HABER ARAMA
SON DAKİKA HABERLER
ANKET
Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?
Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?
  • Gayet Güzel
  • Beğenmedim
  • Daha iyisi olabilirdi
  • Kullanışlı
HABER ARŞİVİ
Lütfen Bir Tarih Seçiniz
FINDIK BORSASI
13 Nisan 2021 Salı
Fındık Fiyatı


PUAN DURUMU
NAMAZ VAKİTLERİ
Ünye Nöbetçi Eczaneleri
anadolujet telefon pegasus telefon thy iletişim
30 Ekim 2020 Cuma Saat: 11:03

KÜÇÜK PAZARIN FARELERİ...- AĞIR SAPLI BAKIR SAHAN TERBİYECİSİ İSMAİL HAKKI KUYUMCU… - SON DURAĞA GİDİŞ GELİŞ... ve MECBURİ İSTİKAMET KARİKATÜRLERİ

İKSAN ABİ'NİN YERİ/ Mizahçı Karikatürist: İhsan KOCAGÖZ /Mizah Editörü: İsmail CANBULAT
KÜÇÜK PAZARIN FARELERİ...- AĞIR SAPLI BAKIR SAHAN TERBİYECİSİ İSMAİL HAKKI KUYUMCU… - SON DURAĞA GİDİŞ GELİŞ... ve MECBURİ İSTİKAMET KARİKATÜRLERİ

KÜÇÜK PAZARIN FARELERİ...

1988 senesinin ağustos ayları. Havalar yeterince sıcak…

İstanbul Küçükpazar’daki ahşap ve biraz döküntü evin tek göz odasında, kiracı olarak Ünye’den çocukluk arkadaşım İslam Ürkmez’le beraber kalıyoruz.

Ben Alfa Yayıncılık’ta çizgi roman işinde çalışıyorum, İslam İstanbul Edebiyat Fakültesi’nde öğrenci. Okullar tatil olduğundan İslam Ünye’ye gitti. Ben yalnızım…

Bir gün yorgun argın işten eve gelip, geç saate, bir kişinin sığabileceği sedire uzandım. Yaz ayı. Üzerimde ince bir örtü. Havada mis gibi bir dolunay var.

Pencereler, eski pervazlı pencerelerden. Baş tarafıma gelen pencere açık ve perdesi yarı örtülü. Dolunayın ışığı içeriyi loş bir şekilde aydınlatıyor… “Ormantik” bi ortam… Bir şiirin içindeyim sanki.. Kısa bir süre sonra ‘renkli' rüyâlara dalıyorum…

Gecenin geç saatlerinde bir ara uyanır gibi oluyorum ama normal bir uyanma değil bu. Bir tuhaflık var bu uyanma işinde… Karnımın üzerinde bi ağırlık var gibi sanki. Şöyle başımı hafiften kaldırıp, uykulu gözlerle, dolunayın da hafiften loş bir aydınlık yaptığı odaya bir göz atıyorum.

Çok cin hikâyeleri dinlemişiz ya, "Ulan karabasan mı çöktü üzerime?" diye aklımdan geçirirken, gözlerim karnımın üzerindeki bir karartıya takılıyor. Gözlerim de odanın içini seçmeye başlıyor hafiften, karartının ne olduğunu anlamaya çalışıyorum. Sonunda anlıyorum tabi ve aklımın bir kısmıda gidiyor!! (Şiir de bitiyor..)

 

GOSGOCAMAN Bİ “GEME!”, Bİ LAĞIM FARESİ KARNIMDA UYUKLUYOR LAAAYN!!!

Yarı açık pencereden gelmiş olmalı!

Bi an öylece donup kalıyorum…‘Her yerim’ soğuyor…

Kendime saniyeler sonra geliyor, kararımı veriyorum; Kallavi bir ‘Erol Taş narası’ atarak, aniden yataktan doğrulacağım!

Dediğim gibi nara atarak doğruluyorum!

Kedi irisi fare efendi, ne olduğunu anlamadan, büyük bir panikle kafamın sağ tarafından fırlayarak, adeta kulağımı yalayarak yarı açık pencereden kendini dışarı atıyor!!

Iyyyyşşş!!! Ne fena üleen!!

Kalkıp, odanın elektriğini yakıp, tekrar uzanıyorum sedire… Işığı sabaha dek yanık bırakıyorum.

Ama hadi artık uyuyabilirsen uyu dayıoğluu!

 

SON DURAĞA GİDİŞ GELİŞ...

Yusuf Tamtürk kardeşim paylaşmış bu güzelliği…

Kısa bir not da düşmüş: ”Yaklaşık 40 sene öncesi… 3 amcaoğlu bir arada. Sağ başta ben Yusuf Tamtürk, sol baştaki Lütfi, ortada rahmetli Selami…

Ünye Belediyesi, yeni almış olduğu Belediye Otobüslerini Cumhuriyet Meydanı’nda görücüye çıkarmış.. Biz de görmeye gittiydik. O gün yeni otobüslerle Ünye halkını bedava gezdirmişler, şehir turu yaptırmışlardı.."

Bundan sonra İksan abiniz ile geçmişe bir yolculuk yapacaksınız… Önden buyurun bakalım:

Ünye’nin toplu ulaşım sistemi dolmuş üstüne artık. Herhangi bir belediye otobüsü mevcut değil…

Geçmiş zamanlarda Ünye Belediyesi’nin genelde sahil boyunca çalışan kırmızı-beyaz otobüsleri vardı. Dolmuşlar ortalıkta yoktu tabi… Cüri ile Çimento Fabrikası arasında çalışıyordu bunlar. (Gavaklar’a kadar gittiği de olmuş mudur? Niksar Caddesi’nde de İmam-Hatip’e kadar belki..) Yazın en çok, piknikçi ve plaj ahalisine çalışır, şenlikli olurdu otobüsün içi; Piknik tüpleri, toplar, şamşeller, mayolu uşaklar…

Sanırım Ünye genellikle yokuş olduğu için bu otobüsler fazla verimli olamadı, merkez mahallelere giremiyordu çünkü..Yamulmuyorsam, doksanlı yılların sonlarına doğru dolmuşlar ufaktan kendini göstermeye başladı.

Dolmuşlar çoğaldıkça Ünye Belediyesi’nin otobüsleri temelli tarihe karıştı. O zamanlar benim fotoğraf çekilme lüksüm yok gibiydi. Ünyeli üç kardeşimin böyle bir güzel fotoğrafıyla karşılaşınca geçmişe gittim biraz…

Bu otobüsler Ünye meydanından kalkardı. Meydanda bulunan durağın yeri bazen değişirdi. Bu durakların içinde bulunan banklarda oturduğumuz olurdu. Yağmurlu havalarda sığınak vazifesi de görürdü.

Şimdiki belediye otobüslerine önden biniliyor; O zamanlar arka taraftan binilirdi. En arka kapı girişinin sağında oturan bir biletçi olurdu. Ücret karşılığında size bir bilet verirdi.

1970'li yılların sonlarında çocukluk arkadaşım Abdullah Avcı ile bu otobüslere çok binmişliğimiz vardır.

Bir yere gideceğimizden dolayı değildi bu binmeler. Keyif içindi. O zamanlar herhangi bir arabaya binmek lükstü çünkü bizim için.. Sırf, “dört teker” zevki yaşamak için binerdik.

Eğer cebimizde harçlığımız varsa, soluğu meydanda alıyorduk. Adam başı bir lira ücreti ödedikten sonra,“ver elini Cüri tarafında bulunan son durak!” Son durakta iniyor, acuk oyalandıktan sonra, meydan tarafına doğru belediye otobüsüne tekrar birer lira bayılarak biniyorduk…

Bi “çarpışan araba zevki” değildi ama olsun; Biz, bir çoğunuzun her yaz gittiği Samsun Fuarı Lunaparkı’nı hiç göremedik, bizim de eğlencemiz buydu işte!

 

AĞIR SAPLI BAKIR SAHAN TERBİYECİSİ İSMAİL HAKKI KUYUMCU…

Geçen bi sayıda Ünye Bakıcılar Arastası’nı ve eskinin bakır kaplarını anınca, İsmail Hakkı Kuyumcu hocamızdan bakır sahan dengeleme sanatı üzerine tüyolar geldi.. Ve kendisinin “Ağır saplı bakır sahan terbiyecisi” olduğunu da anlamış olduk böylece …

"Bende gençliğimde bir tane vardı küçücük bir bakır sahan (tava)... Sapı ağır geliyor, kuzinemizin üzerinden yıkılıyordu. (Nerde şimdiki doğalgazlı ocaklar gaymaam?) Tava yere devrilmesin diye içine kocaman bir ağaç kaşık tereyağ, bir yumurta.. Sap ağır gene geliyor.. İki yumurta daha! Sap gene ağır! Üç yumurta, biraz dengede oluyordu..Dört yumurta sarısı, tam bişmiycek kıvamda oluyordu.

Üstüne de üç dört parça bastırma ve ince kıyılmış kaşarrr! O zaman eski kaşar-yeni kaşar kavramı yoktu! (Kaşar; zaten eski=kaşarlanmış demek gaymaam!) Yanında da bi ‘gara fırın baston ekmeği!’

Allaaah!! Benim ayaklarımı tutsunlar, sizin ellerinizii!! Ban ban ye!! Sapsarı yağ, mis gibi yumurta sarısı!- pişince beyazlamıyor- oooh!! Şükür Allahıma!!

Tüplü ocakla 1963 nisanında tanıştım. Tokatlı’nın Ocakgaz sarı ince uzun tüpünü de bizim Ford kamyon getiriyordu…

Ama, kuzinede, odun-fındık gabuğu ateşinde bakır tavada bişen yumurta tadı bi daha bulunur mu?”

 

 

MECBURİ İSTİKAMET KARİKATÜRLERİ


HER YER “AY YILDIZ!”

 


FINDIK UZMANI İKSAN BEYİ İYİ DİNLEYİN!

 

İSTANBUL PALAMUTLARI

GENDÜNÜ “BAHALLIYA” SATAR!

 


OOF! OF! ÜNYE’DEKİ DOSTLARDAN

Bİ “GISGANDURMA” FOTOĞRAFI GELDİ!

BENİM DE AKLIMA BU ŞİİR GELDİ…

 

GECEYE ŞİİR...

Kalbim bir çiçektir, gündüzler ölgün;

Gelin gelin,onu açın geceler!

Beni yadedermiş gibi,bütün gün

Ötün kulağımda, çın, çın geceler!

 

Geceler çekmeyin benim için hüzün,

Gelin siz, ruhumu tenimden süzün;

Bırakın nâşımı yerde gündüzün,

Gölgemi alın da kaçın geceler!

NECİP FAZIL KISAKÜREK.

Bu haber toplam 1.502 defa okunmuştur

Haber Yorumları ( 0 Adet)

Adınız
E-mail Adresiniz
Güvenlik Kodu Lütfen Resimdeki kodu yazınız
Bu Habere Yorum Yapılmamış.
İlk Yorumu Siz Yapmak İster misiniz?

Son Haberler