Deprecated: Function eregi() is deprecated in /home/unyekent.com/httpdocs/conn/level.php on line 31
ÜNYE Kent Gazetesi >>> KENTTE HABERİN MERKEZİ ll BİZDEN HABER VAR......
 
Türkler – 1
18 2009 Cuma 07:28
ÜNYE TARİH ARAŞTIRMA GRUBU ÜYELERİ AHMET KABAYEL - AHMET DERYA VARİLCİ

Geçen haftalarda bu sayfadan Ünye’ye gelen “Acara Sürgünleri”nden başlayıp, Gürcü, Çerkes, Rum ,Ermeni,  Kürt ve Laz kökenli Ünyelilerden ve onların tarihinden söz ettik… Eldeki kayıtlarda bulunan ve bazı Ünyelilerce bilinen bu kesimin devamı niteliğindeki aileleri yer ve isim göstererek belirtmekten özellikle kaçındık. Çünkü Ünye ahalisini oluşturan bu kesim diğer topluluklarla kız alıp vermiş, kaynaşmış ve hepsinden önemlisi aynı bayrak altında aynı vatandaşlık bağlarıyla bağlanarak bu ülkenin insanı olmuşlardır. Bugün Ünye’de herhangi bir aile için şu yahut bu kökenden geldiğini vurgulamak, gelinen noktada hem doğru bir tespit değildir, hem de gereksiz bir çabadır. Araştırmamızın esas konusu işte bu “gereksizliği” vurgulamaktır.

Yine de, “Ünye tarihinde  bu kadar topluluk yaşamış  da,  Türkler nerede?” diye soran okuyucularımız oldu…


Fransız türkolog, tarihbilimci Jean-Paul Rox’un dediği gibi, “Türkler olmadan dünya tarihi yazılamaz!”dı…


Türkler olmadan Ünye’nin tarihi hiç yazılamaz!



 



Ünye’yi Türklerin Fethi ve İskânı


Malazgirt Zaferi (1071) Türk ve dünya tarihi için önemli bir dönüm noktası olmuştur. Selçuklu sultanı Alparslan (1063-1072) ve oğlu Melikşah (1072-1092) döneminde Türkler Anadolu’nun dört bir yanda fetihlere girişmiştir.


1074 Yılından başlayarak, Artuk Bey Yeşilırmak havzalarını, Mengücük Bey Divriği, Erzincan ve Şebinkarahisar taraflarını, Saltuk Bey Erzurum ve Çoruh ırmağı yöresini, Danişmendoğlu Ahmet Gazi Tokat, Niksar, Amasya, Kayseri ve Malatya yörelerinde hakimiyet kurmaya başlamışlardı.


“Türk akıncı kuvvetleri kendilerine karşı belirli hiçbir direnişle karşılaşmadan Anadolu içlerine akarak kısa zamanda , Adalar Denizi ve Marmara kıyılarına kadar kolayca ilerlediler. Artık bir millet halinde, sel gibi akmakta olan Türkler, bu kez bir istila ve yağma amacıyla değil, artık fethettikleri bölge ve yörelerde yerleşmeye başlamışlardır.” (Prof. Dr. Ali Sevim, Prof. Dr. Yaşar Yücel, Türkiye Tarihi, Fetih, Selçuklu ve Beylikler Dönemi, Türk Tarih Kurumu Yay, 1989, s. 80)   


Anadolu fatihi ve Anadolu Selçuklu Devletinin ilk hükümdarı Süleyman Şah (1075-1086), Vali Karatekin komutasında Çankırı, Kastamonu ve Sinop’u aldı (1081). Danişmendoğlu Beyliği ve diğer Türk uç beyleriyle birlikte sıkı akrabalık ilişkileri içinde Selçuklular Karadeniz kıyı kesimini Sinop’tan başlayarak Doğu’ya doğru genişletmeye başladılar.


Sultan Mesut(1116-1155) döneminde Anadolu’da siyasi hükümranlık Selçuklulardan Danişmentlilere geçer. Danişmend tahtına oturan emir Gazi (1115-1134), Malatya’yı ele geçirdikten sonra Karadeniz kıyılarını da hakimiyeti altına aldı. Bizanslılarla sık sık el değiştiren Karadeniz toprağı, emir Gazi’nin ölümünden sonra oğlu Melik Muhammed tarafından 1135’te yeniden fethedildi. Melik Muhammed’in 1148 sonunda ölümü sonrası, Sultan Mesut yeniden Anadolu Selçuklu Devletini yörede hakim kıldı. Damadı Danişmendli Yağıbasan ile Karadeniz’in fethine yöneldi.


Nizameddin Yağıbasan (ö.1164), Danişmendlilerin kurucusu Danişmend Gazi'nin torunu, ikinci Danişmendli hükümdarı Melik Gazi'nin oğludur. Üçe ayrılan Danişmendlilerin Sivas Melik’idir. Niksar Kalesi'nde yaptırılan ve tıp eğitimi verilen Yağıbasan Medresesi, Anadolu'nun ilk medresesi olarak bilinir. 2005 Yılında restorasyonuna başlanan medrese 11571158 yılları arasında yaptırılmış olup giriş kapısı üzerindeki kitabede şöyle yazmaktadır:


“Bu mübarek bina, el melik el âlem, el adil ebu-l Muzaffer Yağıbasan bin Melik Gazi bin Melik Danişment’in emri ile 552 (Hicri) senesinde yapılmıştır.”


Kâdim İpek Yolu’nun Karadeniz bağlantısı, Yağıbasan tarafından ele geçirilerek bu hat üzerinden sahile yani Ünye’ye inerler.


Selçuklu sultanı II. Kılıç Arslan (1155- 1192) döneminde Yağıbasan ile aralarındaki ilişki, tıpkı Bizans’la olduğu gibi amansız bir savaş ve ittifaklarla geçti. Ellerinden çıkan bazı yöreler yeniden Türklerin eline geçti. Ünye bu kentlerden biriydi…


“Selçuklu atlı kuvvetleri, Isparta ve Denizli yörelerine kadar, bir çok kez akınlara giriştikleri gibi, Danişmend emîri Yağıbasan da Bafra ve Ünye’yi ele geçirdi.” (Ali Sevim, Yaşar Yücel, Age.  s. 131)     


Ünye ve çevresini fetheden Türkler, bölgeyi ele geçirmekle kalmayıp, iskan etmişlerdir. Otağ kurdukları yerlerden bazıları bugün bölgeyi fetheden ilk Türkmen aşiretlerinin adlarıyla anılmaktadır. Yağıbasan, İncirli, Kurna nâmı diğer Caferli, Balağuzlu, Yazmanlı, Yeğirli gibi… (Bkz. Cevdet Türkay, Başbakanlık Arşivi Belgelerine göre Osm. İmp. Oymak, Aşiret ve Cemaatlar. Akt. Osman doğan, Tarih Boyunca Ünye)


Göçebe Türkmen topluluğun bir başka özelliği askeri ve siyasi açıdan örgütlü olmaları ve “yönetme” yeteneklerinin bulunmasıdır.


“Eski Türkler, göçebe idiler; fakat aynı zamanda içtimai hayat itibariyle, yüksek bir enmûzeçe (mizaç, tip) mensuptular. ..siyasi hayatın Tudunluk, Yabguluk, Hakanlık enmûzeçlerinden geçerek, İlhanlık enmûzeçine kadar yükselmişlerdir. Türklerin en aşağı derecesi, il’dir. İl ise, bir aşiret değil, küçük bir millet’tir.” (Ziya Gökalp, Türk Medeniyeti Tarihi, Kültür Bakanlığı Yay. 1976, s. 27)


Ziya Gökalp’e göre “Eski Türkler ayrı bir ırk oldukları için , asıl ve menşeleri (köken) olmaz.” (Age. S. 36) Tarih öncesi zamanlardan beri bağımsız bir ırktırlar ve bağımsız bir ırk oluşturacak kadar çokturlar…


Türkman, Türk’e benzeyen ama aralarında din farkı olduğu için “Türküz!” diyemeyen topluluklardı. Türkmenler ise, “il hayatı” yaşayan ve göçebe Oğuzlardır. Selçukilerle gelen Türkmenler, Çıtaklardır. Harezmşah ile gelen Türkmenler Yörüklerdir. (Karamanlar, Kara Keçililer, Sarılar, Salurlar gibi.) Bunlar dışında Azeriler ve Çığlar (Adana, Maraş) diğer Türkmen topluluklarıdır.


Ünye’de yurt tutanlar daha çok Danişmentlilerle gelen Çepni Türkleridir. Oğuzların Üç Ok koluna mensup Sungurlu Boyu’ndandırlar. Kendilerine has tamga (damga) taşırlar ve Çepnilerin damgası yatık “Y” harfi biçimindedir. Sürülerini, üretim araçlarını ve değerli eşyalarını bu damgayla damgalarlardı.


“Her biri özel bir ortak vicdana sahip olan boyların bu ortaklaşa vicdanlarının sembolleri işte bu damgalardı. Boyun şahsiyeti , damgasıyla ortaya çıkıyordu. Bir boyun bütün sürülerine , hazinelerine aynı damganın vurulması Oğuz boylarında bir çeşit ortaklaşa iktisadi hayatın mevcudiyetini gösterirdi. (Z. Gökalp. Age. S. 193)


Haftaya: Ünye’de Türk hakimiyeti, Hacıemiroğlu Beyliği



 




 



Bu Haber 3250 Kişi Tarafından Okundu.
YORUMLAR
Bu Konuya Yorum Bulunmamaktadır. İlk Yorumu Yapan Siz Olun.
ÖNCEKİ ARAŞTIRMA YAZILARI