HABER ARAMA
SON DAKİKA HABERLER
ANKET
Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?
Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?
  • Gayet Güzel
  • Beğenmedim
  • Daha iyisi olabilirdi
  • Kullanışlı
HABER ARŞİVİ
Lütfen Bir Tarih Seçiniz
FINDIK BORSASI
20 Nisan 2021 Salı
Fındık Fiyatı


PUAN DURUMU
NAMAZ VAKİTLERİ
Ünye Nöbetçi Eczaneleri
anadolujet telefon pegasus telefon thy iletişim
27 Ocak 2021 Çarşamba Saat: 10:53

ÇOCUK BURCU HİKÂYELERİ: BORUCULUK OYUNU VE “TAZE GEVREK SİMİİİT! SİMİTÇİ GELDİYEEEAA!” ve İKSAN ABİNİN HEYBESİ...

İKSAN ABİ'NİN YERİ/ Mizahçı Karikatürist: İhsan KOCAGÖZ /Mizah Editörü: İsmail CANBULAT
ÇOCUK BURCU HİKÂYELERİ: BORUCULUK OYUNU VE “TAZE GEVREK SİMİİİT! SİMİTÇİ GELDİYEEEAA!” ve İKSAN ABİNİN HEYBESİ...

ÇOCUK BURCU HİKÂYELERİ: BORUCULUK OYUNU VE “TAZE GEVREK SİMİİİT! SİMİTÇİ GELDİYEEEAA!”

  

BORUCULUK OYUNU...

70'lerin sonları... Mahallede oynadığımız oyunların bir çoğunun kendiliğinden oluşmuş bir sıralaması vardı. “Boruculuk” oyunuda okul tatilinin olduğu yaz aylarından birine denk geliyordu..

Oyun için elektrik malzemeleri satan dükkânlardan aldığımız elektrik boruları ve okulda kullandığımız geçmiş dönemlere ait eski defter sayfaları yeterliydi.

 

Paraya kıyan daha iyi boru alır, Parası olmayansa, daha ucuz olan her yere bükülebilen plastiğimsi boruyu alırdı.

Defter kağıtlarını özenle uzun dörtgen şeklinde keser, pantolonumuzun kemer hizasına, yarısı dışarıda olacak şekilde sokar,

“çatışma anında”, buradan çektiğimiz kağıtları hemen uç tarafı ince olacak şekilde kıvırıpkülah yapar,

şarjöre (yani borunun içine) girecek şekilde ayarlar ve üfleyerek belli bir mesafeye kadar atardık.

Nefesi kuvvetli olan daha uzağa atardı!

Bu oyun için eşit iki gruba ayrılır, birbirimize rakip olurduk.Herbirimiz bir yere saklanır, sonrabirbirimizi vurmaya çalışırdık.

Boruculuğun en iyi oyuncularından biride İslam Ürkmez’di.Mahalle oyunlarında baskın bir rolü vardı İslam’ın... İddialıydı. “Çiftli” dediğimiz üst üste aralarında hafif mesafeli bir boşluk olan, pahallu borulardan yaptığı fiyakalı bir borusu vardı.

Bende ucuz plastik tekli bir boru var!Oyunlarda durumu bu boruyla idare ediyorum.Ben gecekondu çocuğu, o Apartman dairesi çocuğu... Ama çocukluk arkadaşlığımız sırasında bu dengesizlik rahatsız etmedi ikimizide...

BİR GÜN YİNE BÖYLE ÇEKİŞMELİ BİR OYUNUN İÇİNDEYİZ.

Önemli bir kural var; Kafa bölgesine külah atmak yasak!

Ben saklandığım yerden gizlenerek çıktım.Rakip oyuncu arıyorum.İslamda rakip oyuncu tarafında.

Kendim iyice açığa çıktım.Ama ortalarda kimse yok...

Bayağı bir temkinliyim ama... Sağı-solu süzüyorum öyle.

 

Birden“höörfff!” diye bir üfleme sesi duydum.Duymamla, gözümün kenarına zınk! diye bir şey saplandı. “Ah Anaaam!” dememle,gözüme saplanan şeye elimi attım; Baktım bir külah.

Can havliyle külahı buruşturup yere attım.

Kimden geldiği anlamak için kafamı kaldırdığımda;bizim gecekondunun avlusunun dış giriş kapısının üstündeki düz beton üzerinde keskin nişancı gibi pusuya yatmış olan İslam’la göz göze geldim!

Adam borudaki külahı öyle bir üflüyor ki,resmen “höörfff!”diye korkunç bir ses çıkartıyor!

GÖZÜME Mİ NİŞAN ALDI? YOKSA YANLIŞLIKLA KAFA BÖLGEMEMİ ATTI KÜLAHI ANLAYAMADIM.

Bir çırpıda kapının üstündeki duvardan atlayan İslam,koşarak yanıma geldi... “Ne merhametli çocuk yaa”diye düşünürken(aslında öyledir de kerata, iyi çocuktur),

“Ne oldu,gözüne bir şey oldumu lan”diye sorup, hemeneğilip yerde bir şey aramaya başladı.

“Ne arıyon yerde” dediğimde,“Külah nerde hani” dedi bana bakarak!

“Oğlum sen manyakmısın, gözümü kör edecekti attığın külah,ben de buruşturup attım yere!Sen tutturmuş sağlam külah arıyorsun!” Dedim biraz da sinirlenerek!

Gözüm biraz kanlandı anında tabii.Allah’tan fazlacabir zarar görmedi.

Biz “kafaya atmak yasak” diyoruz,adam öyle gapdumuş ki oyuna kendini, direk gözümüze nişan almış yaa!

Ama bazı mahallelerde külahın ucuna toplu iğne dakiilardı! Bizde öyle bir “zalimlik ve aptallık” yoktu çok şükür! Yoksa İksan abiyiz...Tööbetööbe!

...

Şimdi havalı, boya atan tüfeklerle oynanan “PAINTBALL” oyununun biraz daha ilkel biçimiydi BORUCULUK OYUNU...

Ama daha güzel, daha zevkli bir oyundu diyebilirim.

Daha doğal ve samimiydi çünkü.

Tıpkı eskiden olan her şey gibi...

  

 “TAZE GEVREK SİMİİİT! SİMİTÇİ GELDİYEEEAA!”

Ünye'de bulunan Cumhuriyet İlkokulu’ndan mezun oldum. Yeni ders yılı başladığında artık Ortaokul öğrencisiydim. Ünye Merkez Ortaokulu’na kayıt olmuştum.

Baba işçilikle geçimini sağlıyor. Evimiz kiralık bir gecekondu. Benimde hafta sonları simit satarak harçlığımı çıkarma durumu gündeme geldi, ailede...

VeÜnye'nin tanınan simit ustalarından “Laz Mustafa”Amca’nın fırınında buldum kendimi bir anda.

Elimde, kenarlarına çubuk takılı kayık bir sepet. Erken saate fırına giderek 50 simit alırdım. Fırın,Tepe Mahallesi’ne çıkan yolun sağında bulunuyordu.

İlk önce Tepe Mahallesi’ne çıkardım;“TAZE GEVREK SİMİİİT! SİMİTÇİ GELDİYEEEAA!”

Hafta sonu olduğundan dolayı mahalle sakinleri evlerinde olurdu. Birçok evden kahvaltı için simit alanlar oluyordu.

‎O zamanlar Ünye Cezaevi de bu muhitteydi. Hafta sonları görüş günü olurdu. Bende Cezaevine giderek simidin bir kısmını da orda satardım. Gardiyan, çubuklara takılı simitleri mahkûmlardan birine vererek içerde satmasına müsaade ederdi, sağ olsun...

Oradan yürüyerek Yalı Gavesimevkisine iner, 35 simidi böylece satardım. Geri kalan simitleri de ilçe merkezinde satıp bitirirdim.

BİR GÜN TEPEDEN YALI MEVKİİNE İNERKEN BİR BİNANIN BİRİNCİ KAT BALKONUNDAN KÜÇÜK BİR ÇOCUK "SİMİTÇİİİ!” DİYE SESLENDİ.

Balkona yanaştım. Çocuk,"babaa simitçi geldi" diyerek balkon kapısından içeriye seslendi.

 

Biraz dikkatli baktım çocuk tanıdık;İlkokul öğretmenimin çocuğu BU!

Anam anam!Çok utandım! Daha durur mu İksan! Rampa aşağı koşarak bi gaçtım ki urdan! Açıkçası, İlkokul öğretmenimin beni o halde, simitçi olarak görmesini istememiştim.

Utancım yüzünden, en az iki-üç simit satmaktan oldum. Simit satmak yüz kızartıcı bir şey değil ki... Niye utanıyordum? Ama ergenlik kafası işte!

Balkona çıkan Öğretmenim, ortalıkta bir simitçi göremeyince şaşırmıştır büyük ihtimal.

Belki de ufaklığa kızmıştır "oğlum benimle kafamı buluyorsun" diye... Çocuk belki simit almak için çarşıya bile gitmiş olabilir.

Affet beni, öğretmenimin oğlu!

 

İKSAN ABİNİN HEYBESİ...

‘Gerçekten’ daha gerçek olan bir şey var mıdır? Evet, vardır: Masal... ‘Geçici olan gerçeğe’, kalıcı anlamını o verir.

(NİKOS KAZANCAKİS/El Greco'ya Mektuplar)



ASLINDA HİÇ GİTMESİN İSTEDİM

 

  

BU SAÇMA VE ABARTILI

DURUM GERÇEK OLACAK GİBİ!

 


NERDE O ESKİ KARNE HEYECANLARI

 

 

İKSAN ABİ DE 'KARİKATÜR KARNESİ' ALIR

 

 

 'MEYDAN GARGASININ' MACERALARI

 

GÖVDENİN İŞLEVİ KALMAYINCA

 

 

Bu haber toplam 1.240 defa okunmuştur

Haber Yorumları ( 0 Adet)

Adınız
E-mail Adresiniz
Güvenlik Kodu Lütfen Resimdeki kodu yazınız
Bu Habere Yorum Yapılmamış.
İlk Yorumu Siz Yapmak İster misiniz?

Son Haberler