Deprecated: Function eregi() is deprecated in /home/unyekent.com/httpdocs/conn/level.php on line 31
ÜNYE Kent Gazetesi >>> KENTTE HABERİN MERKEZİ ll BİZDEN HABER VAR......
 
Türkler – 3
18 2009 Cuma 07:21
ÜNYE TARİH ARAŞTIRMA GRUBU ÜYELERİ AHMET DERYA VARİLCİ - AHMET KABAYEL

Anadolu’da Selçuklulara ve diğer Türk beyliklerine ait bir çok kümbet vardır. Önemli kişilerin; sultan, bey yahut eşleri (hatun) için yapılan bu anıt mezarlar, Ortaasya Türklerine ait çadırlardan esinlenerek mimariye uygulanmıştır. Eski şaman geleneğini yansıtırlar. Din bilginlerinin mezarları kümbet, türbe yahut yatır (evliya) adıyla inşa edilen mezarlar Türk İslam geleneğinin kutsal yapılarıdır. Cami, medrese ve külliyesi kadar yaygın inşa alanlarına sahiptirler.


 


Karadeniz’in sahil bandından ziyade daha güvenli olan iç bölgeleri merkez edinen Türkler, bölgemizde çok sayıda türbe ve kümbet inşa etmişlerdir. Kime ait oldukları ve inşa tarihleri net olarak bilinmeyen bu yapılardan bazıları şunlardır:


 


Niksar’da; Emir Arslan Kümbeti, Kırk Kızlar Kümbeti, Akyapı Kümbeti, Yağıbasan Türbesi, Hacı Çıkrık  Türbesi, Doğan Şah Alp Türbesi, Korgan’da Emir Yakup Kümbeti, Ulubey’de Şeyh Abdullah ve Salih derviş Türbeleri, Kabataş’ta Şid Abdal Türbesi, Akkuş Tuzak Köyü Derviş Mehmet Türbesi


 


Ünye’de kümbet ve türbeler


 


Görünüm itibariyle kümbeti andıran Ünye’nin en yüksek noktası Kümbet Tepesi’nin üzerinde çok eskiden kümbet biçiminde bir mezar olduğu için bu adla anıldığı ileri sürülmektedir. Eski konumu bilinmeyen bu mezarın yerine yeniden bir türbe-mezar inşa edildiği bilinmektedir.


 


Ünye’nin bazı mahallerinde yatır olduğu söylenen mezarlar mevcuttur. Bunlardan biri, Türbe Mahallesi olarak anılan Ortayılmazlar Mahallesi Tepe Mevkiinde bulunan Halkalıbaba Evliyasıdır. Diğer türbe yahut yatırlar, Cevizdere - Kuşdoğan Evliyası, Kabadirek Evliyası ve İnkur’da bulunan Şeyh Sadık türbesidir.


 


Yunus Emre adına Kiraztepe’de inşa edilen anıt mezar, aynı tepede Şehmuz Evliyası yahut Şeyh Yunus olarak bilinen ve taşında “Şıh Emre” yazan eski bir mezara istinaden yapılmıştır. Aynı yere yakın Velidede ve Menteşe Evliyaları bulunmaktadır.


 


Bölgeye gelerek, yörenin İslamlaşması ve Türkleşmesinde etkisi olan Türkmen öncüler, bu tür mezarlarla anıtlaştırılır.


 


Kaleler   


 


Türkler tarafından kullandığı bilinen ancak inşa ettireni tartışmalı olan kaleler, bölge egemenliğinin vazgeçilmez unsurlarıdır.


 


Göçebe Türkmen kabileleri, fethedilen yörelerde geleneksel üretim modelini sürdürürler. Sahil kesimini değil, yaylaları ve bozkırı tercih ederler. Toprağa bağlı toplulukları görüp onlara özendikleri, toprağa bağlanarak  göçerliği terk ettikleri doğru değildir. Aksine göçebe Türkmenler, bölgedeki yerleşik toplulukları konar – göçer durumuna getirir. Durumdan etkilenenler, bölgenin eski egemenleri; Rum feodallerdir. Fethedilen topraklarda önemli bir Rum göçü başlar. İstanbul’da oturup arazilerinin gelirleriyle yaşayan Rum feodalleri arazilerine bir daha dönemezler (Anadolu’da ilk Rum göçü!). Bazı durumlarda Türkler, yöresel egemenleri yerlerinde bırakıp, sultana bağımlı kılmak suretiyle kendilerine biat etmelerini sağlarlar. Sultan Alparslan’ın arazi vergisini iki taksitte aldığı, bayındırlık işlerine girişerek ilk yıllarda vergi bağışıklığı sağladığı bilinmektedir.


 


Savunma amacıyla inşa edilen Kaleler, sahiplerinin  Türklere boyun eğmeleri sayesinde el değiştirmeden ayakta kalırlar. Ancak Bizans’ın Makedonyalı hanedanları güç toparlayarak Anadolu’nun yitirilen mevzilerini yeniden kazanma uğraşına girerler. Diğer yandan Türk beylikleri arasında paylaşım savaşı çıkar… Ve nihayet doğu’dan gelen Moğol ve ardından Timur tehlikesi karşısında dengeler iyice bozulur; Pax Turchia  (Türk Barışı) kesintiye uğrar. Türklerin Anadolu’da barışçıl ilerleyişi şiddete dönüşür, muhtemel kelleler uçar, kaleler düşürülür, yeni kaleler inşa edilir.


 


Ünye kentiyle anılan ilk kale Ünye Çaleoğlu Kalesi’dir. Pontus Krallarından II. Mithradates (İÖ. 250- 220) tarafından kalenin inşa edildiği zannedilmektedir. Helenistik dönemden bazı izler taşısa da, bu dik yükseltinin kale olarak ne zaman inşa edildiğine dair elimizde yeterli kanıt yoktur. 1071 Malazgirt Zaferi sonrası kaleye ilk ulaşan Türk akıncıları, MÖ. 64’te yeniden Roma egemenliğine giren ve Doğu Roma (Bizans) feodallerinin elinde olan bir kale bulmuşlardır. Üzerindeki görkemli kaya mezarına işlenen Hristiyan Fresklerinden, kartal motifinden dolayı Bizanslılarca kullanıldığı aşikardır. 1847’de Karadeniz kıyılarını gezen Xavier Hommaire De Hell, bulunduğu mevkiinin sahibinin adından dolayı kaleye Çaloğlu Kalesi denildiğini yazmaktadır. (Aktaran Osman Doğan, Tarih boyunca Ünye, s. 429)  Bir çok kaynakta Osmanlılar döneminde kullanıldığı, asker istihdam edildiği yer almaktadır. (Bkz. M. Öz, Canik Sancağı; Evliya Çelebi, Seyahatname adlı eserler.)


 


Genç Ağa Kalesi, Karlıtepe adıyla Ünye’ye bağlı bir köy iken, İkizce’nin ilçe olmasıyla Ağcakale adını alan köyün sınırları içindedir. Kale hakkında “..bir Çepni beyi olan… Genç Ağa’nın yaptırdığı ve kendi adını verdiği Genç ağa Kalesi, Hacıemiroğlu Beyliği Dönemi’nden günümüze ulaşabilen eserlerdendir.” Denilmektedir. (Bkz. Prof. Dr. Necati Demir, Hacıemiroğulları Beyliği, s. 59) Aynı kitabın dip notunda, köyde ikamet etmekte olan Şaban Kale’den 28.10.1997 tarihinde yapılan bir derlemeye ve yöremizde erkek çocuklarına Genç ağa denilmesine dayanarak böyle bir sonuca varılmaktadır. Oysa kale zirvesinde kayaların oyularak oda halini alması ve su sarnıçlarının mevcudiyeti; karşı bölümdeki eski yerleşim yerlerinin bulunması nedeniyle, burasının eskiden de savunma ve barınma amaçlı kullanıldığını göstermektedir.


 


Kekir Kalesi, Akkuş- Erbağ sınırı, Alan Köyü yanında yer alır. İnşası Hitit dönemine, Kaşkaların saldırılarına kadar giden bu kalenin bölgemizdeki en eski kale olduğu tahmin edilmektedir. Ünye Kalesi (Çaleoğlu) ile birlikte Türk hakimiyetinin tesis edildiği kaleler arasındadır.


 


“Türkmen ve Yunan toplulukları için orada Oinaion’nun sadece güneyinde sahilde ya da sahile yakın yan yana bulunan Derebeyi tarzı Çaleoğlu Kalesi’nde yaşayan Hacı Ömer’in oğlunun daha sonra evi kuvvetlendirdiği olasıdır. Bir diğer olasılık da (eski adı KARAKUŞ) olan AKKUŞ’un iletişim merkezine ve ufak dağın yaklaşık olarak 13 km batısındaki Kekir Kalesi (ya da MAHALLE KALESİ) olduğudur. Temelleri klâsik olan işbu ürkütücü kale Neokaisareia’dan Oinaion’daki Ortaçağ’a özgü konumda (ancak modern tarzda değil) bulunan ve bilhassa bu noktada hoş olan Rhododendron (Orman gülü) fundalıklarının üzerindeki otlak alanlara sahip dağ yolu güzergâhında baskın konumda olacaktır.”        


(Anthony Bryer and David Winfield, The Byzantine Monuments and Topography of the Pontos)


 


Esenkale, Keş Köyü Hozan Pazarı yakınında adını kaleden alan Esenkale Köyü’nde bulunur. Diğer kalelere göre inşası daha yakın bir zamana denk düştüğü sanılan kaleden bugüne birkaç yıkık duvar (sur) parçası kalmıştır. 2006 Yılında bölgemize gelerek alan  çalışması yapan Prof. Dr. Mehmet Özsait’in tespitine göre Hacıemiroğulları tarafından inşa edilmiştir. Hocamızın bu bilgiyi  hangi kriterleri göz önünde bulundurarak verdiğini bilmiyoruz, ancak böyle bir tespit için kanımızca yeterli done bulunmamaktadır.


 


Bölgemizde Erenyurt  Kalesi, Cıngırt Kale gibi kalelerin Türk komutanlar tarafından kullanıldığı ihtimal dahilinde olup, konuya ilişkin elimizde yeterli bilgi yoktur.       


 


 


 


Haftaya:


Türkler bölgeyi fethederken Orta Karadeniz’de  yine Türkler mi vardı?



Bu Haber 4432 Kişi Tarafından Okundu.
YORUMLAR
Bu Konuya Yorum Bulunmamaktadır. İlk Yorumu Yapan Siz Olun.
ÖNCEKİ ARAŞTIRMA YAZILARI