Deprecated: Function eregi() is deprecated in /home/unyekent.com/httpdocs/conn/level.php on line 31
ÜNYE Kent Gazetesi >>> KENTTE HABERİN MERKEZİ ll BİZDEN HABER VAR......
 
Bu Ünye’den Nazım Geçti mi? (3)
1 2009 Salı 10:05
“Evet.. Gelen Nazım Hikmet’ti / YAŞAR KARADUMAN-AHMET DERYA VARİLCİ

Geçen sayıdan devam


Nazım Hikmet’in 1921 yılında Batum’a giderken bir vapurla Ünye’den geçtiğini, Ünye’ye indiğini ve Ünye’yi dolaştığına dair ortaya atılan iddiaları araştırdık. Üç sayıdır yazıyoruz. Bu son bölümdür.  Vardığımız nokta Nazım Hikmet’in Ünye’den geçtiğidir.. Gemiden indiği ve Ünye’yi dolaştığı  şeklindeki bilgilerin doğru olduğuna karar verdik. Nazım Hikmet Ünye’ye gelmiş veya gelmemiş Ünye’ye ne kazandırır ne kaybettirirdi. Ama konu biz tarih araştırmacıları için yazmaya değerdi.


 


Hüsrev Bey’in anılarına kaldığımız yerden devam ediyoruz.


Hüsrev Bey bize babası ile ilgili anlattığı bölümlerde şunları aktarmıştır:


“Dedem (annesinin babası) Termeli Ahmet Bey Terme’de Reji Müdürüdür. (Tekel Müdürdü) Babamı Ünye milis taburu komutanı yaptılar, emrinde dedemim Çerkez olmasından dolayı Terme’de ki Çerkez atlı kuvveti (Kuvayi Seyyare) vardı. Ünye’de her şey babamdan sorulurdu.. Atlılar Termeden gece gelirler yamçılarını sererek şimdiki taş evin bahçesinde yatarlardı. Babam onlara  Cumhuriyet meydanına siperler kazdırırdı..


Evimizde bir çok insan konakladı.. Rusya’dan kaçanlar.. İstanbul’un işgalinden kaçanlar. Ben çocuktum gelenlerin kim olduklarını tam bilmiyordum. Babama hergün birilerini getirirlerdi.. Casuslar, Rum ve Ermeni eşkiyaları..


Yıllar sonra otuzlu yıllarda acenteyi devraldığımda eski evrakları düzenlerken babam  anlatırdı. “Bu acentadan kimler geldi kimler geçti? Rus generalleri, İngiliz ve Fransız subayları, Topal Osman Ağa ve milisleri Trabzon’a giden vapurlar su ve yiyecek için  Ünye’de mola verirlerdi.  Bir gün tuz vapurundan karaya çıkan üç kişiyi bana getirdiler, “Trabzon’a gidiyoruz, oradan Kazım Karabekir’e gideceğiz, öğretmeniz” dediler .. Çok tedirgin  bir halleri vardı, inanmadım, Rum mülteci zannettim.. İsimlerini sordum aklımda kalmadı şimdi.. Sonraki yıllarda öğrendim ki önemli bir yazarmış.. Birinin gözleri masmavi idi.. Çok gençtiler.. Ankara’dan geldiklerini  söylediler, biri yazarmış..Onları eve götürdüm, bahçede silahlı atlıları  gördüklerinde çok şaşırmışlardı yemek yedik ve sohbet ettik  yanlarına sepetlerde meyve vererek akşama hareket edecek vapura yolcu ettik.


“Yıllar sonra babamın anlattıklarından bunlardan birinin Vala Nurettin birinin de Nazım Hikmet olduğunu anlamıştım, diğerini çıkaramadım. Hatta bir tanesi meyve sepetini alınca saçımı bile okşamıştı..”


Nazım ve arkadaşları bu esnada “kaçak” değildir. Kanunla aralarında herhangi bir sorun yoktur. Bolu’da peşlerinde olan Ayn Pe (İstanbul Hükümeti gizli polisi) geride kalmış, kendilerini gizlemek gibi bir gayret içinde olmaları anlamsızdır. Trabzon’a deniz yolculuğu yapan ve aranma durumu olamayan bu insanlar “kaçak” değillerdir ancak ülkenin içinde bulunduğu nazik durum nedeniyle tedirgindirler.


Aynur Tan hocamıza rahmetli Hüseyin Sümer’in anlattığı, kendi yaşadıkları değil, ancak rahmetli Hüsrev Yürür’ün yaptığı gibi yaşanmış bir hadisenin dolaylı aktarımı olabilir. Daha önceki bölümde yazdığımız gibi, Hüseyin Sümer o tarihte 10 yaşındadır ve Nazım’ın diğer kaçışlarında bu yol hiç kullanılmamıştır.


1926 ve 1951’deki diğer iki kaçış, Batı Karadeniz üzerinden gerçekleşmiştir.


 


Trabzon–Batum yolculuğu: 1 Eylül1921–30 Eylül 1921


Yolculuğun asıl zorlu etabı bir ay sürecek olan Trabzon - Batum kısmıdır. Kars’ta öğretmenlik yapacaklarını öne sürerek Batum’a gideceklerdir. Kars’a gidiş iki yolla olmaktadır. Uzun ve zahmetli olan Sivas ve Erzurum üzerindendir. Kolay ve rahat olan ise, deniz yoluyla Batum’a, oradan da Tiflis üzerinden demiryoluyla Kars’a…


Nazım ve Va – Nu, 1 Eylül 1921 günü Batum’a gidecek olan vapura binerler. Vapur hangi ülkenin bandırasıyla seferdedir, adı nedir bilmiyoruz. Kendileri bu yolculuk esnasında da “kaçak” olmadıkları gibi, haklarında herhangi bir kovuşturma mevcut değildir. Ancak o dönemde bu sınır bölgemiz her anlamda karmaşa doludur.


Batum’un sık sık Sovyet tarafına geçmesine rağmen Trabzon’la karşılıklı vapur seferleri sürmektedir. Kuzeydoğu sınırı insan trafiğine açıktır, ama etrafta kimin hesabına çalıştığı belli olmayan ajan ve muhbirler kaynamaktadır.


 


1921 Yılı Türkiye’nin ve Nazım’ın kaderinde bir dönüm noktasıdır


1921 Eylül’ünde durum şöyledir:


İşgal altındaki bir ülkede ikili iktidar (işgale direnen Ankara Hükümeti ve işgale boyun eğen Saltanat yönetimi), iç ve dış tehditlere karşı sürekli alarm durumunda olan yeni Sovyet iktidarı… 26 Şubat 1921’de başlayan Türk – Sovyet görüşmeleri, Ardahan, Artvin ve Batum’un kimde kalacağını karara bağlayamazken, 26 Eylül 1921’de yeniden görüşme masasına oturulur. Kars’ta yapılan oturuma Kazım Karabekir, Gürcistan, Ermenistan, Azerbaycan ve Sovyet Rusya temsilcileri katılır.


Mustafa Kemal ile Lenin arasındaki dostane ilişkiler ve yardımlaşma, 1921 yılı başında Türkiye Komünist Partisi önderinin öldürülmesiyle bir parça sekteye uğramış olsa bile, tamamen ortadan kalkmamıştır. Anadolu’ya gelen, Mustafa Suphi ve 14 arkadaşı, 1921’in 28 Ocak günü gece yarısı Trabzon açıklarında bindikleri kayık batırılarak öldürülürler.


Bu olaydan sadece üç ay sonra Mustafa Kemal emriyle şiirler yazan ve kendisiyle tanışma “bahtiyarlığı”na eren nazım Hikmet, üç yıl sonra Lenin’in mezarı başında nöbet tutar, Doğu Emekçileri Komünist Üniversitesi (KUTV)’nden mezun bir Bolşevik edasıyla Mustafa Suphi ile 14 yoldaşı hakkında şiirler yazar.


 


Göğsümde onbeş yara var!…


Saplandı göğsüme onbeş kara saplı bıçak!..


Kalbim yine çarpıyor,


Kalbim yine çarpacak!…”


 


Diyerek kayıkçı kahyası Yahya’yı ve Mustafa Kemal’i bu ölümlerden sorumlu tutar.


Nazım, her şeye rağmen Kurtuluş savaşımızın önderini ayrı bir yere koyacaktır…


1940’lı yıllarda cezaevindeyken yazmaya başladığı ve 1965’te yayınlanan “Kurtuluş Savaşı Destanı”, Mustafa Kemal’i ve Kurtuluş Savaşı’nı anlatan en güçlü eserler arasındadır.


 


" Sarışın bir kurda benziyordu.


Ve mavi gözleri çakmak çakmaktı.


Yürüdü uçurumun başına kadar,


eğildi, durdu.


Bıraksalar


ince, uzun bacakları üstünde yaylanarak


ve karanlıkta akan bir yıldız gibi kayarak


Kocatepe'den Afyon Ovası'na atlayacaktı."


 


 



Bu Haber 3219 Kişi Tarafından Okundu.
YORUMLAR
Bu Konuya Yorum Bulunmamaktadır. İlk Yorumu Yapan Siz Olun.
ÖNCEKİ ARAŞTIRMA YAZILARI