de Film bittikten sonra seyirciler sinema salonundan çıkan ağlıyorlardı. Ben bu ve birkaç filmde Ünyelilerin kültür seviyesinin ne kadar yüksek ve vicdanlı insanlar olduklarını anladım

 

Love Story filmi (Bir Aşk Hikayesi) gösterildiği tüm yerlerde büyük ilgi görmüştü.. Film 1974 yıllarında Ünye’de de gösterildi.

Başlangıçta filmden bu kadar ilgi beklenmiyordu. Seyredenler bu muhteşem hikaye ve kurgu karşısında gözyaşlarını tutamadılar.

O zamana kadar gösterilmiş en duygusal filmdi.

Hikayenin güzelliği, oyuncuların hikaye ile bütünleşmeleri bütün dünyada olduğu gibi Ünye’de büyük ilgi izlendi.

Filmin gördüğü ilgi karşısında iki yıl sonra yerli versiyonunu yaptılar, yani kopyasını.

İnanılacak gibi değildi Münir Özkul ve Salih Güney’in oynadığı yerli yapım aslı kadar güzel ve hatta aslından da güzel olmuştu.

 

Sinemacı Ömer Anlatıyor

Sinemacı Ömer (Ömer ATAŞ) Bu film belki en iyi şekilde Ünyeliler tarafından anlaşılmıştır. Ünyeliler filmi büyük bir ilgi ile binyüz kişilik Konak Sineması salonunu her akşam ayakta da yer kalmamak şartıyle doldurarak  günlerce seyrettiler.

Film bittikten sonra seyirciler sinema salonundan çıkan ağlıyorlardı.

Ben bu ve birkaç filmde Ünyelilerin kültür seviyesinin yüksek ve vicdanlı insanlar olduklarını anladım.

Konak sinemasında gösterilen filmlerden aynı zamanda biz toplumun sosyal ve kültürel yapısını anlayabiliyorduk.

Ünye Karadeniz’de her dönem kültürü yüksek bir kasaba olmuştur. Bunu başkları da Samsun’da film aldığımız film şirketleri bile söylerdi. Başka yerde tutmayan ağır konulu filmler Ünye’de haftalarca oynuyor,  film şirketleri şaşırıyor. “Biz bu filmi Samsun’da üç bile oynatamadık” diyorlardı.

Turneye çıkan Tiyatro ve müzik grupları ve konserler için de  aynıydı, bin beşyüz kişilik koca salonu dolu gören tiyatrocular ve müzik grupları biz   vilayetlerde bile böyle kalabalık görmedik, diyorlardı.

 

Aşk Hikayesi

1970 ABD yapımı romantik-dramatik bir filmdir. Özgün adı, “Love Story” olan film Kasım 1971'de Türkiye'de de gösterime girmiştir. Film birçok ülkede olduğu gibi Türkiye'de de gişe rekorları kırmış, haftalarca gösterimde kalmıştır.

Senaryosunu Erich Segal'ın yazdığı filmi Arthur Hiller yönetmiş, önemli rollerinde Ali MacGraw, Ryan O'Neal, Ray Milland ve Tommy Lee Jones oynamışlardır. Filmin unutulmaz  müziğini Francis Lai bestelemiştir ve bu çalışması ile 1971'de En İyi Orijinal Müzik Akademi Ödülü kendisine verilmiştir. Bu aynı zamanda filmin aldığı tek Oscar ödülüdür. Film 6 dalda daha Oscar'a aday gösterilmişti.

 

Erich Segal önce filmin senaryosunu yazıp Paramount'a satmıştı.Filmin çekimleri sürerken  Sevgililer Günü'ndeki ilk gösterime yetişecek şekilde Segal'den bir de romanını yazmasını istemişti.Filmden daha önce piyasaya çıkan roman da bir "best seller" oldu.

Filmin tanıtım sloganı olan "Aşk asla pişmanlık duymamaktır"  "Love means never having to say you're sorry. " cümlesi yıllarca romantizmin de bir sloganı olarak dillerden düşmemiştir.

Francis Lai 'nin bestelediği filmin dokunaklı müziği "Love Story" çok beğenilmiş, hatta popülerlikte filmin de çok önüne geçmişti. Andy Williams 'tan Shirley Bassey 'e,Ray Conniff 'ten Patricia Kaas 'a kadar onlarca sanatçı bu unutulmaz parçayı seslendirdiler.

Film gişede çok büyük bir başarı yakalayınca 1978 yılında filmin “Oliver's Story “ adında devamı da  çekildi.. John Korty 'nin yönettiği filmde bu kez Ryan O'Neal 'ın karşısında Candice Bergen vardı.

1970 ila 1984 yılları arasında ABD 'de doğan kız bebeklere verilen isimler arasında  filmdeki "Jennifer" ismi ilk sıralarda yer alıyormuş. Bu popülaritede filmin büyük etkisinin olduğu ileri sürülmektedir.(Vikipedia)

 

Filmin Hikayesi

Köklü ve zengin bir aileden gelen Oliver Barrett IV (Ryan O'Neal) ,aile geleneğini devam ettirerek kendisinden öncekiler gibi Harvard Üniversitesinde hukuk okumaktadır. Bir gün Radcliffe Kolejinde müzik öğrencisi olan işçi sınıfından Jennifer Cavalleri (Ali MacGraw) 'ye aşık olur. Çift evlenmeye karar verir, ancak Oliver'in babası bu evliliğe onay vermez ve oğlunun harçlığını keser ayrıca onu mirasından da mahrum edeceğini söyler. Oliver'ın babasının maddi desteği olmadan Harvard'a devam etmesi çok zordur. Hayata sıfırdan başlamak zorunda kalan yeni evli çift Oliver'in okul masraflarını karşılamak için farklı işlerde çalışmaya başlarlar. Bu arada çocuk istedikleri halde hamile kalamayan Jennifer'in yapılan tetkikler sonucunda lösemi hastası olduğu anlaşılır.

''Dünya üzerindeki varlığımız son bulana dek birbirimizden vazgeçmeyelim sevgilim'' dedi Jennifer ve vazgeçmediler de ölüm onları ayırana dek..

Love Story bugüne kadar çekilen aşk filmlerinin öncüsü olarak kabul edilir.

Filmin müziği kulağa hiç yabancı gelmez, her diziye, her filme konu olmuştur, evlenenler ilk danslarını onunla yapmıştır, insanı hüzünlendiren  müziklerden biridir... Jennifer'ı ölmeden çok görmek istediği Paris’e götürmek isteyen Oliver sevgilisinin sözleri karşısında afallar ne yapacağını bilemez.. Çünkü istediği tek şey zamandır aşkının ve onun elinden bir şey gelmez. Ne para ne pul ne yatlar ne katlar sağlık elden gidince çaresi olmuyor hiçbir şeyin.En sevdiğin insanı son yolculuğuna uğurlamak en zor görev elinden bir şey gelmez çaresiz izlersin.

 

İki üniversiteli gencin aşk hikâyesi sinema tarihin en ilgi toplamış aşk filmlerinden biri. Bu filmin sinemasal değerinden çok kitleler üzerindeki etkisi önemlidir. Erich Segal’in sinemaya uyarlanmadan önce yayıncılara kabul ettiremediği romanından uyarlanan film çeşitli nedenlerle yine de diğerlerinden birkaç adım öne çıkıyor.

Çok güzel bir kare ile başlayan film böylece, seyrettiğinizin bir film olduğu algısını kırmayı hedefliyor.  Amerikan sinemasının oyunculukları ile en üst düzeye çıkmış isimlerinden olmadı hiçbir zaman bu iki isim ama bu filmde bir büyüyü birlikte yaratmayı başarıyorlar.

Şüphesiz filmin sinema tarihin en bilinen çalışmalarından biri olan Francis Lai imzalı müziği var. Sadece birkaç giriş notası ile kendini hemen hatırlatan müzik işte o ağlatacak havası ile pek çok sahnenin altını dolduruyor. Doğrudan yüreklere seslenen pek çok hikâye gibi burada da aşıkların mutluluk yolunda karşılaştıkları engeller, kötüler ve önlenmesi mümkün olmayan büyük bir trajedi (adı nedense doğrudan telaffuz edilmeyen kanser) var.

Türk sinemasında da sıklıkla kullanılan zengin genç/fakir genç aşkı bu filmin de ana konusu.. Zenginlerin anlayışsızlığı ve soğukluğuna karşılık fakirlerin alçakgönüllü ve sevecen tavrının ön plana çıkarılması filmi seyreden yoksullara nerede ise ama siz daha mutlusunuz diyen yatıştırıcı bir yaklaşım içeriyor aslında. (Gürkan Kılıçarslan)

Canik Dergisi sayı 18

 

Bu haber toplam 422 defa okunmuştur

Haber Yorumları ( 0 Adet)

Adınız
E-mail Adresiniz
Güvenlik Kodu Lütfen Resimdeki kodu yazınız
Bu Habere Yorum Yapılmamış.
İlk Yorumu Siz Yapmak İster misiniz?

Son Haberler