HABER ARAMA
SON DAKİKA HABERLER
ANKET
Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?
Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?
  • Gayet Güzel
  • Kullanışlı
  • Beğenmedim
  • Daha iyisi olabilirdi
HABER ARŞİVİ
Lütfen Bir Tarih Seçiniz
FINDIK BORSASI
6 Aralık 2019 Cuma
Fındık Fiyatı


16.50 TL - 17.50 TL
PUAN DURUMU
NAMAZ VAKİTLERİ
Ünye Nöbetçi Eczaneleri
21 Kasım 2019 Perşembe Saat: 08:40

TÜRKÇE

İRFAN IŞIK
TÜRKÇE

Bu günden sonra divanda, dergahta, 

Mecliste, meydanda

Türkçeden başka dil konuşulmaya ..

(Karamanoğlu Mehmet Bey)

 

 

 Özellikle dilimizin, İslamiyeti kabulümüzden sonra, Arapça ve Farsça’nın etki alanına girmesi ve Osmanlı sarayının Osmanlıca adıyla Türkçe-Farsça-Arapça dillerinden aldığı sözcüklerle geliştirdiği, zor öğrenilir özel bir yazı ve konuşma dilinden sonra Türkçe, diğer dillerin saldırısına uğramıştır.

.

Üzülerek söylemek gerekirse, yabancı sözcüklerin pek çoğu da asıl anlamlarına ters anlamlarda kullanılmaktadır.

Çok yaygın kullanılan, sıradan insanlarla entelektüellerin dahi yanlış kullandıkları bir sözcüğü örnek vereceğim:

Keyif.

Bu sözcük, rahatlama, uyuşma, hareketsiz zevk ifade etmek için kullanılmalıdır cümleler içinde

Örneğin, Yorgunluğumu gidermek için yatağıma keyifle uzandım derseniz keyif sözcüğünü yerinde kullanmış olusunuz.

Ama: Ayakta, heyecan ve keyifle izlediğim takımımın gole gidişini size nasıl anlatsam? Derseniz,keyif sözcüğünü yanlış kullanmış olursunuz. Pek çok kişi de yaptığınız ifade yanlışını anlamamış olabilir.

Heyacan duyulan olaylar keyif sözcüğüyle ifade edilemez çünkü.

Heyecan ve keyif sözcükleri tam tersi iki ruh halini anlatırlar.

Eskiden uyuşturucuları anlatmak için, çoğul mükeyyefat sözcüğü kullanılırdı. Keyif vericiler anlamında.

Yani, esrar, eroin, kokain ve alkollü içkilerin adı mükeyyefat idi.

Şimdilerde herkes bir şeylerden keyif alıyor oldu. Jet syki üstünde denizdeyken. Yüzme yarışındayken. Av yaparken. Futbol oynarken keyif alıyorlar…

Bu sözcüğü tam tersi anlamda kullananlardan birinin de, Milyonlarca hayranı ve okuru olan Hıncal Uluç olduğunu söylemek zorundayım.

Futbol bilgini olduğu söylenen yazar, maçları stratlarda değil de arkadaşlarıyla evinde seyrettiğini yazdıktan sonra:

Koltuklarına kurulup bacaklarını uzatarak maçı, büyük bir keyifle izlediklerini anlatıyor.

Kendi takımı gol attıkça, heyecandan hop oturup-hop kalkarak değil de, uyuşup yayılarak seyrettim demeğe getiriyor.

Demem o ki: dilimize giren ve artık çıkarılması büyük bir eksiklik olacak sözcükler kullanılırken yanlış anlamlar ifade ediyorlar.

Uzun tanıtım ve örneğe gerek görmeden Hasan Pulur’un Milliyet gazetesindeki Olaylar ve İnsanlar isimli köşesinde, 09 . 02 . 2003 tarihinde, Öz Türkçe değil bir başka Türkçe başlıklı yazısını aynen aktarıyorum.

Türkçemizi ne hale getirdiler? Sık-sık bunu soranlar var; Bir dil bu kadar yabancı dillerin etkisi altında kalıp, saçma sapan bir dil haline nasıl gelir?

Türkçenin ne hale geldiğini, geçenlerde ‘internet’te dolaşan bir okurumuz okumuş, bize yolladı.

Yazıyı okuyun, görün Türkçenin hallerini…

 

      Karamanoğlu Mehmet Bey’i arıyorum.

      Göreniniz, bileniniz, duyanınız var mı?

Bir ferman yayınlanmıştı.

, hatırlayanınız var mı?

      Dolanın yurdun dört bir yanını.

      Çarşıyı, pazarı, köyü, şehri, fermana uyanınız var mı?

Nutkum tutuldu. Şaştım, merak ettim.

Dolandığınız yerlerdeki Türkçe olmayan isimlere.

Gördüklerine, duyduklarına üzüleniz var mı?

    

                    ***                                              ***                                          ***

 

Tanıtımın demo, sunucunun spiker, gösteri adamının showman, radyo sunucusunun disk jokey.

Hanım ağanın first lady olduğuna şaşıranınız var mı?

Dükkanın store, bakkalın market, torbanın poşet;

Mağazanın süper, hiper, gross market.

Ucuzluğun damping olduğuna kananınız var mı?

İlan tahtasının billboard, sayı tablasının skorboard.

Bilgi alışının brifing, bildirgenin deklarasyon,

Merakın, uğraşın hobby olduğuna güleniniz var mı?

Bırakın eli, özün bile seyrek uğradığı;

Beldelerin girişinde welcome, çıkışında goodbye okuyanınız var mı?

Korumanın, muhafızın bodyguard;

Sanat ve meslek pirlerinin duayen,

İtibarın, saygınlığın prestij olduğunu bileniniz var mı?

Sekinin, alanın, küçüğün  mikro; Sonun final;

Özlemin, hasretin nostalji olduğunu öğreneniz var mı?

İş hanımızı plaza, bedestenimizi galeria,;

Sergi yerlerimizi center room;

Büyük şehirlerimizi mega kent diye  gezeniniz var mı?

Yol üstü lokantamızın fast food;

Yemek çeşitlerimizin mönü;

Hesabını adisyon diye ödeyeniniz var mı?

İki katlı evinizi dubleks, üç katlı evini tripleks;

Köşklerimizi villa, eşiğimizi antre;

Bahçe çiçeklerini flora diye koklayanınız var mı?

Sevimlinin sempatik, sevimsizin antipatik;

Vurguncunun spekülatör, eşkiyanın  mafya;

Desteğe, bilemediniz koltuk çıkmağa sponsorluk diyeniniz var mı?

 

                            ***                       ***                     ***

 

Virvirik dağının tepesindeki köyde; Cafe show levhasının altında;

Acının da acısı kahve içeniniz var mı?

Toprağımızı, bayrağımızı, inancımızı çaldırmayalım derken;

Dilimizin çalındığını, talan edildiğini;

Özün el diline özendiğine içi yananınız var mı?

Masallarımızı, tekerlemelerimizi, ata sözlerimizi unuttuk.

      Şarkılarımızı, türkülerimizi, ninnilerimizi kaybettik.

Türkçemiz elden gitti. Dizini döveniniz var mı?

Karamanoğlu Mehmet Bey’i arıyorum.

Göreniniz, bileniniz, duyanınız var mı?

Bir ferman yayınlamıştı.

Hayal meyal hatırlayıp da, sahip çıkanınız var mı?

 

                             ***                         ***                       ***

 

Yabancı sözcükler dilimize saldırıp özenenler tarafından yerli – yersiz kullanılmağa başlanınca, büyük şehirlerin küçük-büyük tüm esnaf ve tüccarları, ticaret hanelerinin ismini değiştirdiler. Kimi Amerikan pazarı, kimi Baazar, Kimi Paris shoop. Kahvehaneler Cafe, Kumarhaneler Kazino oldu

Türkçe isimli iş yeri kalmadı adeta.

Daha sonra yabancı isim taşıyan ticarethaneler köylere kadar uzandı büyük bir hızla.

Bu süreç,  büyük şehirlerde hala devam ederken, İktidarlar giderek din merkezli siyaset yapmağa başladı.

Haydaaaa!

Bu kez küçük yerleşimlerden büyüklere doğru başka bir akım başladı.

Ticarethanelerin tabelaları batı özentili isimlerden, İslam’ı çağrıştıran isimlere dönüştü.

Mekke pazarı, Medine kitaplığı gibi.

Koca-koca holdingler, bankalar adlarını değiştirerek İslami isimler aldılar.

İhlas Holdıng.

Banka Albaraka Türk gibi

Bu bankalar, helal kazanç dağıtacaklarını iddia ederek kandırdıkları gerçek dindarların katkılarıyla, dev bankalar haline geldiler

     Yaptıkları iş düpedüz bankacılıktı.

Yani para satarak faiz alıyorlardı.

Sonra pek çok yeşil kooperatifleşme ve şirketleşme faaliyetleri başladı. .

Birçok sahtekâr, din ve İslam adını istismar ederek, özellikle yurt dışında çalışan vatandaşlarımızdan, çeşitli vaatlerle topladıkları paraları yurda sokmuş, göstermelik şirketler ve kooperatifler kurmuşlardı.

      Yurdumuzun siyasi, iktisadi, toplumsal yaşayışıyla yakından ilgili olan vatandaşlarımız, bu kooperatiflerin ve şirketlerin kısa bir süre içinde battığını bilirler.

Şirketler ve kooperatiflerde battığı söylenen milyarlarca lira tutarındaki paraların, sahtekâr dincilerin cebine girdiğini herkes bildiği halde, bunlar hakkında gerçek bir yargılama ve cezalandırma yapılamamış, belki de kasten yapılmamıştır

Yapıldığı bilinen yargılamalar kısa hapis cezalarıyla sonuçlanmış, sahtekârın çaldığı paralar tahsil edilememiştir.

Ben inanıyorum ki bu yolsuzlukların hesabı bir gün kesinlikle sorulacak, koruyan ve korunanlar hak ettikleri cezalara çarptırılacaklardır.

Ya dilimize kastedenler?

Onlara da tabelalarını, öz Türkçe isimlerle değiştirme cezası verilebilir belki.

 

                

Bu haber toplam 178 defa okunmuştur
Anahtar Kelimeler : TÜRKÇE

Haber Yorumları ( 0 Adet)

Adınız
E-mail Adresiniz
Güvenlik Kodu Lütfen Resimdeki kodu yazınız
Bu Habere Yorum Yapılmamış.
İlk Yorumu Siz Yapmak İster misiniz?

Son Haberler