HABER ARAMA
SON DAKİKA HABERLER
ANKET
Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?
Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?
  • Gayet Güzel
  • Beğenmedim
  • Daha iyisi olabilirdi
  • Kullanışlı
HABER ARŞİVİ
Lütfen Bir Tarih Seçiniz
FINDIK BORSASI
4 Ağustos 2020 Salı
Fındık Fiyatı


PUAN DURUMU
NAMAZ VAKİTLERİ
Ünye Nöbetçi Eczaneleri
anabolik sipariş steroid sipariş balkan pharma
14 Ocak 2020 Salı Saat: 08:46

Ünye’nin Kavakları

İrfan IŞIK
Ünye’nin Kavakları

Ünyeliler Çınar’a kavak, Dişbudak ağacına da çınar derler. Günümüzde bile çınarımızın adı kavaktır. Daha birçok ismi vardır çınarların, Kavlan ağacı, Kavlağan ağacı da derler çınarlara.

 

Çınar ağacı uzun ömrü ve devasa büyüklüğüyle pek çok nesneye sembol olmuştur.  Örneğin: Uzun yaşamış bir ünlünün, asırlık çınar diye anılması gibi.

Ağaçlar içinde yaygın olarak koruma altına alınan anıt ağaçlar çınarlardır. Kiminin üstünde yaşı belirtilmiştir. Kiminde de çevresinde yaşanan olay ve o olaydaki ağacın

rolü anlatılmıştır. 

Ünye’nin Cumhuriyet Meydanı’ndaki çınar ağacının da benzer bir işlevi olduğu bilinmektedir. Ünye, Osmanlı Devletinin bir sancağı olduğu dönemde iki çınarımız,  darağacı görevi üstlenmiş, infaz edilen onlarca mahkumu dallarında sallandırmışlardır. Sancak devrinden Cumhuriyet dönemine kadar da infazlar sürmüştür.

Cumhuriyet meydanındaki çınarımızın dikilip yetişmesi efsaneleştirilmiştir.

Fatih Sultam Mehmet, Trabzon üstüne yaptığı sefer dönüşünde Ünye’ ye uğramış, çınarı oraya kendi elleriyle dikmiş…

Her efsanede var olduğu bilinen gerçek kırıntılarından biri de bu efsanede yatmaktadır. O da Çınarımızın yaşının beş yüz yıldan aşkın olduğudur.

      Bu beş yüz yılı aşkın süre içinde çınar pek çok badire atlatmıştır.

Fırtınalarda, ana dallarından birçoğunu kaybetmiş, gövdesinin dibi, zamanın yıpratıcı etkisiyle çürüyerek kovuklaşmış, zaman-zaman insan müdahalesiyle dengesini bozar diye düşünülen dalları kesilip yükü hafifletilmiş, bir kez de kovuğu temizlenip ayakta kalmasına destek olsun diye içi beton harçla doldurulmuştur.

 

1937 yılında Anafarta ilkokuluna kaydolduğumda,

Ünye sonbaharı yaşıyordu.

Kavak ağacı okulumun karşısındaydı. Kuru yapraklarını döküyordu tek-tek. Sınıf arkadaşım, şimdiki kadim dostum Hilmi Ergun’la, teneffüs zili çalar çalmaz bir koşu kavak dibine uçar, yaprak kapmaca oynardık.

Kavak dibine ait yüzlerce anım arasında, tazeliğini hiç kaybetmeden kalanı, sadece yaprak kapmaca oyunu oldu. Şimdi bile sonbaharlarda kavak dibine giderek düşen yaprakları seyrediyorum. Peşlerinde koşarak yakalamağa utandığım için de yakınıma inenlerden bir-iki tane kapıp çocukluğumu yaşıyorum.     

 

Ünye’nin ikinci ünlü çınarı, Tabakhane mevkiindeki Halkalı kavaktı. Hilkat garibesi muamelesi görür, özel olarak ziyaret edilirdi. Ağaç çok yaşlıydı. İçi çürüyerek kovuklaşmıştı.  Çürümeyi, tabakhane atıkları ve Yunus derisi kaynatan ateşlerin alevleri çabuklaştırmıştı.  Ağaç öldükten sonra, uzun süre. Üzüntüyle anıldı.  Halkalı Kavak, Ünye’ye, ayrıcalıklı bir anlam katıyordu çünkü.

 

Ağacın gövdesinden çıkıp yanlara doğru uzayan dallardan en altta ve en kalın olanı ,  Balık değirmeni yolu istikametine doğru, yere paralel olarak uzamıştı. Bu dalın ana gövdeye yakın bir yerinden dikine çıkan başka bir dal yükselirken bir yay çizmiş, bir metreyi aşkın bir çap yaparak kendisinden çıktığı kalın dala kavuşmuş, onunla kaynaşmış, zaman içinde kalınlaşarak dal üstünde bir yarım halka oluşturmuştu.  Bu haliyle ağaç, son derece anlamlı bir görüntü sergiliyordu.

Kış ve bahar aylarında fırtına şeklinde esen Lodos rüzgarlarından birinde, gövdesindeki çürük yüzünden kendi ağırlığını taşıyamamış, yıkılarak yok olmuştu.

Halkalı kavak, Fatsa’ya giden şosenin yanındaydı. Tabakhane deresinin Ünye tarafındaki düzlükte ikizi vardı. O da, Halkalı kavaktan daha sonra, bir selin hışmına uğrayarak yok olmuştu.

 

Yıldırımlar hep bu kavaklarımıza çarpar, onları boydan-boya yararlardı. Ortadaki kavağa  bir gündüz fırtınasında  çarpmıştı yıldırım. Ağacın dibine bağlanmış atlar vardı. Ağacın gövdesi tepeden dibe kadar boydan boya yarıldı. Atlar anında öldüler. Ağaç, çevresi için tehlike arzetmeğe başladı. Kesilerek tehlikenin yok edilmesine karar verildi. Karar hemen uygulandı. Çünkü orası ayni zamanda hayvan pazarıydı.

Yanındaki kavaklar da yıldırımla vuruldular. İkincisi de yok oldu. Sonuncusunu yıldırım tepesinden dibine kadar yardı. Yarası, ağacı yıkıp çevresine zarar verecek gibi değildi. Öylece bırakıldı. Koca çınar dip çürüğünün üstündeki yarayı tamir edip kapattı. Yara izi şimdi bile görülmektedir. Bunun üzerine o da bakıma alındı. Çürüğü temizlendi. Kovuğu beton harçla doldurularak desteklendi. Koca çınar da tıpkı Kavak dibi çınarı gibi sevinçle kabullendi beton dolgusunu. Kucaklayarak sarıp sarmaladı. Şimdi yaralı, sakat olsa da yaşamını sürdürüyor.  

Bu kavaklar orada daha neler görmüşlerdi.

Balıkçılar denizde Yunus Avlıyorlardı. Yunuslar yalıdaki kumsalda yüzülüyor; On cm. kalınlığındaki yağdan oluşan derileri bu kavaklarla halkalı kavağın dibinde yakılan ateşler üstündeki varillerde kaynatılarak eritiliyor. Dericilikte ve sanayinin ilgili dallarında kullanılan balık yağı elde ediliyordu. Ünye’yi iğrenç bir koku içinde bırakarak.

Tüm bu olumsuzluklar Gövde çürümelerini çabuklaştırmış kavakları ölüme götürmüştü.

Bunların dışında yaşları yüz yılı bulmamış kavaklarımızdan ikisi Orta caminin avlusunda.

Merhum Mehmet Kavaklı,1957 yılında dikip yetiştirmiş.

Genç kavaklarımız, kendilerine has ululuklarla göğe yükselirken Ünye’nin yerli kargalarına tünek görevini üstlenmiş durumdalar.

Bir başkası, Mehmet Akif Ersoy İlk öğretim okulunun arkasındaki kavşağın ortasında. Dikip yetiştiricisi, Karakaş namlı merhum Hüseyin Yurt.

Bunlarla birlikte yüz yaşını bulmamış ikizlerden biri çocuk bahçesinde, diğeri İskele lokantasının avlusunda olan iki genç kavağımız daha var. İkisi de ağaç güzeli sıfatına layık görüntü sergiliyorlar. Ancak biri, Çocuk bahçesinde olanı… Filiz gençliğinde hayli badire atlattı. Büyüdüğünde deniz manzaralarını kapayacağını düşünen arkasındaki ev sahipleri onu kurutmak için dibinde kireç mi söndürmediler, matkapla gövdesini onlarca yerinden delip içine cıva mı akıtmadılar?.. Daha kimbilir hangi melanetlerle saldırdılar ona. Sadece balta çalıp kesmeğe cesaret edemediler.

Yaşlı bir kavağımız daha var. Garip. Zavallı. Eski iskele başında. Abdullah Haznedar iş hanının dibinde. Kolu-budu yanına yapılan binalara engel olmasın diye kesilip budanmış, Çınarların yüz karası durumunda yaşamağa çalışıyor.

Daha da kavak var Ünye’nin orasında, burasında. Onlar yirmi yaşını doldurmamış genç irileri. Kiminin yeri hesapsız plansız. Yok olmağa mahkumlar. Henüz anılmağa değmiyorlar. (Ünye Canik Dergisi sayı21)

 

                                                                                 

Bu haber toplam 318 defa okunmuştur
Anahtar Kelimeler : Ünye’nin, Kavakları

Haber Yorumları ( 0 Adet)

Adınız
E-mail Adresiniz
Güvenlik Kodu Lütfen Resimdeki kodu yazınız
Bu Habere Yorum Yapılmamış.
İlk Yorumu Siz Yapmak İster misiniz?

Son Haberler