HABER ARAMA
SON DAKİKA HABERLER
ANKET
Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?
Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?
  • Gayet Güzel
  • Beğenmedim
  • Daha iyisi olabilirdi
  • Kullanışlı
HABER ARŞİVİ
Lütfen Bir Tarih Seçiniz
FINDIK BORSASI
26 Ocak 2021 Salı
Fındık Fiyatı


PUAN DURUMU
NAMAZ VAKİTLERİ
Ünye Nöbetçi Eczaneleri
anadolujet telefon pegasus telefon thy iletişim
14 Ekim 2020 Çarşamba Saat: 11:39

UN KURABİYECİSİ HASAN DAYI... / FINDIK... ve İKSAN TARZI “KARİKA-RESİM TÜRLER!”

İKSAN ABİ'NİN YERİ/ Mizahçı Karikatürist: İhsan KOCAGÖZ /Mizah Editörü: İsmail CANBULAT
UN KURABİYECİSİ HASAN DAYI... / FINDIK... ve İKSAN TARZI “KARİKA-RESİM TÜRLER!”

UN KURABİYECİSİ HASAN DAYI...

(TARİHî NOT: 30 Mayıs 2014 tarihinde anılarımı yazıp çizmeme start veren, halka açık olarak anlattığım ilk anım...)

Çocuk hafızası, kamera gibi her şeyi kayıt ediyor…

1980’lerin başları… Biz daha çocukuz…

Ünye Hamidiye Mahallesi Mescit Sokak’ta bulunan Hışım Ali Camisi’nin karşısında bir gecekonduda oturuyordu “Un Kurabiyecisi” Hasan Dayı…

Karısıyla birlikte yalnız yaşayan orta yaşın bayağı üstünde, güzel bir insandı. Lakin komşularıyla hafif yollu geçimsizliği, bazen evinin karşısında şamatayla oynayan mahalle çocuklarını taş sopa ile kovalaması, sanırım ona “Mırık Hasan” lakabı takılmasına da sebep olmuştu.

Ama benim onu hatırlamama sebep daha başka! Hasan dayı evde karısına yaptırdığı un kurabiyelerini kafasında taşıdığı bir tepsiye dizer, sonra da ilçe merkezine inerek satardı. Merkeze inerken bizim evin olduğu sokaktan geçerdi. Mutluluk gibi kokardı o müthiş kurabiyeler! Peşine takılırdık… Parası olan arkadaşlar bazen onu durdurup kurabiye alır, alamayanlarda alanlardan birer parça kapmaya çalışırdı. Hasan dayı, akşam satamadığı kurabiyeleride mahallenin uşaklarına dağıtırdı…

Mahallemizin insanları, Hulusi Sağlam abim, Hüseyin ve İslam Ürkmez, Yusuf Akyürek, İbrahim Yalçın, Okan ve İsmail Canbulat da çok iyi bilirlero kurabiyelerin tadını:

Hulusi Sağlam:­- Benim ömrümde yediğim en güzel un kurabiyesi Hasan amcanın yaptıkları idi.

İbrahim Yalçın:- Bizim evimizin en yakın komşusu idi. Bir torunu vardı yazın gelirdi yanına. Hasan dede bize de kurabiye verirdi torununun aşkına... O yüzden yazın gelmesini dört gözle beklerdik! Kurabiyeleri yapan hanımı Şadiye teyze ile birlikte çok mütevâzî insanlardı.

İsmail Canbulat:- Sıcak sıcak taze taze evdeki fırından çıkarıp, tepsisi başında yokuştan aşşa dooru inerken, kocaman kurabiyelerden mutlaka 2 tane bırakırdı bana Hasan amca... O minik İsmail’i severdi,  ben de onu! Daha güzel bir un kurabiyesi yemedim bugüne kadar…  Arayıp dururum hâlâ bütün un kurabiyelerinde o tadı da bulamam...

İslam Ürkmez: - Hasan dayı bütün bir Hamidiye mahallesinin en mühim adamlarından biriydi ve bizde her nesil gibi bazı şeylerin kıymetini sonradan anladık.. Şimdi başka bir zamanın içindeyken biz; O da başka bir zamanın adamıymış meğer… Mevsimi gelmeden, ne anlatmak işe yarıyor ne de anlatılanı kendisi anlıyor insan…

Doğru İslam kardeşim, bazı şeyleri anlamak için büyümek şartmış... O kişilerin yaşının içinden geçmeden,“o kişileri anlamak” tam bir muamma imiş…

Hasan dayının çarşıda kurabiye satan, mahallede bizi kovalayan sesi, halen hafızamda. O, ‘çocukluğumuzun en güzel anıları gibi kokan’ kurabiyenin kokusu halen burnumda…

Hey gidi Hasan dayım hey!

Sen bizi “çok ses yapıyor” diye kovalarken hiç aklıma gelir miydi bi gün seni hayırla yâd edip, çizip yazacağım?

Nur içinde yat! Mekânın Cennet olsun.

Biraz “gafayın şişüdüümüz” için hakkını bize helâl edersin İnşallah...

 

 

FINDIK...

1980'li yılların başları… Bir cumartesi günü, mahalleden çocukluk arkadaşım Dündar’la buluşup, cebimizdeki son parayla Belediye Sineması’nın efsane öğrenci matinasına gitdüydük..

Üç filmi peş peşe seyredip, her zamanki gibi, film karakterlerinin etkisinde, birbirimize karate yaparak çıktık sinemadan! Akşam olmak üzere… Karnımızda haliyle zil çalıyor. Ama biz bütün paramızla Türk ve Dünya sinemasına katkıda bulunmuşuz bi kere! Dündar, “biraz harçlığımız kalsaydı şimdi yarım ekmek arası köfteyi ne götürürdük Aslan" dedi. Karın gurultularımızın yaptığı acuklu besteyi dinleye dinleye, Büyük Cami’nin oradan Han Boğazı tarafına yürümeye başladık.. Bi an, zınk! diye durdu Dündar, bir fındık işleme fabrikasının önünde! Kafasında bir “parlak fikir ampulü” yanmıştı sanki! Bana dönüp, ürkütücü bir hınzırlıkla,"köfte ekmek yeme şansımız halen var oğlum, biliimun?"dedi. Şaşırmıştım, "Eee hani para, atma!" dedim."Ama önce bir poşet bulmamız gerekli" dedi. Poşet mi, ne alakaydı şimdi? Yerlerden ufak bir naylon poşet bulduk ama meraktan ölüyorum; Ne yapacak bu çocuk? Sonra yine fındık fabrikasının önüne geldik.

Dündar, "köfte ekmek işte burada"dedi. Sağa sola baktım; Ortalıkta ne bir köfte dükkânı var, ne de Rafet emminin köfte arabası!

Fındık fabrikası önündeki büyük bir kamyondan ve fındık çuvallarını içeriye taşıyan hamallardan başka bir şey yok!

Dündar lan, burda köfteci filan yok ki!?”dedim." Sen gel benleee!" diyerek sürükledi beni. Bir bilge edasıyla; "Hamalların taşıdığı fındık çuvallarından tek tük yere düşen fındıkları toplayıp satıcaz, çaktın mı köfteyi?" dedi. Ben biraz çekinceli, "kızarlar sonra oğlum yaa" dedim… Ama çaresiz şansımızı deneyecektik.

Biz,“çakdurmadan” başladık çuvalların ağzından yere düşen fındıkları toplamaya… Baktık ki kimsenin bir şey dediği yok, devam! Bir kiloya yakın fındık topladık ve ‘artık bu kadar yeterli’ diyerek gazladık, Han Boğazı’nda fındık satın alan ufak bir dükkâna fındıkları sattık! Anında da soluğu seyyar bir köftecide aldık! Hemen, iki yarım ekmek arası köfte söyleyip, köfteleri “indiregandi” yaptık! Oh bee!! Nihayet kendimize gelmiştik!

Hava da artık iyice kararmıştı. Oradan meydana geçtik. Mahalleye çıkmak üzere Hamidiye’nin rampasına vurduk kendimizi…

Yokuşu tırmanırken içimden hep şunu geçiriyordum; "Ulan bu Dündar hayatta aç kalmaz!"


İKSAN TARZI “KARİKA-RESİM TÜRLER!”

 

ÜNYE'DE “PALAZ” DİİLAR ONA!..

Hafif ateşe gösterdiğin yumuşacık yufka hamurunun içine dayan mis gibi Ünye köy tereyağını!Sonra üçgen şeklinde sarıp sarmala. Üstüne bir kat daha tereyağ! Yağını da yere akıtma be oğlum! Günah yani… Hemen hüplet!

Öyle değil mi Sait İkinci, öyle değil mi İbrahim Gürkan?

Ya sen ne dersin bu DAYANILMAZ, TEREYAĞLI PALAZ MUHABBETİNE Adam Mamaladze?

 

BALON

 


 

YAZI.

 

 

GÜLDÜRME OLAYI BENDE!

 

 

ATEŞ

 

GRİBİN İLAÇI KELLE PAÇA ÇORBASI

 

BALIK AVININ TAM MEVSİMİ

 

BİRAZDAN,“EKMEK ARASI KAŞARLI TOST” OLACAĞIM HİSSİ ÇÖKTÜ ÜZERİME...

Özcan ve Ömer Kapısız ile birlikte.

(Ünye, Cüri. Ekim 201)

 

 

Bu haber toplam 227 defa okunmuştur

Haber Yorumları ( 0 Adet)

Adınız
E-mail Adresiniz
Güvenlik Kodu Lütfen Resimdeki kodu yazınız
Bu Habere Yorum Yapılmamış.
İlk Yorumu Siz Yapmak İster misiniz?

Son Haberler