HABER ARAMA
SON DAKİKA HABERLER
ANKET
Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?
Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?
  • Gayet Güzel
  • Beğenmedim
  • Daha iyisi olabilirdi
  • Kullanışlı
HABER ARŞİVİ
Lütfen Bir Tarih Seçiniz
FINDIK BORSASI
20 Nisan 2021 Salı
Fındık Fiyatı


PUAN DURUMU
NAMAZ VAKİTLERİ
Ünye Nöbetçi Eczaneleri
anadolujet telefon pegasus telefon thy iletişim
24 Şubat 2021 Çarşamba Saat: 09:02

ÜNYE HAMİDİYE’NİN VAROŞU İKSAN ABİNİZ..., ÇEMBER…, “KARAGÖZ’Ü SATMA OĞUL!”- 2. BÖLÜM, ÜZERİNE CEMRE DÜŞEN KARİKATÜRLER

İKSAN ABİ'NİN YERİ/ Mizahçı Karikatürist: İhsan KOCAGÖZ /Mizah Editörü: İsmail CANBULAT
ÜNYE HAMİDİYE’NİN VAROŞU İKSAN ABİNİZ..., ÇEMBER…, “KARAGÖZ’Ü SATMA OĞUL!”- 2. BÖLÜM, ÜZERİNE CEMRE DÜŞEN KARİKATÜRLER

ÜNYE HAMİDİYE’NİN VAROŞU İKSAN ABİNİZ...

Bu resimlere tarih yazmaya gerek yok.

“Siyah-beyazlı yıllar” der geçersin… TV’nin, bilgisayarın, internetin olmadığı zamanlar…

İksan abiniz bu pozu iyi yerde vermiş: Mahalledeyiz, akşam ezanlarına kadar oyun oynadığımız sokakta…

Yanımda ortanca birader ve Teyzoğlu Nihat Demir. Fotoğrafı çeken Nihat’ın abisi Murat.

Az yukarda, dibinde çelik-çomak oynadığımız bir sokak lambası direği var; İslam’ın benim kafamı yardığı yer...

Sağ tarafımda da Mahmut Sabit San amcanın muhteşem meyve bahçesi girişinde bulunan küçük bir gecekondu… Burada oturan iki ‘kiracı komşuyu’ hatırlıyorum.

Arka tarafımda bulunan bina ise rahmetli Recai Ürkmez amcamın. Almanya'da çalışarak uzun yıllar yapımını sürdürdüğü bina.

Sol tarafımda bulunan beyaz kesme taşlar uzun yıllar kaldı olduğu yerde. Adnan Yıldız’ların bahçe kenarına diziliydi bu taşlar.

‎Taşların bitiminde bir üzüm asmalığı ve karşısında Avukat Ersoy abilerin iki katlı evleri bulunurdu.

İksan abiniz ise yine bildiğiniz gibi… Üç numaraya vurulan saçlar hafiften büyümeye başlamış. Ayakta koca bir terlik. Nerden bulmuş ise, deriyi andıran bir ceket.

AMA ÜZERİNDE BİR ‘VAROŞLUK’ VAR İKSAN ABİNİZİN.

Bu, her halinden belli oluyor. Ama bu garip insanlara o zamanlar “varoş” denmezdi; “Mahallenin Fakiri” derlerdi.

‎Ama bu fakirlere, mahallenin durumu iyi olan aileleri her zaman sahip çıkardı.

Şimdi hayatlar renkli.

Amma ve lakin varoşlarda yaşayanlara, şimdiki zengin aileler burun kıvırıyor.

Ne varsa siyah beyazlı yıllarda varmış.

En azından insanlık varmış...

********************************************

 

ÇEMBER…


Benden iki-üç yaş büyük çocukluk arkadaşım Hasan Çankaya ile sıkı bir dostluğumuz vardı.

‎Evin tek erkek çocuğuydu. Babası, Bakırcı İsa amca ile diyaloğu bu yüzden çok iyi idi. Alışık olmadığım bir baba-oğul ilişkisi idi bu.
İsa amcanın efsane Ünye Bakırcılar Çarşısı’nda güzel bir dükkânı vardı. İsa amcanın dükkânına beraber çok gittiğim oldu Hasan’la birlikte.

Hasan bakır kalaylamayı öğrenmişti. Babasına yardım etmek için giderdi yanına.

Ben de körük çevirerek yanan ateşi harlandırırdım. Kış aylarında, bu kömür ateşinde çok hamsi ızgara yapmışlığımız var.

BİR GÜN HASAN'I MAHALLEDE ÇEMBER ÇEVİRİRKEN GÖRDÜM.

Ama çok güzel bir çember bu yaa! Dükkânda kendi eli ile yapmış İsa!

”Ah ulan ahh! Benim de böyle bir çemberim olsa ne güzel olur” diye düşündüm. Düştüm Hasan'ın peşine, “ben de istiim lan aynısından” diye.

Aynısından bana da yapana kadar da peşini bırakmadım.

En sonunda bir çember yaptı bana. Ama kendisininki kadar afili olmamıştı tabi…

‎Yine de iyi kötü yuvarlanıyordu çember… Hiç olmamasından iyiydi yine de… Artık Hasan'ın peşinden koşmak zorunda değildim.

Kendi Çemberimin peşinden özgürce koşturuyordum. Hamidiye Mahallesi’nin o güzelim sokaklarında. 70’li yıllarda…

********************************************

 

“KARAGÖZ’Ü SATMA OĞUL!”- 2. BÖLÜM

Yıl 1974… İlkokul ikideydim.

Sanat aşığı öğretmenimiz, büyük eğitimci Faruk Civelek, bütün sınıfı, Konak Sineması sahnesinde, tee İstanbullardan gelen bir ‘hayâlînin’ Karagöz-Hacivat gösterisini seyretmeye götürdü ve işte mahallede “asıl film o zaman başladı”!

Hepimiz o kadar etkilenmiştik ki bu gösteriden, bir anda mahallede bir sürü “Karagözcü” çıkmıştı ortaya. Sınıf arkadaşım, -sonradan, bu günlerin etkisiyle senarist ve oyuncu olacak olan- Mustafa Şimşek, mahallemizdeki ilk ‘hayâlî’lerdendi. 

Evlerinin bahçe müştemilatında Karagöz-Hacivat oynatmaya başlamış, üstelik de her gösteriden 2,5 lira alır olmuştu.

Artık “Karagözcü Mustafa’nın” müdavimi olmuştum, her gün o hayâl perdesindeki gösteriye gidiidum, hatta bazen günde 2-3 defa… O anlarda, ben iliklerime kadar Karagöz’le doluyordum, Mustafa da hem sanat yapıyor hem zengin(!) oluyordu.

Ama sadece seyretmek yetmiyordu bana; hem âşık olduğum sanatı bizzat icrâ etmek, hem de para kazanmak istiyordum. Tıpkı, mahallede “Karagöz Perdesi” kurmuş olan arkadaşlarım Mustafa Şimşek, Orhan Şahin ve diğerleri gibi…

Ben de hemen harekete geçtim tabii…

Kışın yakacak olarak kullanacağımız fındık gabuğu ve odunları depoladığımız ‘gabukluk’u, kız kardeşim Fatma ile temizleyip düzenledik; mekânı aksıra tıksıra süpürerek, fındık gabuklarını bir tarafa yığıp, seyirci yeri ve sahne oluşturduk…

Artık biz de yutmuştuk tiyatronun, temâşânın tozunu…

İçerdeki manevî görüntüyü hiç unutmam; alçak çatı aralıklarından sızan güneş huzmeleri, toz içindeki gabukluğun içinde dolaşıyor ve çocukluğumuzun en büyük hayâlini onaylar gibi vuruyordu yüzlerimize... 

Daha sonra, babamızın Çataltepe Gazoz İmalathanesi’nden aldığımız, tahta gazoz kasalarını üst üste koyarak, konforlu seyirci koltukları hazırladık. Kasalardan birinin içindeki petekleri çıkararak da perdemizin çerçevesini elde etmiş olduk.

Her daim destekçimiz, sanatsever anacığımızdan da beyaz bir tülbent alıp, gerdire gerdire çerçeveye çaktık.

Karagöz Perdemiz, yani ‘Ayna’mız ilk temsile hazırdı artık!

Hazırlıkları babamdan saklıyorduk çünkü ona sürpriz yapmak istiyorduk...

 

2.BÖLÜMÜN SONU

********************************************

ÜZERİNE CEMRE DÜŞEN KARİKATÜRLER






Bu haber toplam 1.506 defa okunmuştur

Haber Yorumları ( 0 Adet)

Adınız
E-mail Adresiniz
Güvenlik Kodu Lütfen Resimdeki kodu yazınız
Bu Habere Yorum Yapılmamış.
İlk Yorumu Siz Yapmak İster misiniz?

Son Haberler