Deprecated: Function eregi() is deprecated in /home/unyekent.com/httpdocs/conn/level.php on line 31
ÜNYE Kent Gazetesi >>> KENTTE HABERİN MERKEZİ ll BİZDEN HABER VAR......
 
Hocaların Hocası Öğretmenim, Ömer Çam
14 Aralık 2009 Pazartesi 11:50
Yaşar Karaduman
Ölüm yıldönümü nedeniyle
Ömrüm boyunca saygı ve minnetle anacağım insanlardan biridir Ömer Çam. Benim ve benim kuşağımdan birçok Ünyelinin öğretmeni unutulmaz bir kişidir. Tarihçi-Edebiyatçı-Pedagog ve şairdir.
Onun bize sevdirdiği edebiyat ve tarih dersleri ilerideki yıllarda hayatımızı yönlendirecekti. Konuları anlatırken benim çocuk ruhumu alır tarihte başka bir çağa götürürdü. Bir sonbahar sabahı yeni bir ders yılının başlangıcın da yeni öğretmenimizi bekliyorduk. Sıra arkadaşlarımdan Ahmet devamlı konuşurdu, Arkamızda Alaattin ve Cemal adında bizden yaşça da büyük çocuklar vardı, Cemal’in bıyıkları bile çıkmıştı. Kızlardan en haylazı Müberra, en akıllısı Feride ve Hatice, en çok konuşanı ise Aysel'di, birinci sınıftan beri beraber geliyorduk bu dördüncü senemizdi.
Sınıfın kapısı birden açıldı, başı biraz geriye doğru dik, yürüme tarzıyla içeriye girdi öğretmenimiz gür sesiyle:
-Günaydın çocuklar, ben yeni öğretmeniniz Ömer Çam..
Otuz yaşlarında ya var ya yoktu, birçoğumuzun ilkokul, ortaokul ve lisede de sürecek beraberliği başladı öğretmenimizle. Daha sonraki yıllarda ortaokulda da edebiyat, tabiat ve tarih gibi derslerimize girdi. Ünye Özel Lisesinin kuruluşunda büyük emekleri geçti, kurduğu lisenin müdürlüğünü yaptı, öğrencileri arasından sadece Ünye'den bakanlar, milletvekilleri, profesörler, doktorlar öğretmenler, belediye başkanları, yazarlar, şairler, genel müdürler ve başarılı iş adamları çıktı.
Doğayı seven bir insandı, doğduğu köy ve çevresi harika doğa manzaraları ile dolu bir yerdi. Sınıfta masaları birleştirip guruplar halinde otururduk, masanın orta yerine bir de vazo koydurtmuştu, vazonun içine her gün olmasa bile haftada en az iki defa taze çiçek koyardık. O günlerin Ünye'si bu günkü gibi betonlaşmamıştı, çiçekler içinde bir şehirdi.
Ben evimizin arkasındaki Çakırtepe'den papatya, sümbül toplardım.
Pidecilerin olduğu yere biz “Pelitlik” derdik. Çakırtepe, dolmuş duraklarının bulunduğu yerdi, çimenlikti, yol Aynıkola'dan sonra kıvrılarak rampa yapar, rampada zorlanan kamyonların inlemeleri bir senfoni gibi ulaşırdı Çakırtepe’ye ..
Okulumuz yani Meçhul Asker İlkokulu, taş merdivenleri olan, ilk katı taş onun üzerindeki iki katı da ahşap bir binaydı. Merdivenlerin altında, üzerinde çiçek resmi olan çeşmesi vardı.
Ben, dedemin elimden tutarak götürdüğü okulumda, birinci sınıfa üçüncü katta içinde siyah renkli büyükçe bir kuyruklu piyano olan sınıfta başlamıştım. Okul Cumhuriyetten önce Rumların Rahibe okulu olarak kullanılmıştı.
Dördüncü ve beşinci yılları piyanolu sınıfın yanındaki yola bakan küçük sınıfta okuduk. Pencereden deniz, karşıda Asarkaya ve Kümbet tepeleri görünürdü, alt tarafta ki kilise o zaman elektrik fabrikasıydı gece gündüz çalışır şehre elektrik verirdi. Her güzel şey gibi onu da ziyan ettik.
Bir zamanlar, biraz yukarıda, bir kilise daha vardı,o güzelim kiliseyi de yıktık. Meçhul Asker İlkokulu bugün burada hizmet vermektedir.

Öğretmenimiz Türkçe dersinde bir gün sordu:
-Aranızda şiir bilen var mı?
Parmak kaldırdım,
-Oku bakalım
" Bu vatan, toprağın kara bağrında sıra dağlar gibi duranlarındır, diye başlayan şiirdi bu, beni durdurarak;
-Söyle bakalım Karaduman, ne demek, toprağın kara bağrındaki sıra dağlar?
-Savaşta ölenlerin yan yana sıra dağlar gibi dizilmiş mezarlarıdır, dedim.
Ünye Özel Lisesi, bir Kültür gecesi düzenlemişti, Konak Sinemasındaki gece kalabalıktan ve düzensizlikten bir karmaşaya dönüşmüştü. Ertesi günü haberi gazetede yazmıştım, hocam üzülmüştü. Utancımdan uzun zaman yolumu değiştirdim. Bir gün arkadaşlar sormuşlar;
-Karaduman ileride iyi bir yazar olacak, demişti. Hocamın tahmini tutmadı maalesef.
Öğretmenimiz Ünye'de ilk geldiği Meçhul Asker İlkokulunda bizlerle birlikte çok mutlu oldu onun Ünye'de ilk öğrencilerinden biri olmaktan gururluyum.
Arkadaşlarımızdan Ömer Sancak hocamızla ilgili bir anısını şöyle anlatmaktadır:
"Tabiat dersindeydik, canlı ve cansız varlıklar konusunu işliyorduk, ben babamın bana yeni aldığı kol saatini arkadaşıma gösteriyordum, hocamız;
-Sancak, orada çene yapma tahtaya gel bakalım, diyerek beni tahtaya çağırdı.
-Sana bir soru soracağım, bilirsen on, bilemezsen sıfır kabul mü? Dedi
-Kabul hocam, dedim
-Söyle bakalım, kolundaki saat canlı mı cansız mı?
Tik tak çalıştığına göre canlıdır diye düşündüm.
-Canlıdır, hocam dedim, meğer saat cansız varlıkmış.
-Otur Sancak sana kocaman bir sıfır, dedi ve ben o sene tabiat dersinden ikmale kaldım."

Bu sayfalara sığmayacak kadar çok hayat hikayeleri ile uzun bir ömür yaşayan Ömer Çam 1923 yılında Akkuş'a bağlı Kuzköy, bu günkü adıyla Akpınar köyünde doğmuştu. Akkuş o yıllarda Ünye'ye bağlı bir nahiye idi ve adı Karakuş'tu. Oğuz boyları burayı yurt edinmeye karar verdiklerinde, tepelerinde uçan kara kara kuşlardan başka bir şey göremedikleri için buraya Karakuş adını vermişlerdi. 1954 yılında Ünye'den ayrılarak Akkuş adıyla ilçe oldu.
İlk ve ortaokulu Ünye'de okuyan hocamız Sivas Öğretmen okulunu bitirerek öğretmenlik mesleğine ilk defa kendi köyünde başladı. Ünye'de ilkokul, ortaokul lise, Perşembe Öğretmen Okulu, Samsun Kız Enstitüsü, İstanbul Yüksek İslam Enstitüsü Müdürlüğü
Marmara Üniversitesi pedagoji ve edebiyat öğretmenliği yaptı, yüzlerce öğrencisi oldu.
Son ünvanı "Hocaların Hocası" idi. 14 Aralık 2002'de 79 yaşında soğuk bir kış günü dolu dolu yaşadığı bu dünyadan ayrıldı.
Kabri İstanbul Kartal-Maltepe Gülsuyu mezarlığındadır.
Öğretmenimi ölüm yıldönümünde minnetle anıyorum.
yasar.karaduman@gmail.com
Fotoğraflar, İbrahim Gürkan, Feride Caneroğlu, Yaşar Karaduman
Ömer Çam'ın İstanbul Kartal Maltepe Gülsuyu Mezarlığı'ndaki kabri Ünye'den getirilen Ünye taşı'ndan yapılmıştır.



Bu Haber 3025 Kişi Tarafından Okundu.
YORUMLAR
Bu Konuya Yorum Bulunmamaktadır. İlk Yorumu Yapan Siz Olun.
ÖNCEKİ ARAŞTIRMA YAZILARI