Deprecated: Function eregi() is deprecated in /home/unyekent.com/httpdocs/conn/level.php on line 31
ÜNYE Kent Gazetesi >>> KENTTE HABERİN MERKEZİ ll BİZDEN HABER VAR......
 
Ünye’de şair eşref de yaşadı
18 2009 Cuma 07:19
Eğitimci - Yazar Bilgin Hasdemir

ÜNYE’DE yazın dünyamızın kilometre taşlarından Rıfat Ilgaz, Hilmi Yavuz gibi


Söylemem ölsemde yalan


Doğruyu söyler gezer bir şairim


Eşrefe bir güzel konu düşünce


Kendimi hicvedemezsem kâfirim


diyerek kendisini bile yermekten çekinmeyen Şair Eşref de YAŞADI…


 


Eşref, 1847'de (*)Manisa'nın Kırkağaç ilçesi Gelenbe kasabasında dünyaya geldi. Ağustos 1951 /16. sayılı HİSAR dergisinde doğumu ile ilgili aşağıdaki bilgiye rastlıyoruz:


‘Ne doğum, ne de ölüm tarihleri kesin rakamlara bağlanmıştır. 1842’den 1853’e kadar, 1846 ve 1847 de dahil, çeşitli rakamlar, onun doğum yılı olarak gösterilir. Oğlu Mustafa Şatim'in anılarında babasının 65 yaşında öldüğünü yazmasını dikkate alırsak, doğumunun 1847 olarak belirlenmesi doğru olacaktır.”


22 Mayıs 1912'de, Kırkağaç'taki bağ evinde hayata gözlerini yuman Eşref insanlardan o denli yılmış ki geleceği görür gibi aşağıdaki ünlü dörtlüğü yazmıştır:


Kabrimi kimse ziyaret etmesin Allah için


Gelmesin reddeylerim billahi öz kardeşimi


Gözlerim ebnâ-yı âdemden o kadar yıldı ki


Istemem ben fatiha tek çalmasınlar taşımı...


 


Geleceği görür gibi dedik, ama yanlış dedik. Geleceği gördü çünkü Kırkağaç tren istasyonunun üzerinde bulunan mezarının taşı çalınmıştır!!!


Geride hürriyet aşkı ile yazılmış, yüzlerce kıtadan oluşan şiirleri, yönettiği ya da yazdığı onlarca dergi ve on bir kitap bırakmıştır.


Aşağıdaki araştırma Şair Eşref’in eğitim açısından çok donanımlı olduğunu göstermektedir:


Orta Mahalle 39 numaralı evde doğdu. Babası Hafız Ağa diye anılan Hacı Hafız Mustafa Hoca, Usulizadeler olarak tanınan aileden geliyordu. Hacı Mustafa Efendi, ünlü matematik bilgini, İbrahim Müteferrika'nın kurduğu ilk Türk matbaasında redaktörlük yapmış olan Gelenbevi İsmail Efendi'nin torunlarındandı. Eşref'in annesi Arife Hanım, Gelenbe yakınındaki Yayla köyündendi. Arife Hanım'ın babası, Sünbülzade Vehbi'nin, Nuhbe-i Vehbi adlı ders kitabı olarak okutulan manzum Arapça-Türkçe sözlüğüne açımlama yazıp yayımlayan Ahmet Reşit Efendi'dir.


Manisa'da Hatuniye Medresesi'nde Arapça ve Farsça dersleri aldı. Sultaniye müderrisi Rıza Efendi'den "medrese usulünce fenari"ye kadar okudu, matematik ve tarih öğrendi.


Sanırım rahmetli Eşref’i,


"Her biri kendince zulüm etmekte:


Insan bir memur görünce eşkiya sanıyor...


Ey zavallı,boş yere yakınma,bağırıp çağırma;


Çünkü ezilenlerin ahını işiten hükümet bunu musîki sanıyor! "


gibi dizelerin yazımına 1870'de Manisa Sancağı Yazı İşleri Kalemine başvurup, devlet hizmetinde tanık olduğu usulsüzlükler sürüklüyor. Başvurusu kabul edildi ve 1874-75 yıllarında Akhisar ve Alaşehir ilçelerinde Mal Müdürlüğü yaptı. Alaşehir'de üç ay kaymakam vekilliği de yapan Eşref 1878'de istifa ederek İstanbul’a gitti.


Aynı yıl İstanbul'da girdiği 3. sınıf kaymakamlık sınavını kazandı ve 1879'da Fatsa'da kaymakamlık görevine başladı. 1908 yılına kadar ÜNYE,Çapakçur, Hezan, Tirebolu, Garzan, Garbikaraağaç (Acıpayam), Buldan, Kula, Kırkağaç ve Kasaba'da (Turgutlu) kaymakamlık yaptı.


Eşref'in kaymakamlık yaptığı ilçeyi, Kasaba'yı (Turgutlu) ikide bir eşkıya basar. Durumu İstanbul'a bildirip destek istediğinde "Buradan yapılacak bir şey yoktur, oradaki zaptiye ile durumun idare (idare-i maslahat) edilmesi…" yanıtını alırmış.


Bundan cesaret alan eşkıya en sonunda kaymakamlığı basar. Eşref bir fırsatını bulup İstanbul'dan acil yardım ister. Aynı yanıtı alır; "idare-i maslahat edilmesi…" Eşref hemen şu telgrafı çeker;


"İdare gitti,


Maslahat elde kaldı.”


 


En son Gördes kaymakamlığı görevine getirildi. Burada gördüğü yolsuzlukları da şiirleriyle hicvedince bir yıl hapse mahkum edildi. Cezasının ardından İzmir'de gözetimde tutuldu. 1903'te Mısır'a kaçtı. Bir süre Fransa, İsviçre ve Kıbrıs'ta yaşadı. Tekrar Mısır'a döndü, Curcuna isimli mizah dergisinde yazılar yazdı. 2. Meşrutiyet ilan edildikten sonra İstanbul'a geldi. Eşref ve Musavver Eşref isimli mizah dergilerinde başyazarlık yaptı. Adana vali yardımcılığı görevindeyken emekliye ayrılıp Kırkağaç'a yerleşti. Yaşamının kalan bölümünü burada geçirdi. Türk edebiyatının yergi ustasıdır. Tanık olduğu yolsuzlukların üzerine çekinmeden gitti. Yergilerini daha çok gazel, kaside, muhammes ve özellikle kıtalar biçiminde yazdı.


Şair Eşref kaderi için bakın ne demiş:


Kör kaderimiz bizim böyle oldukça


Atlı girsek hana, eşekle çıkarız


Bizde bu kör talih oldukça


Hızır Peygamberi görsek de zararlı çıkarız


Görevi yaptığı kaymakamlık binasının yağmurdan yaştan su aldığını, çatısının aktığını bildirerek saraydan para yardımı istemiş ki tamir işlerini bitire. Yolladığı yazıya cevaben gönderilen yazıda, nerelerin aktığını ayrıntıları ile belirtmesi istenir Şair Eşref'ten. Ödeneği ona göre yollayacaklar elbette. Şair Eşref'in verdiği cevap şiir gibi;


-Musluklar hariç her yer akıyor.


O, en çok, millet ve memleket hayatında gördüğü düzensizlikleri, aksaklıkları, bunlara sebep olan şahısları diline doladı. Fakat burada şahıs, fert olmaktan çıkar; bir karakter, bir tip olarak belirir. Bunun birkaç istisnası vardır ki, asıl kaideyi bozmaz elbet.


Kâmil Paşa  Kıbrıs’a giderken Şair Eşref’e ‘Kıbrıs’tan bir isteğin var mı?’ diye sorar,


Şair Eşref de ‘Paşam benim eşşek yaşlandı. Gelirken bana en iyisinden bir eşşek getirir misin?’ der.


Paşa Kıbrıs’tan dönecektir. Şair Eşref de gemiyi karşılamak için iskelededir.


Paşa Eşref’i görünce, eşşek almayı unuttuğunu hatırlayıp, ‘Eşref, kusura bakma, senin eşşeği almayı unuttum ‘ der.


Eşrefin yanıtı, ‘Üzülmeyin paşam, siz geldiniz ya bana yeter.’ der.


Belediye Başkanları da Şair Eşref’ten nasibini almıştır:


Hükmüne bizler daha hayran olduk demekten,


Bu ne hata, ne ayıp ne de en küçük günah.


Ölmüş eşek, at, katır etleri yemekten,


Anırır, çifte atar, kişner olduk maşallah.


 


Eşref'e sordular: "Neden o zehirli taşlamalarında çoğu kez isim kullanmıyorsun? Kimin için Yazıldıkları belli değil.


Esref:


" Neden olacak, bütün alçaklara uygulanıp,numarasız gözlük gibi kullanılsın diye.." der..


 


Eşref, daha o dönemlerde, Türkiye ve Cumhuriyet tanımlamalarını şiirinde ilk kullanan şairlerdendir. Daha meşrutiyet mücadelesi yıllarında şairlerin gördüğü baskıyı anlatmak için yazdığı;


"Hapis ile, sürgün ile, işkence ile ömrü geçer,


İşte Türkiye'de şair olanın hali budur." 


beytinde Türkiye kavramını kullandığını görürüz. Eşref'teki hürriyet aşkı, meşrutiyetin sunacaklarıyla yetinmeyecek kadar derindir. Meşrutiyet'ten sonra İttihatçıların iktidarıyla başlayan yeni zulüm ve baskı döneminde İttihatçıların karşısında yer almakta tereddüt etmez.


"Kollarından bağlamış zincir ile divan-ı harp


Böyle görmek istemem meşrutiyet örneğini.


Hey efendi! Çabamın karşılığıdır yüceler yücesi makam,


 Az gelir gönlüme cumhuriyetin hürriyeti." 


dörtlüğünde ise hürriyet anlayışını net bir şekilde ifade eder


2. Meşrutiyet'ten sonra İttihatçıların İzmir'deki taşkınlıkları ve kimi gazetecileri dövmesi üzerine


İktidarın yoksa ispat etmeye,


Doğruyu arz eylemek bi-faide.


Gam yeme meyhanede yersen dayak,


Son meze orda bu olmuş kaide.


 


Yukarıdaki dörtlük gibi dörtlüklerle Şair Eşref gazetecilerden yana tavır koymuştur, ama aynı Eşref kendini gazeteci sananlara da, avcılara da,


Söz demem bir kimse hakkında tahkik etmeden,


Eski bir darb-i meseldir gerçi orman taşlamak.


Hicvedersem haini, zahid günah ettin deme,


Din-i islamda sevaptır çünkü şeytan taşlamak.


diyerek dizelerini sıralamıştır:


İşte böyle kendini gazeteci sanan birisi, kaymakamlık yaptığı bir kasabanın sevilen, sayılan ve bilgili sessiz ve sakin birisine durup dururken sataşır olmuş.


Bunu duyan Eşref, aşağıdaki dörtlüğü düzmüş:


Açtım ağzımı ifşa ettim adını,


İşitenler sual etti validen hatırını,


Kırk babanın, bir ananın nesebidir dediler,


Hep böyle sürdür sen yalaka namını


 


Avcılar içinse,


Farkı yoktur ayıdan zerre kadar


Sayd için kendini dağda yoranın.


Böyle arzu eder insaniyet:


Kuş kadar ömrü ola kuş vuranın!











 




 


 


 




Bazı itici kişiler için şöyle demiştir:


Kabrine heykel dikelim şöyle yazıp


Bunun hayatındaki yeri boş idi


Sanmayın ölümünde bilindi kıymeti


Sağlığında yine böyle bir heykel idi.


 


Ölümden korkmayalım der Eşref;


Düşünsek biz ölümden korkmamak gelir,zira


Yerin altında üstünden ziyade akrabamız vardır.


 


Şimdi, Şair Eşref hangi dörtlükleri Ünye’de yazmıştır diye merak edip duruyorum.


Acaba Ünyelinin mayasındaki ince dokundurmalara dayalı şakacılık, onu etkilemiş midir?


Aslında, Şair Eşref’in yıllar önce yazdığı dizeler günümüze ne güzel de uyuyor…


Boşuna dememişler, ‘Tarih, tekrardan ibarettir’ diye…  



Bu Haber 3255 Kişi Tarafından Okundu.
YORUMLAR
Bu Konuya Yorum Bulunmamaktadır. İlk Yorumu Yapan Siz Olun.
ÖNCEKİ ARAŞTIRMA YAZILARI