HABER ARAMA
SON DAKİKA HABERLER
ANKET
Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?
Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?
  • Gayet Güzel
  • Kullanışlı
  • Beğenmedim
  • Daha iyisi olabilirdi
HABER ARŞİVİ
Lütfen Bir Tarih Seçiniz
FINDIK BORSASI
22 Ocak 2020 Çarşamba
Fındık Fiyatı


16.50 TL - 17.50 TL
PUAN DURUMU
NAMAZ VAKİTLERİ
Ünye Nöbetçi Eczaneleri
28 Aralık 2019 Cumartesi Saat: 08:47

İskambil Kağıtlarının Garip Hikayesi ve Mimar Sinan Minareyi Nasıl Düzeltti?

 İskambil Kağıtlarının Garip Hikayesi Oyun kartlarının nerede ve ne zaman ortaya çıktığı tam olarak bilinmiyor. 7. ve 10. yüzyıllar arasında Çin’de ortaya çıktığı ve 13. yüzyılda Marcopolo tarafından Avrupa’ya getirildiği ta
İskambil Kağıtlarının Garip Hikayesi ve Mimar Sinan  Minareyi Nasıl Düzeltti?

 İskambil Kağıtlarının Garip Hikayesi

Oyun kartlarının nerede ve ne zaman ortaya çıktığı tam olarak bilinmiyor. 7. ve 10. yüzyıllar arasında Çin’de ortaya çıktığı ve 13. yüzyılda Marcopolo tarafından Avrupa’ya getirildiği tahmin ediliyor. Hindistan’dan veya Arabistan’dan geldiğini ileri sürenler de var ama bugünkü şekilleriyle kullanılmalarının 14. yüzyıl Fransa`sına dayandığı kesin gibi.

O tarihlerde, Fransa`da dört sınıf vardı ve iskambil kağıtlarındaki kupa, maça, karo ve sinek bu dört sınıfı temsil ediyordu. Kupa bir kalkanı andıran şekli ile asil sınıfı ve kiliseyi, maça bir mızrağın ucunu çağrıştıran şekli ile orduyu, karo ticari deniz işletmelerinin eşkenar dörtken kiremitlerinden esinlenerek orta sınıfı, sinek ise yonca yaprağına benzeyen şekli ile köylüyü temsil ediyordu. Bu gün briç, poker veya benzeri oyunlarda, kupanın en değerli, sineğin ise en değersiz kart olmasının nedeni işte bu sınıflamadır.

Aslında bizde papaz adı verilen kartın adı İngilizcede kral (king), kızın ise kraliçedir (queen). Vale veya oğlan için ilk zamanlarda düzenbaz anlamına gelenk “nave” kelimesi kullanılırken, günümüzde “jack” ismi kullanılmaktadır. Yani yabancı kartlarda kral ve kraliçe evli iken, bizde biraz yaşlı görülerek krala papaz adı verilmiş, kraliçeye de kız` denilerek oğlana layık görülmüştür.

Bazı ülkelerde oyun kartlarında değişik isim ve semboller kullanılmasına rağmen, en yaygın olanı Fransızların kullandıklarıdır. Fransızlar maça şeklini mızrağa benzeterek “pique” adını vermişlerdir. İngilizcede ise aynı anlamdaki “spades” kelimesi kullanılmaktadır. Her ne kadar bir kalkanı andırdığı için asil sınıfı temsil ettiği ileri sürülse de kupak lasik bir kalp şeklidir. Bu nedenle Fransızlar “onacoeur”, İngilizler ise “heart”` adını vermişlerdir.

Karo için Fransızcada kare anlamındaki “carrea” kullanılırken İngilizler elmas anlamındaki diamondu tercih etmişlerdir. Bizim sinek dediğimiz şekil ise çok açık üç yapraklı bir yoncadır. Fransızlar bu anlamdaki trefle kelimesini kullanırlarken, İngilizler club` (kulüp) ismini kullanmışlardır.

İşte bu nedenle briç oyuncuları maçaya pik, kupaya kör, sineke de trefli derler, zaten aslına uygun olan karoyu da olduğu gibi kullanırlar. Birli, papaz, kız ve oğlan için kullanılan as, rua, dam ve vale isimleri de yine fFansızca karşılıkları as, roi, dame ve valet kelimelerinden dilimize geçmiştir.

**********

Mimar Sinan Minareyi Nasıl Düzeltti?
Yeniçerilerinin içinde yetişmiş, Osmanlı fütuhatının her bi*rinde imzası olan Yeniçeri askerinin kıymetli ve sanatkâr ev*lâdı Mimar Sinan, fetih ordularının bir çok suları aşması için yaptığı köprüler, muhasara vasıtaları, çeşmeler, mescidier, camiler, kemerler manzumesine kendisinin deyimiyle «usta*lık eserim» dediği Selimiye Camiini Edirne şehrinde yedi se*nelik bir çalışmadan sonra meydana getirmiş dünyanın en büyük kubbesini havi Ayasofya Camiinden bu imtiyazı alıp ondan iki arşın daha geniş bir kubbeli Selimiye Camii mey*dana getirmiştir. Şimdi yeri gelmişken halk arasında anlatı*lan bir hikâyeyi anlatalım, kim ki bundan bir ders çıkara...

«Mimar Sinan; camii şerifi bitirmiş, açılışını yapmak üzere Hazreti Padişahın geleceği günü bekerken caminin etrafında geziyordu. İki çocuğun bir minareye bakıp kendi aralarında konuştuklarını tekrar bakıp birtakım işaretler yaptıklarını gö*rür, yanlarına yaklaşır ve sorar:
Çocuklar o minareye bakıp bakıp birşeyler konuşuyorsu*nuz, acaba ne var?
Çocuklar cevap verir:
— Abe amca görmez misin de şu minareye yamuktur. Mimar Sinan sükunetle bakar ve bir göz aldanması oldu*ğunu anlar.
— Peki evlâdım ne tarafı doğru iğri? Diye sorar.
Çocuklar ihtilâfa düşmez ve ikisi de:
— Ta şu tarafa!
Mimar Sinan derhal on kişiyi çağırır:
— Şu minareye bir ip bağlayın ve çocuklar tamam diyene ıdar çekin.
Sonra çocuklara dönüp:
__. Siz de dikkat edin bu iğrilik düzelsin.
Der. Adamlar ipi çekerler de çekerler, çocuklar:
— Şimdi tamam, oldu. Deyince,
Mimar Sinan:
— Sağ olun Allah razı olsun, iğrilik düzeldi, der. Çocuklar gittikten sonra ipi çekenler. Koca Mimara sorar*lar:
— Efendimiz, iple minare düzelmeyeceği gibi elhamdülil*lah öyle bir eğrilik de yoktur. Niçin acaba böyle yaptınız?
Koca Sinan cevap verir:
— Bunlar çocuktur. Eğer minare eğri diye ortaya bir lâf atarlarsa, bu millet de bunu eğri diye kabul eder, biz böyle yapmakla İğri değil biz düzelttirdik dedirtmiş oluruz.


Bu haber toplam 338 defa okunmuştur

Haber Yorumları ( 0 Adet)

Adınız
E-mail Adresiniz
Güvenlik Kodu Lütfen Resimdeki kodu yazınız
Bu Habere Yorum Yapılmamış.
İlk Yorumu Siz Yapmak İster misiniz?

Son Haberler