HABER ARAMA
SON DAKİKA HABERLER
ANKET
Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?
Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?
  • Gayet Güzel
  • Beğenmedim
  • Daha iyisi olabilirdi
  • Kullanışlı
HABER ARŞİVİ
Lütfen Bir Tarih Seçiniz
FINDIK BORSASI
26 Eylül 2020 Cumartesi
Fındık Fiyatı


PUAN DURUMU
NAMAZ VAKİTLERİ
Ünye Nöbetçi Eczaneleri
anabolik sipariş steroid sipariş balkan pharma
16 Eylül 2020 Çarşamba Saat: 10:40

12 EYLÜL ÜZERİNE BİZİM DE BİR ÇİFT LAFIMIZ VAR: ”BÜTÜN DARBELER VATANA İHANETTİR!”

İKSAN ABİ'NİN YERİ/ Mizahçı Karikatürist: İhsan KOCAGÖZ /Mizah Editörü: İsmail CANBULAT
12 EYLÜL ÜZERİNE BİZİM DE BİR ÇİFT LAFIMIZ VAR: ”BÜTÜN DARBELER VATANA İHANETTİR!”

12 EYLÜL ÜZERİNE BİZİM DE BİR ÇİFT LAFIMIZ VAR: ”BÜTÜN DARBELER VATANA İHANETTİR!”

“Bu memlekette banka soyarken kar maskesi, ülke soyarken Atatürk maskesi taktılar.” Demişti, kendisi de, PKK-DERİN DEVLET-DIŞ GÜÇLER BAĞLARINI ÇÖZDÜĞÜ İÇİN karanlık terör tarafından katledilen Rahmetli Gazeteci-Yazar Uğur Mumcu..

“Darbeleri yaparken de Atatürk maskesi taktılar!”

Vatan Hainleri, diğer bütün darbelerde olduğu gibi, 12 Eylül’de de bu ve diğer maskelerin ardına saklanarak, kanlı bir “tiyatro” sahnesinde kardeşi kardeşe “aynı silahla” kırdırtıp, “terörü köpürtüp, olgunlaştırarak” millete karşı kanlı bir darbe yaptılar! Çocukların yaşını büyütüp, birçok insanı haksız yere, “bi sağdan, bi soldan” astılar!

Biz bunları Unutmadık!

Unutulmasın diye de yazıp, çiziyoruz!

NETEKİM KENAN'LI 2014'DEKİ SON MAHKEMEDE

BÜTÜN CUNTACI KATİLLERE MÜEBBED VERİLMİŞ,

RÜTBELERİ SÖKÜLMÜŞ VE ER YAPILMIŞLARDI!

 

ÜLKEYİ KURTARMAK İÇİNBİRBİRLERİNDEN KURTULMAYA” ÇALIŞANLARıN KOMİK HİKAYESİ: SİMİT PARASI...

ŞİMDİ SİZLERLE, KARDEŞİN KARDEŞE, BİLE İSTEYE VE BÜYÜK BİR PLAN ÇERÇEVESİNDE KIRDIRTILDIĞI 1970'Lİ YILLAR’A GİDİYORUZ...

Ünye’de, Fatsa’da bizim kuşağın yaşadığı acılar ve traji-komik olaylardı bunlar, maalesef.... Şimdiki gençlere de, olayların canlı şahidi İksan Abinizden bir yakın tarih dersi olsun “NETEKİM!”

Türkiye de sağcı ve solcu kutuplaşmasının zirvede olduğu, çatışmaların her gün can aldığı, karaborsanın milleti perişan ettiği, siyasetinde buna seyirci kaldığı karanlık zamanlar...” Bende buna, Ünyede yaşımın elverdiği algılama boyutunda şahit oluyorum...

Ortaokul zamanlarım... Yaşımız ufak olduğundan olayların şiddeti kişisel olarak bizi pek etkilemiyor. Ama, lise, üniversite öğrencileri ve okumayan 20'li yaşlardaki gençler olayların tam göbeğinde. Arkadaş çevrelerinin durumuna göre herkes bir kutuba bölünmüş. Kimi sağcı, kimide solcu olmuş. Hedef ne!? Ülkeyi kurtarmak!

İşin tezat ve karakomik yanı, ülkeyi kurtarmak için ilk önce birbirlerinden kurtulmaları gerektiğine inan(dırıl)mışlarki; sağcılar solcuları, solcularda sağcıları en umulmadık pusularda öldürüyorlar. (Sonraları öğreniyoruz ki; aynı gün karşıt gruplardan insanları vuran silah, “birilerinin” onlara servis ettiği AYNI SİLAH!!) 

Solcular, “sağcıları yok edersek”, sağcılarda “solcuları yok edersek memleketi kurtaracağız” havasındalar.Ünyede de olaylar bu mihvalde devam ediyor.

Aynı mahallede büyümüş, aynı oyunları oynamış çocukluk arkadaşı olan gençlerde birbirine düşman olmuş. Ellerinde silah birbirlerini katledip duruyorlar. Herkes birbirinden korkar olmuş. Akşam erken saatlerde evlerine kapanır olmuş aileler... Nerdeyse,“gelmeyen varmı diye sayım yapılıyor ev içinde. Yağ yok, şeker yok, gaz yok, sigara yok; Hepsi karaborsacının eline düş(ürül)müş.

Fatsa solun kalesi olmuş diyorlar. Ünye ikiye bölünmüş. Henüz Cumhuriyet Meydanı’nın solcuların elinde olduğu, köşedeki plakçıda hiç durmadan bangır bangır devrimci şarkıların çaldığı zamanlar.

Gariban İksan abiniz de geçim derdinde... Cumartesi ve pazar günleri simit satıyor...

İlçede dolaşmadığım yer kalmadığından, bir çok olayıda görüyor ve gözlemliyorum. Her silah sesinde anlıyorum ki bir genç daha gitti!

Benimde mahalleden olan, lisede okuyan samimi bir arkadaşım var. Oda kendini solcu bellemiş biri... Simit satarken Cumhuriyet Meydanında bununla karşılaştım. Eski Hamam’ın karşısındaki “Fatalislerin İş Hanının” üçüncü veya dördüncü katında Dev-Yol derneğine gittiğini söyledi. "Sende gel Aslan, simit satarsın" dedi. Aklıma yattı bu fikir.

Birazda çekinerek, loş merdivenlerden çıkıp derneğin bulunduğu daireye girdik... İçerde, yeşil parkalı kızlı erkekli gençler kendi aralarında gündemle ilgili konuşup tartışıyorlar.

Dairenin salon olan bölümündeki eski bir koltuğa iliştim.

Koltukta oturan bu abilerden bir iki kişi daha var.

Hava kış. İçerside bayağı bir soğuk. Koltuğun karşısında, ufak bir piknik tüpüne bağlı, ufak bir ısıtıcı var; Yıp yıp yıp ediyor, bitmek üzere olduğu belli.

Benim simite bakan bile yok aga! Tüp de bitiyor... Fena sıkıntılıyım...

Oturan abilerden biri, ayakta duran arkadaşına: "Bitti oğlum bu tüp, biri tüp alıp gelsin" dedi. Ayakta duran genç: "p almaya paramı kaldı ağbi, kimsede beş kuruş yok" dedi...Yuh! (Paraları neye harcamışlardı acaba?)

İçimden: "Bunlar daha ufak bir piknik tüpünü alamıyor, simit felan almazlar benden, nasıl alacaklar?" diye düşündüm, arkadaşıma dönüp "daha satılcak bissürü simidim var oğlum benim!" deyip dernekten kaçtım!

“Ulan bunlar nasıl bizi, memleketi kurtaracak, bi simit parası bile yok bunlarda diye söylendim, o zamanki aklımla ve "Ne varsa kavelerdeki müşterilerde var" diyerek daldım Ünye’nin kahvehanelerine...

Bazen bir silah sesleri duyuluyor uzaklardan. Kahvede oturanlar kendi aralarında söyleniyorlar: "Aha da! Yine indirdiler birini!"

Nitekim, "Netekim Paşa" ve darbeci arkadaşları, bu olaylara el koyuyor, milletimize yaşatılan “bu terör tiyatrosunun” sonunda.. Meğerse, “darbenin, ortamın olgunlaşmasını beklemişlermiş!” Bu seferde gençlere,mapus damları, işkenceler, haksız idamlar gözüküyor.... Acı günler...

Bu insanların çoğu, aslında tetiği çekmeden

çok uzun zaman önce ölmüştür.

(DAVID FOSTER WALLACE)

Şimdinin teknoloji manyağı haline getirilmiş, amaçsız gençleri, “geçmişinden” bihaber, Ünye caddelerinde, abilerinin, amcalarının kurumuş kanları üzerinde, gırgır-şamata arkadaşlarıyla birlikte koşturup duruyorlar!

Her acı unutulurmuş... Bu acılarda unutuldu.

Ama ben unutmadım!

O silah seslerini...

Dükkân kepenklerinin dibine, cansız bedenleri düşen, o fidan gibi gençleri.. Her daim hafızamda!

KORONA VİRÜSLERİN, KENDİLERİ GİBİ

TEHLİKELİ ÖLDÜRÜCÜ

12 EYLÜL VİRÜSÜ 'ERİ' ZİYARETİ

 

“TEK YOL İSLAM”: HER YOLUN BİR YOLCUSU VAR…

 

Ortaokul yıllarımın başları sayılır henüz... Yetmiş sonları... Terör zamanları... Herkes safını seçmiş, “çarpışıyor!”

Peki kiminle çarpışıyor? Okul arkadaşı, mahalle arkadaşı, hatta, babası, oğlu ve öz kardeşiyle!

O deli terör ortamında, yaşıtlarım olan kişiler de “saflarını” seçtiler! “Solcuyum” diyen, “sağcıyım” diyen çıktı ortaya DUVARA YAZILAR YAZDI!

“Kahrolsun oligarşi!” “Kahrolsun faşizm-komünizm!” Diye bağırdılar yürüyüşlerde ve okul boykotlarında... 

Bizim Mahalledeki fraktulara tebeşir ile "TEK YOL DEVRİM" diye yazanlar bile vardı. Boruculuk oynadığım arkadaşım devrimci olmuş, Bıdık (Pıtık) oynadığım arkadaşım ülkücü olmuş! Yani, ben bunun dışında galamazdım heralde! Benim de kısa sürede “bi şeyler olmam” gerekiyordu! Gecekonduda oturan “ezilmiş sınıftan(!) biriydim ben, o zaman iyi bir solcu olabilirdim!

“Orta Asyadan gelme bir kökene de” sahiptim. Eee! O zaman iyi bir Ülkücü de olabilirdim!

Lakin dosalar, ne solcu olabildim, ne de sağcı!

Ama suç bende değildi Vallahi...

Hamidiye Mahallesi Mescit sokağının HIŞIM ALİ CAMİSİ suçluydu bu konuda!

Yazları bu caminin mektebine gönderdiler beni. Güzel Hocamız; "Allah var, günah var, mahşer var, hesap günü var, öldükten sonra hayat var!" dedi... Ben de düşündüm: “Benim olacağım şey “öldükten sonrasını da kapsasın” istedim! (Ne zekiymişim ama!)

Bulmakta da gecikmedim; Bulduğum şey "İSLAM" idi... (Aslında doğrusu da bu idi....)

Eee, u zaman ben de duvarlara "TEK YOL İSLAM" diye yazmalıydım!

Duvar, dibimdeydi zaten; Ev sahibimiz Yusuf Sağlam abilerin bahçe duvarı....

Bir gün, sabahın kör vakti, duvarın yol tarafa bakan yerinde yerimi aldım. Tebeşir taşı ile koca bir "TEK YOL İSLAM" yazdım!

Diğer yazıyı da Hulusi Sağlam abilerin merdiven duvarına yazdım! Bir de Yusuf abilerin duvarının bahçe tarafına yazdım!

Ama tam o sırada, sabahları erkenden kalkan babama yakalanmayayım mı! Tabii, nasıl bir fırça yediğimi tahmin edersiniz! (İyi ki de yemişim o fırçayı!)

Elime ıslak bir bez alıp, yazdığım bütün yazıları tek tek, iyice sildim. Sonra eve gidip yattım hemencecik. Ancak öğlen saatlerinde kalkıp dışarıya çıktım...

Bir de ne göreyim! Bezle sildiğim yazılar, kuruyunca daha da belirgin hale gelmemişler mi!? Eh, babam sildiğimi gözleriyle görmüş, artık benden günah gitmişti!

Yazılar epey bir süre duvarlarda kaldı öyle...

Ve bu benim ilk ve son siyasî maceram olarak kaldı orada, çok şükür...

 

12 EYLÜL DARBESİNDE ÇOCUKLARIN YAŞINI BÜYÜTÜP,

“BİR SAĞDAN, BİR SOLDAN OLSUN” DEYİP RASTGELE İNSAN ASAN

“NETEKİM KENAN” MEZARDA AĞIRLANDIĞI İLK GECE,

SORGUDADIR! 


“NURLAR” DEĞİL, “IŞIKLAR” VE “ATEŞLER” İÇİNDE,

CEHENNEMDE KAYNAYAN ADAM BU İŞTE!

 

“BÜTÜN DARBELER VATANA İHANETTİR!”

12 EYLÜL'DE ABD'YE RAPOR VERENLER, “BİZİM ÇOCUKLAR BAŞARDI” DEMİŞLERDİ.

AYNI EKİBİN SON 15 TEMMUZ DARBESİNDE “O.. ÇOCUKLAR”, BU KEZ BAŞARAMADI!

ÇÜNKÜ HALK BU KEZ “UYUMADI!”

 

UYUMAYALIM Kİ...

ALLAH BİZLERE BİR DAHA BÖYLE “KURGULANMIŞ” KARDEŞ KAVGALARI VE HAİN-SİNSİ-GİZLİ ÖRGÜTLERİN “İHANETİNİ” YAŞATMASIN!

 

Bu haber toplam 1.163 defa okunmuştur

Haber Yorumları ( 0 Adet)

Adınız
E-mail Adresiniz
Güvenlik Kodu Lütfen Resimdeki kodu yazınız
Bu Habere Yorum Yapılmamış.
İlk Yorumu Siz Yapmak İster misiniz?

Son Haberler