HABER ARAMA
SON DAKİKA HABERLER
ANKET
Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?
Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?
  • Gayet Güzel
  • Kullanışlı
  • Beğenmedim
  • Daha iyisi olabilirdi
HABER ARŞİVİ
Lütfen Bir Tarih Seçiniz
FINDIK BORSASI
6 Aralık 2019 Cuma
Fındık Fiyatı


16.50 TL - 17.50 TL
PUAN DURUMU
NAMAZ VAKİTLERİ
Ünye Nöbetçi Eczaneleri
27 Kasım 2019 Çarşamba Saat: 08:51

Kan Sulandırıcı İlaç Kullananlar Dikkat !

UZ. DR. ALİ COŞKUN
Kan Sulandırıcı  İlaç Kullananlar  Dikkat !

Vücudumuzda tüm hücrelerimizi bir şebeke suyu gibi sulayan kan akımımızın belli bir kıvamda muhafaza edilmesi gerekmektedir.

Bu kıvam, ne bir limonata gibi çok sulu, ne de bir muhallebi gibi çok katı olmalıdır.

 

İşte bu kıvam, biz farkına bile varmadan, bizi Yaratan Yüce Allah (C.C.)’ın vücudumuza yerleştirdiği hücre ve moleküller ile dengeli bir şekilde sağlanmaktadır. Kanı pıhtılaştırma yönünde çalışan, yani kanama olduğunda bu kanın akmasını engellemek için tıkaç görevi yapan hücrelere PLATELET veya TROMBOSİT denir. Ayrıca vücutta da kanama olduğunda, kanamayı durdurmak için derhal harekete geçen PIHTILAŞMA ( KOGÜLASYON ) FAKTÖRLERİ dediğimiz, moleküller de aynı yönde bize hizmet ederler.

 

Fakat bazı durumlar vardır ki, biz hekimler kanın biraz ‘’deli ‘’ akmasını isteriz, yani azcık sulanmasını isteriz. Fakat bu durumda da bu ayarı tutturmak çok önemlidir, zira deli akan kanın şiddetini biraz artırması durumunda vücutta, hatta beyin gibi çeşitli hayati organlarda kanamalar oluşabilmekte, bu da hastanın yaşam sürecini tehlikeye atabilmektedir.  

 

Hangi durumdur, bu kanın azcık sulanmasını istediğimiz yani deli akmasını istediğimiz durumlar? Örnek vermek gerekirse bir rahatsızlık sonucu kalp kapağı replasmanı yapılmak zorunda kalan hastalar ( hasarlı kalp kapağının yerine protez kalp kapağı takılan hastalar ), Ortopedi protezi takılan bazı hastalar, kanın yavaş akmasının zarar vereceği hastalar vs. akla gelen en başlıca örneklerdir. Burada istenmeyen durum, örneğin takılan protez kapağı düşünelim. Protez kapak vücut ile ne kadar uyumlu olursa olsun vücut için bir yabancı cisimdir, üstelik mekanik aksamlıdır ve üzerine birçok hücre çeker. Tabiri caizse üzerinde pıhtılaşma olur, bu durum onun normal fonksiyon görmesini bozduğu gibi, buradan kopma tehlikesi olan pıhtı parçacıkları, daha uzaklara gidip hayati organları besleyen damarları tıkayabilirler (emboli ). İşte bu durumda iş daha da aciliyet arz eder.

 

İşte yukarıda anlatılan durumlarda, kanı sulandırıcı dediğimiz aslında kanın pıhtılaşma yeteneğini bozan ilaçları ( Warfarin yani coumadin, heparin, asetil salisilik asit yani aspirin, vs. ) kullanmamız gerekmektedir. Fakat bu ilaçların dozunu ayarlamak her zaman güçtür. Çünkü kanın pıhtılaşma mekanizması birçok faktörden etkilendiği gibi, günden güne de, hatta mevsimsel olarak da değişiklikler gösterir. Burada yapılacak en doğru işlem, kan sulandırıcı ilacın düzeyini her defasında tam doğru olarak ayarlamak için, sık sık ilgili laboratuvar tahlillerini ( Protrombin zamanı yani PT, Uluslar arası oranı yani INR, aktive olmuş Parsiyel Tromboplastin Zamanı yani aPTT ) yaptırmaktır.

 

Öyleyse hekimimizin ilacın dozunu doğru ayarlamasına katkıda bulunmak istiyorsak, belli ilaçları hekimimize sormadan kullanmamalıyız, belli gıdaları da tüketmemeliyiz. Kanı sulandırıcı ilaçlardan Warfarin, kanın pıhtılaşma faktörlerinin yapımını engellerken, aspirin ve romatizma ilaçları ( Non steroid anti inflamatuvar ilaçlar, İbuprofen, Ketoprofen, Naproksen vs. ) ise trombosit denen kanın tıkaçlarının, tıkaç fonksiyonu yapmasını engellerler. Örneğin hekimimiz bize Warfarin kullanmamızı önermiştir, fakat biz ilave olarak yukarıdaki romatizma ilaçlarından birini daha ilaveten sırt ağrısı veya bacak ağrısı diye biz kendi kendimize kullanırsak, kanama riskini artırırız ve bu da tehlikeli olur.

 

Bir de bazı ilaçlar vardır ki doktorun bize önerdiği warfarin’in, vücutta görevi bittikten sonra parçalanması için girmesi gereken yola, bu ilaçlar girerler kendileri parçalanır etkisiz hale gelirler ama, warfarin vücutta parçalanmadan daha uzun süre kalır ve istenmeyen şekilde daha uzun etki eder, bu durum da kanama riskini artırır, çünkü uzun süre parçalanamayan warfarin çift doz verilmiş gibi etki yapar. Öyleyse Warfarin etkisini artıran bu ilaçlar hangileridir ?

 

Bunlar: Başta ALKOL, Parsetamol grubu ateş düşürücü ve ağrı kesiciler, Penisilin grubu antibiyotikler, Sefalosporin grubu antibiyotikler, Kloramfenikol grubu antibiyotikler, Trimetoprim – Sülfametoksazol grubu antibiyotikler, Siprofloksazin grubu antibiyotikler, Sülfonamid grubu antibiyotikler, Eritromisin grubu antibiyotikler, Amiodaron, Mide asidini önlemek için Simetidin kullanımı, Kortizon’lu preparatlar, flukanazol gibi mantar ilaçları, Lovastatin gibi kolesterol düşürücü ilaçlar, Kalp ilacı olarak kinidin, toplumumuzda maalesef sık kullanılan Trisiklik anti depresanlar, E vitamini alınması, Tiroid hormonu verilmesi gibi.

 

Warfarin etkisini azaltan ilaçlar da vardır. Bunlar da warfarin dozunun yetersiz kalmasına neden olurlar. Bu ilaçlar: Özellikle C vitamini alımı, doğum kontrol hapları, alerji önleyici antihistaminikler, Anti tiroid tedavisi alanlar, idrar söktürücü olarak sprinolakton kullananlar, Barbitüratlar, karbamazepin, azatiopurin, merkaptopurin, aşırı miktarda diyetle K vitamini alınması vs. Özellikle aşırı oranda K vitamini alınması Warfarin etkisini azaltır, böylece warfarin kendisinden beklenen kanı sulandırma vazifesini yeterince yapamaz, daha fazla doz artımına sebep olur. Öyleyse K vitamininden zengin gıdaları warfarin kullananların tüketmemesi veya hekim izniyle yemesi gereklidir. K vitamininden zengin gıdalar : Karadeniz yöremizin sofralarımızın baş tacı LAHANA, ISPANAK, PAZI, BRÜKSEL LAHANASI, BROKOLİ, MAYDANOZ, SEMİZOTU, KIVIRCIK MARUL, YEŞİL ÇAY, LEBLEBİ, KARACİĞER, ŞALGAM, BALIK YAĞI, Kuşkonmaz, karnabahar, bezelye, avakado, peynir vs. Burada bir parantez de YOĞURT’a açalım. Warfarin kullanan kişiler aşırı oranda yoğurt yememeliler çünkü: Yoğurt barsak bakterilerinin K vitamini yapımını artırarak etki eder.

 

Özellikle kemoterapi alma zorunluluğu olan hastalar, warfarin de kullanma mecburiyetindeyseler, çok sık PT ve INR takibi yaptırmak zorundadırlar. Genel olarak diyet listenizde ani değişiklikler yapıldığında örneğin mevsim geçişlerinde, seyahatlerde vs. warfarin dozunuz her zamanki etkisinde olamayabilir, bu doz ayarı için mutlaka hekiminizin de önerisini alarak bir klinik Biyokimya laboratuarında, PT ve INR testi yaptırmanız gerekir. Warfarin kullanmak zorunda iseniz, cüzdanınızda warfarin kullandığınızı belirten bir not olmalıdır.Hangi branştan olursa olsun, hatta diş hekimine dahi gitseniz, warfarin kullandığınız hekiminize söylemeniz gerekir. Şunu da unutmamak gerekir ki gebeliğin özellikle ilk 3 ayı, her türlü ilacı alırken her zaman olduğu gibi mutlaka hekiminize danışmanız gerekir.

 

‘’ Warfarin nasıl keşfedilmiş ?

Kısa hikayesini anlatalım:

 

1920’li yıllarda Kanadalı bir veteriner patolog, sığırların bir ağacın etrafındaki küflü yoncaları yiyip, barsak kanamaları sonucu öldüklerini görünce, bu küflü yonca’nın sığırların kanını çok sulandırdığını ve kanamaya neden olduğunu tesbit etti. Daha sonra içindeki etken madde bulundu ve araştırma yapan kurulun adının (Wisconsin Alumni Research Foundation ) baş harflerine izafen bu yeni ilaca WARFARİN yani kumadin dendi. Fakat bu ilacın o zamanlar bulunma amacı tıpta kullanılsın diye değil, ne yazık ki fare zehiri olaraktı. Tıpta kullanımı için ise 1950’li yılları beklemek gerekiyordu. Günümüzde maalesef fare zehiri olarak da kullanılmaktadır.

 

 

Bu haber toplam 166 defa okunmuştur
Anahtar Kelimeler : Kan, Sulandırıcı, İlaç, Kullananlar, Dikkat, !

Haber Yorumları ( 0 Adet)

Adınız
E-mail Adresiniz
Güvenlik Kodu Lütfen Resimdeki kodu yazınız
Bu Habere Yorum Yapılmamış.
İlk Yorumu Siz Yapmak İster misiniz?

Son Haberler