Deprecated: Function eregi() is deprecated in /home/unyekent.com/httpdocs/conn/level.php on line 31
ÜNYE Kent Gazetesi >>> KENTTE HABERİN MERKEZİ ll BİZDEN HABER VAR......
 
Sözlü Tarih
23 Ekim 2009 Cuma 17:15
Ünye Tarih Araştırma Grubu Üyeleri Ahmet Derya Varilci - Ahmet Kabayel
“Tarih nedir?” sorusunun ardından, son dönemde ülkemizde öne çıkan sözlü tarih ve yerel tarih çalışmalarına dikkat çekmek istiyoruz. Klasik tanımıyla (geçen hafta değindiğimiz) “Tarih yazıyla başlar” önermesi, bize tarihin “yazılı” olacağını savlamaktadır. Yazılı kaynaklardan hareket edilmedikçe, tarihten söz edilemeyeceği yahut yazılı hale getirilen her durumun tarih olabileceği yanlışlığına düşmeden, yazı’nın da tarih biliminde yalnızca bir veri olduğunu kabul etmek durumundayız.

Peki sözlü tarih olur mu? Tıpkı halk edebiyatı gibi söze dayalı, kulaktan kulağa taşınmış yahut yaşayan tanıkların ifadesine baş vurularak yapılmış bir “sözlü tarih” in tarih bilimindeki yeri nedir?

Tarih-i esatir ya da Sözlü Tarih

İbn-i Haldun, “Rivayete dayanan tarih yanlışlıklarla doludur” der. Tarih-i esatir (efsaneler tarihi, mitoloji), tarihin yararlandığı kaynaklardan olmasına rağmen, ne bilimdir ne de tarih… Efsaneler, menkıbeler ve destanlar ulusal anlamda önemli bir işleve sahip olmalarına rağmen, tek başlarına tarihsel veri değillerdir.

“Destan, tarih demek değildir. Destanlara tarih gözüyle bakan tarihçi çok defa yanlış hükümlere varır. Çünkü, büyük ve uzun bir destanın içinde tarihi vakıa, çok defa bir çekirdek halinde bulunabilir. Bu tarihi çekirdeği süsleyen, genişleten ve geleceğe bir büyük kültür malzemesi halinde hazırlayan, muhayyiledir. İşin içine muhayyile girdiği zaman yani gerçek bir olay, muhayyile sayesinde nakledilmeye başlandığı vakit gerçek olaylar ile gerçek dışı olayları birbirinden ayırmak güçleşir. Bu yüzden destanları tarihi bir malzeme olarak incelemek isteyen tarihçi bu güçlüğü daha başlangıçta düşünmek zorundadır. Hatta tarihçi, bu mevzuda edebiyat tarihçisi kadar bile serbest bir durumda olamaz.” [1]

Destanlar gibi, Sözlü Tarih de halk arasında rivayetle gerçeğin iç içe geçtiği alanlardır ve muhayyileye dayanır. Başka verilerle desteklenmedikçe (yazılı belge vb.) bilimsel değeri ve tarihsel gerçekliği daima tartışma konusudur.

Değerli hocamız Prof. Dr. Sait Kapıcıoğlu “Sözlü tarih ile tarih yazılamaz.” [2] derken, böyle bir ölçüt kullandığını sanıyoruz.

Ancak, “Bilimsel kurul denetiminde olmayan ve bilimsel dergide yayınlanmamış tez, gazete kupürü, kitap bilimsel kanıt olmayacağı” konusu, tarih çalışmalarında diğer bilim dalları ile bire bir koşutluk içinde değildir. Fizik yahut tıp gibi doğa bilimleri alanında geçerli olan bu yöntem, tarih için geçerli değildir. Yansız ve yanlışlardan arınmış bir tarih anlayışı için mümkün olduğunca geniş bir kaynak, belge, bilgi ve diğer veriler gereklidir ki, bunlara bakarak bilimsel kanıt olup olmadıkları anlaşılır. Bu bağlamda sözlü tarih, tarih yazımında esası oluşturmasa bile tamamlayıcı bir unsur olarak kullanılır.

İki Sözlü Tarih örneği

İlk örneğimiz “Tarihte Ünye Pazarları” adlı yazıya ilişkindir[3]. Ünye’de Pazar günleri kurulan haftalık Pazar, 24 Mayıs 1866 tarihinde Hıristiyan vatandaşların talepleri üzerine Cumartesi gününe alınmıştır. Böylece haftada bir yaptıkları Pazar ayinlerini daha rahat yapabilmelerine imkan sağlanmıştır. Daha sonra Cumartesi gününden Çarşamba gününe alınmıştır. Bugün de halen Ünye merkezi pazarı Çarşamba günleri kurulur. Ceyhan Kokulu’nun babasından dinlediği bir hatıraya dayanarak, neden Çarşamba gününde karar kılındığı, Ünye için doğru ve yerinde bir sözlü tarih çalışmasıdır.

Diğer örnek, İkizce’de bulunan Genç Ağa Kalesi hakkındadır. Kale’nin bulunduğu köyde ikamet etmekte olan Şaban Kale’den 28.10.1997 tarihinde yapılan bir derlemeye ve yörede erkek çocuklarına Genç ağa denilmesine dayanarak, kaleyi Genç Ağa’nın yaptırdığı ve kendi adını verdiği, Hacıemiroğlu Beyliği Dönemi eserlerinden olduğu sonucu çıkarılmaktadır[4].

İkinci örnekte yer alan sözlü tarih çalışması, varılan sonucu desteklemekte yetersizdir.

Sözlü Tarih’in tanımı

Sözlü tarih, toplumsal tarihten siyasi ve ekonomik tarihe kadar, geçmişin belleklerde kalan bilgisini kayıt altına alan ve diğer tarihi verilerle kaynaştıran, disiplinlerarası (interdisipliner) yahut çokdisiplinli (multidisipliner) bir çalışmanın ürünüdür. Yakın geçmişin unutulmasını engellediği gibi, daha önceki tarihi süreçle de bağlantılarını kurar.

İngiliz sanat eleştirmeni John Berger’in deyişiyle “Disiplin, kendine özgü eğitim altyapısı, yöntemleri ve içeriği olan ve herhangi bir alanda yeni bilgi üretebileceğini ve söz konusu alanda daha ileri düzeyde bilgiler geliştirilebileceğini kanıtlamış bir araştırma alanına verilen isimdir.” [5]

Sözlü tarihin disiplinlerarası bir araştırma olması, iki veya daha fazla akademik disiplinin veya inceleme alanının birleştirilmesi yahut kapsanmasıyla sağlanır. Sözlü tarihin birden çok disiplini kapsaması; tarih yazımının daha geniş bir kesime ulaşmasına, daha esnek ve demokratik bir yapıya kavuşmasına sebep olur. Ve böylece sözlü tarih, toplumsal tarihin daha dinamik bir eksende ve eleştirel boyutta yeniden kurulmasına katkıda bulunur.

Sözlü tarih, II. Dünya Savaşı sonrasında, önce ABD'de, daha sonra İngiltere ve Batı Avrupa’da toplumsal tarih yazımında kullanılan bir araştırma yöntemidir. Sözlü tarih yöntemleri kullanılarak yerel ve ulusal alanda ses ve görüntü arşivleri oluşturulmuş, belgesel filmler hazırlanmıştır.

Türkiye’de sözlü tarih çalışmaları

Türkiye'de sözlü tarih çalışmaları oldukça yenidir. Son yirmi yıl içerisinde üniversitelerin tarih, antropoloji, sosyoloji, güzel sanatlar, mimarlık, siyaset bilimi, halkla ilişkiler ve iktisat gibi bölümlerinde ve bazı enstitülerde, toplumsal tarih araştırmaları yapan bazı sivil toplum örgütlerinde sözlü tarih çalışmaları yapılmaktadır. Edebiyat ve belgesel sinema alanlarında ülkemizde de sözlü tarih yöntemleri kullanılmaktadır.

Ülkemizde sözlü tarih yöntemlerini kullanan sivil kuruluşların başında, 264 aydının ortak girişimiyle Eylül 1991’de kurulan Tarih Vakfı’dır. Tam adı Türkiye Ekonomik ve Toplumsal Tarih Vakfı olan kuruluşun amacı Türkiye'de tarih bilincini geliştirip yaygınlaştırmaktır.

“Tarih Vakfı, ülkemiz insanlarının tarihe bakışlarına yeni bir içerik, zenginlik kazandırmayı ve tarihi mirasın korunmasını köklü bir duyarlılıkla, geniş toplum kesimlerinin katılımıyla gerçekleştirmeyi amaçlar.” [6]

Tarih Vakfı'nda sözlü tarih çalışmaları, 1993'de başladı. Bu alanda önemli bir isim olan Prof. Paul Thompson davet edilerek bir sözlü tarih atölyesi gerçekleştirildi. En son Ankara Üniversitesi Toplum Gönüllülerine verilen sözlü Eğitimi de sayarsak (03/04/2009), 16 yılda ülkenin birçok yöresinde sözlü tarih atölyeleri açıldı. Sözlü tarih konusunda seminerler verildi ve çalışmalar başlatıldı.

Özellikle yerel tarih çalışmalarında kullanılan sözlü tarih atölyeleri, 2000’li yıllarda artış gösterdi. Ankara, Çanakkale, Diyarbakır, Hatay, Gaziantep, Kilis, Konya, Mardin, Kars, Rize, Sakarya ve İzmir gibi kentlerde yoğunlaşan atölyeler yakın geçmişi araştırmak için yoğun bir biçimde kullanıldı.

Sözlü tarih yöntemlerinin kullanıldığı bir başka proje, içinde Ünye’nin de önemli bir tuttuğu Yerel Tarih Projesi idi.


Haftaya:
Yerel Tarih Projeleri
Ünye Yerel Tarih Grubu

NOT: Ünye’de bir gazetede yazmaya başlayan araştırmacı yazar arkadaşımız Sayın Ufuk Mistepe’ye Ünye için bir kazanç olduklarının bilinciyle başarılar diliyoruz.


Bu Haber 3038 Kişi Tarafından Okundu.
YORUMLAR
Bu Konuya Yorum Bulunmamaktadır. İlk Yorumu Yapan Siz Olun.
ÖNCEKİ ARAŞTIRMA YAZILARI