HABER ARAMA
SON DAKİKA HABERLER
ANKET
Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?
Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?
  • Gayet Güzel
  • Kullanışlı
  • Beğenmedim
  • Daha iyisi olabilirdi
HABER ARŞİVİ
Lütfen Bir Tarih Seçiniz
FINDIK BORSASI
9 Aralık 2019 Pazartesi
Fındık Fiyatı


16.50 TL - 17.50 TL
PUAN DURUMU
NAMAZ VAKİTLERİ
Ünye Nöbetçi Eczaneleri
27 Aralık 2018 Perşembe Saat: 19:59

Zekâ gizlenemez!

Siz okuyucularımız için zekâ, üstün zekâ gibi kavramları ve BİLSEM sürecini Ünye Hayat Yolu Psikolojik Danışmanlık Merkezi’nden Uzman Psikolojik Danışman M. Zeki Saka ile konuşup değerlendirdik.
Zekâ gizlenemez!

Geçtiğimiz günlerde BİLSEM’in yani Bilim Sanat Merkezi başvuruları yapıldı.  BİLSEM; devlet eliyle üstün zekâlı / yetenekli öğrencilere hizmet veren bir kurum. BİLSEM son yıllarda oldukça revaçta ve öğretmenler, veliler tarafından çok da rağbet görüyor. Hatta BİLSEM hazırlık kitapları yayımlanmaya, hazırlık kursları düzenlenmeye bile başlandı.

Her anne baba çocuğu BİLSEM sınavlarına girsin istiyor, öğretmenler de gelen yoğun talep karşısında başvuracak öğrencilerin seçiminde zorlanıyor. Sonuç olarak gelinen noktada bir belirsizlik oluyor...

Biz de siz okuyucularımız için zekâ, üstün zekâ gibi kavramları ve BİLSEM sürecini Ünye Hayat Yolu Psikolojik Danışmanlık Merkezi’nden Uzman Psikolojik Danışman M. Zeki Saka ile konuşup değerlendirdik.

*Röportajımıza zekanın ne olduğunu anlatarak başlamak istiyorum. Zeki Bey, zeka nedir?

Zekânın birçok tanımı var; çünkü zekâ görünen görünmeyen yanlarıyla oldukça girift bir konu. Eştikçe çıkıyor. Bütün bunlara rağmen bir sözlük tanımı verebiliriz. Zekâ kabaca; insanın düşünme, akıl yürütme, nesnel gerçekleri algılama, kavrama, yargılama ve sonuç çıkarma yeteneklerinin tümüdür. Tabii bu oldukça genel bir tanım ve zekâyı sadece kendi içinden tanımlıyor. Yani zekâyı bazı işlevlerine indirgiyor. Dolayısıyla zekânın tüm özellikleri bu kadarla sınırlı değil. Beri taraftan kökeni, vasıfları yok bu tanımda. Daha dar ama belki daha izah edici bir tanım şudur-ki genelde bu tanım kullanılır- zekâ; soyutlama, öğrenme ve yeni durumlara uyma yeteneklerinin toplamıdır.

*Bu tanımlarda daha çok zekânın işlevleri var dediniz; diğer taraftan siz kökeninden ve özelliklerinden bahsettiniz. Tanımı biraz daha geliştirsek neler söylenebilir?

Zekânın en büyük kaynağı biyolojik temel ve kalıtımdır. Kalıtım yani aktarım. Zekânın büyük bir kısmı aslında bize genlerimizin mirası. Dolayısıyla bizden kalacak ilk miras da aslında zekâ.

Diğer taraftan belirgin bir biyolojik temeli var zekânın. O da beynin bir organ olarak sahip olduğu vasıflarla ve merkezi sinir sistemiyle ilgili. Büyüklüğü, sıvısı, varsa anomaliler gibi.

Diğer taraftan zekânın en büyük vasfı, zekânın bir potansiyel olmasıdır. Potansiyel olduğu için zekâ, gelişebilir bir özellik taşımaktadır.

Son olarak sosyal çevreyi de eklemeliyiz. Çünkü sosyal çevrenin ve koşulların zekâ üzerinde belirgin bir etkisi var. Son tahlilde zekâ, biyolojik temelli, kalıtımsal ve sosyal çevreyle ilişkili bir bileşen, potansiyeldir denilebilir.

*Peki, üstün zekâ nedir? Üstün zekâlı kime denilir?

Üstün zekânın tanımı da zekâ gibi çok çeşitli. Gerek ülkeler nezdinde, gerek de bilim insanları arasında belirgin farklılıklar var. En genel haliyle üstün zekâ; bireyin akranlarından yaratıcılık, liderlik, iletişim, akademik başarı ve zihinsel performans olarak belirgin olarak farklılaşması olarak tanımlanabilir. Elbette bunlara başka başlıklarda eklenebilir. Diğer taraftan her bir başlık kendi içinde alt başlıklara da ayrılabilir. Bütün bu performans alanları hem gözlemlenebilir, hem de ölçülebilir nitelik taşırlar. Gözlemlenebilir, çünkü zekâ gizlenemez. Ölçülebilir, çünkü gözlemlenen bir şey aynı zaman da ölçülebilir de.

*Üstün yetenek ne demek? Üstün zekâ ile üstün yetenek arasında nasıl bir ilişki var? Farklılıklar, benzerlikler nelerdir?

Bu bir kullanım farklılığı aslında. Deneyimsel bir ayrılık yok aralarında. Son yıllarda üstün zekâ ve üstün yetenek aynı anlamda kullanılıyor. Hatta genellikle üstün yetenekli ifadesi daha kapsayıcı bulunuyor ve daha çok kullanılıyor.

*Üstün yetenekli bireylerin özellikleri nelerdir? Ya da soruyu daha daraltıp öğretmenler ve veliler için sorarsak üstün yetenekli bir çocuk nasıl fark edilir?

Üstün yetenekli bir çocuk farklıdır. Kelimenin her anlamıyla, bütün çağrışımlarıyla farklıdır. Daha bebeklikten itibaren bu farklılıklar gözükür aslında. Erken yürür, yine erken, seri ve düzgün konuşur. Çok küçük yaşlarda 4/5 yaşlarında çoğunlukla kendi kendilerine okumayı öğrenirler. Matematiksel işlemlerin mantığını erken yaşlarda kavrarlar. Çok çabuk öğrenir, çok çabuk kavrar, bariz, belirgin bir hızı vardır. Çok meraklıdır. Soruları sorulara ekler. Soyut düşünür. Uzaya, metafizik meselelere çok meraklı ve duyarlıdırlar. Öğrendiklerini çok çabuk uygulamaya koyarlar ve yeni öğrenmelerin önünü açarlar. Yaratıcı yanları çok belirgindir. Yerleşik düşüncelerle uyumsuzdurlar. Kalıba sığmazlar. Eleştireldirler. Ve çok orijinaldirler. Hayal güçleri çok yüksektir. Çok güçlü bir hafızaları vardır. Kolay kolay unutmazlar. Dikkat seviyeleri, konsantrasyonları yüksektir. Diğer taraftan olgunluk yaşları yüksektir, çevrelerine çok duyarlıdırlar. Sorumluluk duyguları yüksektir, ahlaki değerleri, vicdan ve merhametleri kuvvetlidir. Bundan olsa gerek akranlarından daha çok yaşıtlarından büyüklerle iletişime geçerler. İlişkisel doyum arayışları yüksektir. Liderlik kapasiteleri vardır. Elbette bunlara başka şeyler de eklenebilir ama üstün yetenekli çocuklarda bunlar ağırlıklı olarak görülür.

*Bunları görmek yeterli mi? Bildiğimiz kadarıyla bazı testler de uygulanıyor çocuklara…

İfade ettiğim şeyler üstün yetenekli bir bireyin özellikleridir. Bunlar gözle görülür. Hele ki sınıf ortamında, ev ortamında zaten görülür. Test uygulama aslında bir tespit ve teyit işidir. Bireyde, hadi çocuk ta diyelim, bu özellikler ev ve sınıf ortamında görülür ve bu durum netleştirilmek ya da gözlemler teyit edilmek için çocuklar standardize edilmiş testlere tabi tutulurlar. Bu testler uzman bilirkişiler tarafından uygulanırlar. En güvenilir ve sık kullanılan testler WISC-R, Stanfort Binet, Tony 4 gibi testlerdir. Üstün yetenekli olarak gözlemlenen bir çocuktan bu testlerden birinden belirlenmiş aralıklarda bir puan alması beklenir. Ya da genel popülasyonun üzerine çıkması beklenir.

*Üstün yetenekli adayı bir çocuk bu testlerden mutlaka başarılı çıkar mı?

Başarı kelimesi bu testlerde kullanılmaz tabi. Çünkü sınavlar gibi başarı ölçmezler. Bu testler zekâyı işlev yani performans ve hıza dayalı olarak ölçerler. Bu anlamda üstün yetenekli adayı olarak iyi gözlemlenmiş bir çocuk genellikle bu testlerde kendisinden beklenen sonuçları verir. Fakat nihayetinde bu bir test uygulaması ve stres doğurabilir. Bunun gibi çevresel ya da psikolojik başka durumlar oluştuğunda çocuğun beklenen performansı gösteremediği de olur. Böyle örnekleri kendi uygulamalarımızda da ya da bize başvuran çocuklar da görebiliyoruz.

*Biz de özellikle BİLSEM başvurularında süreç çok böyle işlemiyor galiba!

Bizde, yani bizim toplumda biz her şeyi kendimize göre yapıyoruz. Her şeyi kendimize uyarlıyoruz. BİLSEM başvuru süreci de böyle. Birçok veli, çocuğu bu sürece girsin istiyor. Birçok öğretmen aynı şekilde birçok öğrencisini BİLSEM sürecine sokuyor. Bunlar elbette iyi niyetle yapılmış şeyler. Ama yanlış. Çünkü her şeyden önce üstün yetenekli bireylerin genel toplumsal dağılımında böyle bir popülasyon yok. Üstün yetenekli bireyin genel topluma oranı % 2 dir. Oran bu. Başvurulara bakın ve gerisini siz düşünün.

*Niye böyle oluyor?

Zannımca esas sorun şu; zekâyı takdir edemiyoruz. Çünkü tanımıyoruz. Tanımadığımız bir şeyi nasıl takdir edeceğiz! Dolayısıyla her şeyi zekâya bağlıyoruz. Elbette günlük hayatta bireyin yapıp ettiği hemen her şeyin zekâyla bir ilgisi var ama yapılan her şey üstün yeteneğin belirtisi değildir. Bunu özellikle bana gelen, yönlendirilen çocuklarda görüyorum. Aynı şey BİLSEM başvurularında da var. Mesela ev ve sınıf ortamında üstün yetenekli çocukla başarılı çocuk birbirine karıştırılır. Akademik başarı tek kriter olarak görülür. Akademik başarı elbette bir zeka belirtisidir ama üstün yetenekli bir birey için akademik başarı kriter değildir. Hatta bazı üstün yetenekli çocuklar akademik olarak başarısız görülebilirler, dikkat sorunları ve öğrenme problemleri yaşayabilirler. Einstein bir çoğumuzun malumu… Galiba veliler ve öğretmenler BİLSEM başvurularını çocukları anlamak için bir fırsat olarak görüyorlar. Bu anlaşılabilir bir şey tabii. Ama bu süreçte bunun ülke ekonomisine, uygulayıcıların yani uzmanların zamanına ve emeğine yaptığı maliyeti iyi hesaplamak lazım. Ama benim gözlemim bunlardan çok daha farklı. BİLSEM başvuruları tam bir sınav maratonuna dönüyor. Kurslar, etütler, kitaplar, farklı yayınlar… Aldı başını gidiyor. Aylar öncesinden çocuğunu BİLSEM e hazırlayan veliler var. Okuldan sonra etüt yapan öğretmenler var. Bunun elbette çocuğu yoran, sınav atmosferine sokan bir bağlamı var. Ve bu süreç göründüğü kadar masum değil. Çünkü acımasız bir şekilde görülür ki yaptığınız hiçbir hazırlığın zannettiğiniz kadar uygulanan psikolojik testlere bir faydası yoktur. Net söylemek lazım zekâ biraz da Allah vergisidir. Diğer taraftan öğretmen ve velilerde bir beklenti oluşuyor. Ve maalesef çocuk beklenen performansı gösteremediğinde büyük bir hayal kırıklığı yaşıyorlar. Adeta çocuğun zekâsından şüpheye düşülüyor. Çocuk aslında gayet zeki sadece üstün yetenekli değil. Esas olan çocuğun var olan potansiyeli neyse onu görmek ve o potansiyeli geliştirmek için gerekli adımları atmaktır.  Kaldı ki üstün yetenekli bireylerin öğretmeni olmanın da velisi olmanın da kendine göre güçlükleri vardır. Elbette her sözün istisnası var. Bunları genelleyerek söylemiyorum. Ama böyle olumsuz bir durum var ve bu her geçen gün yaygınlaşıyor.

*Zekâ Allah vergisi dediniz… Bu bir çelişki değil mi?

Elbette öyle. Başka nasıl söylenebilir ki bu. Zekâ biyolojiktir, kalıtımsaldır demek, zekâ Allah vergidir demenin başka lügatlerdeki karşılığı. Aslında biz toplum olarak da böyle inanırız. Mesela akademik olarak başarısız çocuklar için ya da kavrayışı zayıf çocuklar için genellikle; “Vermeyince Mabud, neylesin Mahmut” denirdi değil mi? İşte bu söz doğru bir şeyi tespit ediyor ama yanlış bir şeyi salık veriyor. Bunu düzeltmek gerekir. Vermese de Mabud, neler deneyecek Mahmut demek lazım. Ki; bence mesele de bu. Olanı fark etmek ve hakkını vermek meselesi. Bu kadar. Bu anlamda zekâyı fark edeceksiniz, gerekirse tespit edeceksiniz ama muhakkak hakkını vereceksiniz. Bizde bu süreç çoğu zaman bu noktaya gelmiyor maalesef. Mesela şimdilerde zekâ testleri çok yaygınlaştı. Herkes çocuğunun zekâ seviyesini merak ediyor. Çocuk ne kadar zeki görmek istiyor. Tabi genel kanı çocuğun zeki olduğu yönünde. Öyle inanmasa çoğu veli zekâ testinin bırakın yanına yaklaşmayı, adını ağzına bile almaz. Bize de çok geliyor böyle talepler. Ama bir şey söyleyeyim, durduk yere, sırf meraktan çocuğun zekâsını ölçmek nereden bakarsanız bakın gurur kırıcıdır. Ve zannımca gayri insanidir. Bu kadar net söylüyorum. Bu benim şahsi kanaatim.

*Zekâ testi uygulamak doğru değil mi yani?

Zekâ testi uygulanır mı elbette uygulanır. Ama çocuğu tanımak için uygulanır. Yaşadığı güçlüğü kavramak ve ona yardım etmek için uygulanır. Sonra akranlarından bariz bir farklılığı vardır, bunun adını koymak için uygulanır. Ve sonrasında muhakkak bu ölçümlerin gereği neyse o yapılır. Ölçüldüğü gibi bırakılmaz. Oysa çoğu veli o ölçümlerden sonra hiçbir şey yapmaz. Yapmaz, çünkü ya test sonucu düşük çıkmıştır yani umduğunu bulamamıştır. Ya da test sonuçları iyi çıkmıştır velinin de beklentisi değişmiştir. Olan yine çocuğa olur, zekâya olur. Zaten çoğu zaman ne yapılacağı da bilinmez. Çünkü zekâyla ne yapılacağı başka bir uzmanlık gerektirir.

*Son olarak söyleşimizin başında söylediğiniz bir şeye dönersek eğer, zekâ potansiyeldir, gelişebilir demiştiniz. Buna neler eklemek istesiniz. Velilere, öğretmenlere tavsiyeniz neler olur?

Evet, zekâ potansiyel bir şeydir ve gelişebilir. Engellenmeyen bir şey serpilir, gelişir. Zekâya yapılabilecek en büyük yatırım, verilecek en büyük emek budur. Zekânın önünü açmak gerekir. Elbette bunun tersi de vardır. Potansiyel olan bir şey engellenirse, ket vurulursa gerilemez belki ama söner. Türkiye bu anlamda son zamanlara kadar maalesef “zekâ çöplüğüydü”. Ne zekâlar kayboldu, ne zekâlar harcandı! Bizdeki beyin göçünün en büyük nedeni budur bence. Bu anlamda ez cümle zekâya yaptırılacak en büyük hamle budur; engellememek ve önünü açmak. Yapan, eden, deneyen çocuk yargılanmayacak, engellenmeyecek. Noktasal olarak neler yapılacak, hangi teknikler, yaklaşımlar uygulanacak, hangi etkinlikler yapılacak bunlar başka meseleler. Ve uzmanlık gerektirir. Evet, son yıllarda ülke olarak zekâyı daha bir fark ettik ve imkânlar nispetinde yatırımlar yapılıyor. BİLSEM bu anlamda hem iyi bir niyet hem de iyi bir gayret. Fakat bunu bile kendi ülke deneyimizle uyumlu yaptık gibi geliyor bana. Yani bir ironi var ortada. Yanlış anlaşılmak istemem ama devlet eliyle okul ortamında kaynaştırma öğrencisi statüsündeki BEP’li (bireyselleştirilmiş eğitim programı) öğrenciye verilen emekle ya da rehabilitasyon merkezlerine yapılan yatırımı göz önünde bulundurunca üstün yetenekli çocukları çok geç fark ettiğimizi görüyorum. Adeta ihmal edildiler ve mağdur duruma düştüler. Üstelik de anlaşılmadıkları için yargılanıyorlardı. Sanki ülke koşullarında çok avantajlı bir durumdaymışlar gibi bir algı vardı. Oysa anlaşılmamak en büyük mağduriyettir. Elbette genel kanıya, teamüllere, sosyal merhamete göre dezavantajlı bireyler desteklenebilir, netameli bir kavram da olsa pozitif ayrıcalık yapılabilir. Ama bu durum bambaşka mağduriyetlerin ve ihmallerin önünü açmamalıdır. Ben, devletin son yıllarda BİLSEM’e verdiği emeği bu trajediyle beraber okuyorum. Bu anlamda BİLSEM, devletin bu ülkedeki zekâdan / zekâlardan geç kalmış özrüdür.

Verdiğiniz bilgiler için çok teşekkür ederiz.

Ben teşekkür ederim efendim.

Ünye KENT Haber

Bu haber toplam 2.955 defa okunmuştur
Anahtar Kelimeler : Zekâ, gizlenemez!

Haber Yorumları ( 0 Adet)

Adınız
E-mail Adresiniz
Güvenlik Kodu Lütfen Resimdeki kodu yazınız
Bu Habere Yorum Yapılmamış.
İlk Yorumu Siz Yapmak İster misiniz?

Son Haberler