Deprecated: Function eregi() is deprecated in /home/unyekent.com/httpdocs/conn/level.php on line 31
ÜNYE Kent Gazetesi >>> KENTTE HABERİN MERKEZİ ll BİZDEN HABER VAR......
 
Laz Kültürü
21 2009 Cuma 08:19
AHMET DERYA VARİLCİ /ÜNYE TARİH ARAŞTIRMA GRUBU

“Ve çok uzak,
çok uzaklardaki İstanbul limanında,
gecenin bu geç vakitlerinde,
kaçak silah ve asker ceketi yükleyen Laz takaları
hürriyet ve ümit,
su ve rüzgârdılar.
Onlar, suda ve rüzgarda ilk deniz yolculuğundan beri vardılar.
Tekneleri kestane ağacındandı,
üç tondan on tona kadardılar
ve lâkin yelkenlerinin altında
fındık ve tütün getirip
şeker ve zeytinyağı götürürlerdi.
Şimdi, büyük sırlarını götürüyorlardı.
Şimdi, denizde bir insan sesinin
ve demirli şileplerin kederlerini
ve Kabataş açıklarında sallanan
saman kayıklarının fenerlerini
peşlerinde bırakıp
ve karanlık suda Amerikan taretlerinin önünden akıp
küçük,
kurnaz
ve mağrur
gidiyorlardı Karadeniz'e.


 


Dümende ve başaltlarında insanlar vardı ki
bunlar
uzun eğri burunlu
ve konuşmayı şehvetle seven insanlardı 
sırtı lâcivert hamsilerin ve mısır ekmeğinin
zaferi için
hiç kimseden hiçbir şey beklemeksizin
bir şarkı söyler gibi ölebilirdiler..”
[2]


 


Nazım Hikmet’in "939'da İstanbul'da tevkifânede” yazmaya başladığı, diğer cezaevlerinde devam ettiği “Memleketimden İnsan Manzaraları” adlı uzun eserinin içinden bağımsız bir bölüm olan Kuvâyi Milliye Destanı’nda Arhavili İsmail’in öyküsü böyle anlatılır.


Gerçekten de, işgalin başladığı yıllarda, İzmir rıhtımında Yunan askerlerini ellerinde Yunan bayraklarıyla karşılayan Rum kızları, Doğu Karadeniz’de terör estiren Rum çeteleri vardı.


Ateşi ve ihaneti yaşayan Osmanlı toplumu, en cesur ihtimalle “manda”ya razıyken, diğer yanda “İstiklali tam Türkiye!” hayaline yelken açan “uzun eğri burunlu” ve “konuşmayı şehvetle seven” insanlar vardı.


Bu hayal sayesindedir ki, ateşin ve ihanetin içinden yeni bir Türkiye doğdu.


Kimdi bu insanlar?


Karadeniz’in dalgaları gibi hırçın, uzlaşmasız…


Suda sallanan takalara benzeyen omuz ve kol hareketleriyle, keskin topuk vuruşları ve müthiş bir ritim içinde horona başlar gibi, başlamışlardı vatan müdafaasına.


 


Laz insanı, Laz Kültürü


 


Tarif edilen insan Laz adıyla anılmaktadır.


Rize’nin Çayeli kazasıyla, Artvin’in Arhavi Kazası arasında kalan yaklaşık 100 km. uzunluğunda, 50 km. genişliğinde bir alana yayılan ve yaklaşık nüfusu bugün 200.000 kişiyi bulan Lazlar, isim babalığı yaparak tüm Karadeniz’in kültürel yapısına damgasını vurmuştur.


Lazların etnik kimliklerinin ve kültürel yapılarının Karadeniz’i belirleyecek düzeyde baskın olması, farklı bir tezle karşılanır…


Karşı–tez’e göre Lazlar, bölgenin diğer topluluklarıyla aynı tarihsel süreci yaşamış, aynı kültürel yapıya sahip topluluklardır. Zaten kökenleri Gürcü’dür. Gürcülerden koparak, farklı bir isim altında örgütlenmişlerdir. Lazlar gerek dil, gerek kültür gerekse tarihsel olarak farklı bir etnik grup değildir.


Neredeyse tüm Karadeniz’i Laz zannedenlerle, “Pontus sendromu” nedeniyle Laz toplumunu görmezlikten gelenler arasında fazla bir fark yoktur.


Çok kültürlü, çok uluslu bir yapılanmayı, henüz kendisi uluslaşma sürecinde olan Türkiye’nin önünde engel görülmektedir.


Özetle söylersek Türkiye, “Kültürel bir mozaik” değildir…


“Etnik mozaik” hiç değildir[3].


Böylece, Laz terimiyle bölgenin etnik ve linguistik[4] özellikleri ya öne çıkarılarak abartılır, yada tümüyle inkar edilir.


Kültürüyle ve adıyla bölgemizi ifade eden Lazları, farklı giyim kuşamı, dili ve yaşam tarzıyla fark etmemek mümkün müdür?


İşte bir örnek…


Üç hafta önce yayınladığımız Kürtler – 1 adlı yazıda bir “Kürt kızı” Fotoğrafı kullanmıştım. Dikkatli arkadaşım Sn. Ahmet Kabayel, fotoğrafın Kürt değil bir Laz kızına ait olduğunu söyledi. Konuyu daha ayrıntılı incelediğimde, fotoğrafın bir Kürt kızına ait olmadığı anlaşıldı. Çünkü Kürtler başlarını düz bantlarken, Lazlar alın kısmını katlayarak bağlıyorlardı. Renkli giysileri içinde iki kesimi birbirinden ayırtmak zordu ama imkansız değildi. “Laz, Kürt’ün deniz görmüşüdür” deyişi kadar basit olmasa da, ayırt edici özellikleri vardı.


 


Laz Kültürü ve Ünye


 


İzmir’de okuduğum yıllarda benim Ünyeli olduğumu bilenler bana “Laz” diye çağırıyorlardı. Aynı yanlış anlayışa 1906 Trabzon Vilayet Salnamesi’nde de değinilmektedir. Trabzon vilayetine bağlı herkesin Laz olarak anılması bilgisizliğe yorularak, Lazlar dil, adet ve hayat tarzlarıyla diğerlerinden ayrı oldukları yazılıdır. Bu ayırt edici özellikten dolayı Osmanlı, Lazistan Sancağı’nı ayrı bir idari bölüm olarak ele alır. (Bkz. Ünyekent, Geçen hafta “Lazlar” konulu yazı.)


Ünye folklorunun, Rize’den göç gelen Lazların etkisiyle oluştuğunu söylemek zordur. Ancak yüz yıllar boyunca Lazların bölgedeki diğer topluluklar üzerinde yarattığı etki, Ünye’yi de içine alacak biçimde genişlemiştir. Batı’dan Doğu’ya doğru hareket edildiğinde bu etki artar.


Laz bir ailenin çocuğu olarak Ünye’de doğan M. Recai Özgün, Lazlar adlı araştırmasıyla Laz kültürünün Ünye kültürü üzerinde nasıl etkili olduğunu göstermektedir.


Lazlar da diğer topluluklarla aralarında kız alıp vererek akrabalık bağları kurar. Başka toplulukları kendine benzetirken kendisi de başkalaşır, başka diyarlara göçer. Bir kuşak sonrası babasının konuştuğu ana dili bilmez. Tıpkı Çerkez’in, Gürcü’nün ve Kürt’ün Ünye coğrafyasında yaşarken günümüzde atalarının konuştuğu dili bilmemesi gibi…


Bilinmeyen bir başka husus daha kalmıştır; Arhavili İsmaillerin akibeti.                           


 


 


“kaldı ölü bir denizin ortasında
kanayan elleri ve emanetiyle İsmail.
ilkönce küfretti.
Sonra, «Elham» okumak geldi içinden.
Sonra, güldü,
eğilip okşadı mübarek emaneti.
sonra...
Sonra, malûm olmadı insanlara
Arhaveli İsmail'in âkıbeti...”


 


 


Dipnot:


 


[1] M. Recai Özgün, Anadili Lazca olan Arhavili bir ailenin çocuğu olarak 1924 Nisan’ında Ünye’de doğdu. Ancak nüfus müdürlüğünün azizliği sonucu, Arhavi’nin Bahta Köyü nüfusuna kaydedildi. 1973 yılında, Defterdarlıktan emekli olduktan sonra İstanbul'da yerleşti. 1978 yılında, ilk şiir kitabı, Kazanın Kahvesi, 1993 yılında, ilk romanı Atmaca, 1996 yılında, ilk araştırma/incelemesi, Lazlar adlı çalışmaları yayınlandı. Laz Muhammet adlı bir Romanı da olan Özgün, Laz Vakfı Girişim Komitesi'nin üyeleri arasında yer aldı. M. Recai Özgün 2004 yılında İstanbul'da öldü.


[2] Kurtuluş Savaşı Destanı, üçüncü bap'tan:


[3] Bkz. Ali Tayyar Önder, Türkiye’nin Etnik yapısı, s. 27, Fark Yay.


[4] Dili bir sistem olarak gören ve niteliğini, yapısını, birimlerini ve dönüşümlerini inceleyen bilim dalı.


 



Bu Haber 2582 Kişi Tarafından Okundu.
YORUMLAR
Bu Konuya Yorum Bulunmamaktadır. İlk Yorumu Yapan Siz Olun.
ÖNCEKİ ARAŞTIRMA YAZILARI