HABER ARAMA
SON DAKİKA HABERLER
ANKET
Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?
Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?
  • Gayet Güzel
  • Beğenmedim
  • Daha iyisi olabilirdi
  • Kullanışlı
HABER ARŞİVİ
Lütfen Bir Tarih Seçiniz
FINDIK BORSASI
16 Temmuz 2020 Perşembe
Fındık Fiyatı


18.00 - 19.00 TL
PUAN DURUMU
NAMAZ VAKİTLERİ
Ünye Nöbetçi Eczaneleri
anabolik sipariş steroid sipariş balkan pharma
19 Haziran 2020 Cuma Saat: 10:55

'BABALARIMIZ' ve RAHMETLİ GAZOZCU MUHARREM CANBULAT’IN ARDINDAN ÇOCUKLARI YAZIYOR...

İKSAN ABİ'NİN YERİ/ Mizahçı Karikatürist: İhsan KOCAGÖZ /Mizah Editörü: İsmail CANBULAT
'BABALARIMIZ' ve RAHMETLİ GAZOZCU MUHARREM CANBULAT’IN ARDINDAN ÇOCUKLARI YAZIYOR...

'BABALARIMIZ'

ANA BABAYI BİR TEK GÜNDE ANMAK NE SAÇMA!

“.... Günü” gibi -güya- özel günler; Kapitalizmin tam bir tüketim ve pazarlama taktiği. Bir tek güne bu kadar özellik ve anlam yüklememeli. (Yüklemeyenleri tenzih ve tebrik ederiz.)

Evlatlarının onu ne kadar kalpten sevdiğini bilen anne ve babalar, belirli bir günde bunun söylenmesini çok önemsemezler.

 Aslolan; sürekli ilgilenilmek, hatırlanmak, arayıp sorulmaktadır.

Yaşıyorlarsa eğer anne ve babanıza zaman ayırın, her gün arayın konuşun onlarla, her gün dualarını alın.

Mümkünse her gün görün, rahatsızlarsa hizmetlerinde olun, mümkünse de yanınızda yaşlandırın.

Vefat etmişlerse her gün dualandırın onları.

 Bu en büyük hediyelerden daha değerlidir.

Bugünkü sayımızı, İksan Abinizin babası Hasan Kocagöz’e ve Editörüm İsmail Canbulat’ın babası, benim de bir zamanlar yanında çalıştığım rahmetli Muharrem Canbulat’a ayırdık...

 GEÇMİŞİ UNUTMAK... BENİM ÇALIŞKAN BABAM VE BEN... (Ünye Hamidiye Mahallesi)

Ömrü boyunca bir gününü dahi boş geçirmeyen bir adam. Şimdi bir apartman dairesinde gününü boş ve sessiz bir şekilde geçiriyor.

Geçmiş günlerin güzelliklerini anarak geçiyordur günleri derseniz. Bu konuda ne yazık ki yanılırsınız.

İksan Abinizin babası olan bu güzel insan, Alzaymır hastası... Beni de dahil kimseyi tanımıyor. Eskiye çoktan sünger çekmiş durumda. Yaş 80'lerin üzerinde...

Beni gülümseten bir diyaloğumuz oldu kendisi ile: "Beraber tırpan vurduk, fındık yevmiyesine gittik, fındık ocağı dibi bahçeledik, ağaç budadık" dedim babama."Üç defada iyi bir dayağını yedim" diye ekledim. "Çalışan adam dövülür müymüş" dedi hafiften gülümseyerek.

"Çalışmak için bahçeye gitmediğimden dolayı yedim bu ‘dosyaları’" dedim."O zaman başka" diye cevap verdi. Bu sefer ben gülümsedim.

Bazen yavaşça kalkarak dış kapıya gidiyor. Bazen balkon kapısına gitmeye çalışıyor. Bazen uzun süre önüne bakarak sessizce oturuyor. Mukayese yapacak bir geçmiş de yok.

Sanki bir boşlukta öyle durur gibi. Geçmiş de yok, gelecek de yok…

 

BABAMLA GÜZEL BİR AN’IM...

KÜÇÜKKEN BABAMI SİNEMAYA GİTMEYE NASIL İKNA ETTİM?

İlk sinemaya gittiğimde kaç yaşındaydım, tam olarak hatırlamıyorum. Belkide bu anlatacağım olay ilk sinemaya gidişim olabilir. 1970'li yıllar...  Çarşı içinden, Cumhuriyet Meydanı’na doğru.. Bir akşam üstü...

Babamla beraber yürüyoruz. Daha doğrusu babam yürüyor, ben onun omzunda oturuyorum krallar gibi...

Birden ben " sinemaya götür beniii" diye, babama nazlanmaya, mızmızlanmaya başlıyorum. Bu sinema olayı birdenbire nereden kafama esti anlamadım. Şöyle olmuş olabilir diye düşünüyorum; Eskiler hatırlar, Anafarta İlkokulu’nun dış duvarının bulunduğu köşede, meydana bakan taraftaki elektrik direğine bağlı, tahta bir panonun üzerinde, reklam amaçlı, Konak Sinemasının film afişleri asılırdı.

Büyük ihtimal, bu sinema afişini görmüş ve sinema diye tutturmuş olabilirim.... Neyse, sinema için babamı bayağı bir bunalttım. Sinemayla bir işi olmayan babam, bu mızmızlanmalarım sebebiyle sinemaya gitmeye sonunda ikna oldu!

Efsane güzel ve kocaman bir sinema salonu olan Konak Sinemasının, balkon tarafına çıktık. Sağ köşeye oturduk. İki film seyrettik. İlk film biraz komedi tarzı. Türk filmiydi. Oyuncu olarak; Yılmaz Köksal ve Mete İnselel’i hatırlıyorum. İkinci film ise yabancı bir filmdi. Macera filmiydi. Oyuncularını hatırlamıyorum tabi.

Bu olaydan sonra, tam bir sinema aşığı oldum ben. Küçük yaşta sinemaya gizli kaçışlarım başladı. Ediz Hun filmlerinde gözlerim yaşardı. Cüneyt Arkın filmlerinde Battal Gazi oldum, kılıç kuşandım, küffarla savaştım! Kemal Sunal filmlerinde gülmeyi öğrendim, mizahı hisettim...Bruce Lee filmlerinde, Kung Fu'cu oldum. Ama  her filmde istisnasız dayan yiyen, Yeşilçamın gariban figüranlarına da hep üzüldüm.

Yahu ben o gün babamı sinemaya gitmeye nasıl ikna etmişim, bugün bile hayret ediyorum...

MAHALLEDEN BABAMLA İLGİLİ KOMİK BİR HATIRA...

BABAN GİBİ OLMA...

1970'li yıllar... Ünye Cumhuriyet İlkokulu’na gidiyorum. İyi derece ile sınıflarımı geçiyor sayılırım.

Her karne alışımda Hamidiye Mahallesi Mescit sokak’tan yokuş yukarı bizim eve doğru siide siide giderken, Avanoğlu'nun evinin önünde yolum kesiliyor. Pencereden dışarıyı seyreden Avanoğlu'nun kızlarından hangisi beni görse aşağıya iniyor. Mahalleliyi seven ve samimi insanlar...Elimde bulunan karnemi alarak gözden geçiriyorlar. Karnem iyi ise, şeker ve çikolata veriyorlar.

Ödülümü verirken birde verdikleri bir öğüt var:"OKU, baban gibi olma" diyorlar. Haydaaa! Babamın nesi var yahu? Günlük yevmiyeci adam. Gün boyu çalışacak iş de buluyor çok şükür.

Ben bu telkine o zaman bir anlam veremiyorum. Üzerinde de pek durmuyorum. Aradan yıllar geçiyor.

Bizim eğitim hayatı erken bitiyor. Ne iş olsa yaparım kıvamına geliyorum. Ondan sonra sırtımıza binen binene... Avanoğlu'nun kızları aklıma geliyor o zaman: Okumadım ve babamdan beter oldum desem abartmış olmam...

En azından bir Mimar Sinan Üniversitesi’ni okumalıydım...Ah güzel ablalarım, çok pişman oldum ama, iş işten geçti...

Buradan hepinizin ellerinden öpüyorum.

 

RAHMETLİ GAZOZCU MUHARREM CANBULAT’IN ARDINDAN ÇOCUKLARI YAZIYOR...

Canım babamız Ünye'nin Efsane Gazozcusu Hacı Muharrem CANBULAT, birkaç yıl önce herkesle helalleşerek, zikir, tekbir ve şehadet üzere Rabbine, Peygamberine ve anacığına kavuştu.. Bütün çetin ve amansız hastalıkları süresince, hiç bir zaman, bir küçük"Off!" bile demeden, büyük bir teslîmiyet ve tevekkül içinde; Rabbine, sonsuz ve gerçek yurdumuza kavuştu. Son günlerinde ve dakikalarında bütün ailemiz hep yanındaydık Elhamdülillah....

Allah herkese öyle güzel bir yolculuk nasib etsin. Mekânı Cennettir İnşallah... Cenaze evi de bu yüzden bir yas evi gibi hüzünlü değil, ferahlık ve bir güzellik içindeydi...

Eski Ünyeliler bilir; Babamız, çok gayretli, sohbetinden zevk alınan, tatlı dilli, okumaya, yazmaya, tiyatroya meraklı, Ünyesini ve insanları çok seven, talebelere ve evlenmekte güçlük çeken gençlere yardım eden ve bize de vefatından sonra bunu vasiyet eden, hikâyesi, neşesi bol ilginç bir adamdı... Rabbimiz Allah Teâlâ Hazretleri; Rahmeti ve Lütfuyla muamele etsin babacığımıza...

Tabii ki herkesin babası özeldir. Bütün “asıl yurda göçmüş” büyüklerimize, babalara Allah’tan rahmet diliyor, yaşayanların ellerinden öpüyorum.

Onunla çok anılarımız ve onun da çok hikâyesi var anlattığı ve sayfalarca yazdığı.. Ben onları önce bir kitap, sonra da bir sinema filmi olarak hazırlamaktayım İnşallah.

Seni çok özlüyorum, sohbet arkadaşım.

OĞLUN İSMAİL CANBULAT

 

******************************************************

Gözünün değdiği her canlı babam için çok kıymetliydi, o kadar çok değer verirdi ki, karşısına çıkan büyük küçük herkese, mutlaka onlarla muhabbet eder, sıkıntısı olana  yardım etmek için çırpınırdı. 20 yılı aşkın zamandır Ünye'ye yazları gider, yılın diğer zamanlarında Ankara'da bana komşu olan evinde geçirirdi.

Çok severdi kalabalıkları, değişik yerler görmeyi... Çok renkli ve hayat enerjisi yüksek insanlar böyledir; Size de enerji verir, mutlu ederler..Muharrem Canbulat, nam-ı diğer Gazozcu Muharrem böyle güzel bir insandı, eli açıktı, hayır hasenatı çok severdi, Ankara'dan Ünye'ye her yaz gittiklerinde 14-15 koli ile onları yolcu ederdik. O kolilerde ne mi götürüyordu? Benim çocukların küçülmüş giysileri, kendinin artık ihtiyacı olmadığı eşyaları, birisine faydası dokunacağına inandığı her şeyi itina ile yaptığı kolilere yerleştirir, Ünye'de dağıtırdı...

Gönlü zengin, temiz kalpli bir insan olarak yaşadığın hayata, güzellikle ve dualarla veda ettiğini görmenin iç huzuru ile seni uğurladık babacığım, Nur içinde yat.

KIZIN FATMA (CANBULAT) ERDEM

 

******************************************************

SEVİMLİ BABAM MUHARREM’E MEKTUP...

Gazozcu Muharrem, Canbulanın Muharrem, tuzcu Muharrem, konuşkan Muharrem, Muharrem ağbi, Muharrem amca, Muharrem dayı, Muharrem dede, "babam Muharrem"...

Babam anneme sık sık çiçek alırdı. Çocukluğumdan aklıma kazınmış kokulardan biri babamın anneme aldığı mis kokulu sümbüllerdir. Kızım İpek'i doğumdan sonra ilk kez gördüğünde gözyaşlarını tutamayışını, ablamın düğününde ona sımsıkı sarıldığında yüz ifadesindeki sevgiyi, gururu, hüznü asla unutamayacağım.

Sevgili babacığım, karşılıksız sınırsız, tüm kalbinle sevmek nasıl olur bana öğrettiğin için,"insanlar ne der" diye düşünmeden karşındakine sevgini tüm açıklığınla gösterdiğin için, bize en önemli mirası -arkasından herkesin iyi konuştuğu insan- bıraktığın için, beraber geçirdiğimiz her an için teşekkürler.

Seni çok seviyorum.

OĞLUN HÜSEYİN CANBULAT

 

Bu haber toplam 1.551 defa okunmuştur

Haber Yorumları ( 0 Adet)

Adınız
E-mail Adresiniz
Güvenlik Kodu Lütfen Resimdeki kodu yazınız
Bu Habere Yorum Yapılmamış.
İlk Yorumu Siz Yapmak İster misiniz?

Son Haberler