Deprecated: Function eregi() is deprecated in /home/unyekent.com/httpdocs/conn/level.php on line 31
ÜNYE Kent Gazetesi >>> KENTTE HABERİN MERKEZİ ll BİZDEN HABER VAR......
 
Saray Hamamı
12 Şubat 2010 Cuma 10:08
ÜNYE TARİH ARAŞTIRMA GRUBU AHMET DERYA VARİLCİ - AHMET KABAYEL
1980’li yıllara kadar kullanılan ve o tarihten bu yana kapalı olan Saray Hamamı, Ünye’nin önemli tarihi yapılarındandır. Otuz yılda iyice yıpranan ve harabeye dönen hamamın kitabesi olmadığı için hangi tarihte ve kimler tarafından yapıldığı kesin olarak bilinmemektedir. 1808 Tarihinde inşa edilen Süleyman Paşa Sarayı’nın müştemilatı olarak kullanıldığı ve aynı tarihlerde inşa edildiği tahmin edilmektedir.

Saray Hamamı’nın tarihçesi

1800’lü yılların başından Ulusal Kurtuluş dönemine kadar Karadeniz’de önemli görevler üstlenen Hazinedar Ailesi, bölgede önemli eserler bırakmıştır. Kendilerine ait bazı arazileri ve iş yerlerini vakfederek; bunları hayrata dönüşmüşlerdir. Bu hayratlardan bazıları Çarşamba ile Ordu arasında yer alır. İçlerinde 6 medrese, 5 mektep, 3 cami, 2 kütüphane ve 7 adet hamam olduğu ifade edilmektedir.[1]

Meydan tarafında, bugün kullanılmakta olan Saray Camisi, sanıldığı gibi saraya ait değildir. Kondoroğlu Ahmet Bey’in saraydan 88 yıl önce inşa ettirdiği bu cami, Saray camisi olarak anılsa da, sarayın müştemilatı olan cami, bugünkü Taşbaşı Camisinin bulunduğu yerdedir.

Saraya ait bu cami gibi, Paşabahçe’de bulunan hamam da, muhtemelen Hazinedar ailesinin hayratıdır.

Sarayın inşasından birkaç yıl sonra Trabzon valiliğine getirilen Hazinedar Süleyman Paşa, bölgede Canikli Ali Paşa ailesinin otoritesini kırarak Cumhuriyet dönemine kadar Canik havalisinin en güçlü ailesi olmuştur. Süleyman Paşa’nın vefatı üzerine oğlu Osman Bey muhassıllık görevini devraldı. Son dönem Osmanlı yönetiminde merkezi devlet gücünü temsil eden Muhassıllık Meclisleri, aynı zamanda yerel otoritelerin gücünü ifade etmekteydi. Merkeziyetçi bir yönetim yapılanmasına gitmeyi amaçlayan Osmanlı devleti, diğer yandan yerel otoriteleri güçlendirmekteydi. Bu durumu İlber Ortaylı “merkeziyetçilik çağında yerel yönetimin gelişmesi” gibi paradoksal bir içerikle ifade etmektedir. Cumhuriyet Meydanındaki “halkalı” çınar ağacının tarihsel misyonu bu şekilde daha açık anlaşılmaktadır.[2]

Hazinedar Süleyman Paşa’nın diğer oğulları da muhassıllık görevlerinde bulunmuş yahut ilgili meclislerde görev almışlardır.

Süleyman Paşa Sarayı 1850’li yılların başında yanmış, Hazinedar ailesi saray görünümündeki konağın yerine inşa edilen nispeten görkemli yapılarda ikamet etmişlerdir. Bu süre zarfında saraya ait hamam, Hazinedar ailesine ve ahaliye hizmetini sürdürmüştür.

Saray Hamamı

Diğer hamamlarla aynı tarihte, 1983 Yılında Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu tarafından eski eser kapsamına alınan Saray Hamamını kapandığı 80’li yıllara kadar Soysallar çalıştırmıştır. İşletmeci vahit Soysal’dan önce hamam uzun yıllar Aşık ailesi tarafından çalıştırılmıştır.

Hamamın bugünkü mülkiyet sahipleri Hazinedar ailesinin varisleridir. Ünye’de Paşalar olarak anılan bu varislerin bir kısmı, Nuri Paşa’nın kızı Fethiye Hanım’dandır.

1864-68 Yılları arası, kısa bir dönem Ünye sancak yapılır. Nuri Paşa, bu dönem Ünye’nin Sancak Beyidir. Hazinedar varisi Nuri Paşa’dan gelen soy sop ilişkisi, hamamın mülkiyetine de yansır. Nuri Paşa’nın kızı Fethiye Hanım’ın eşi Ziver Bey’den çocuğu olmaz. Varislerden bir kısmı, Ziver Bey’in ikinci evliliklerinden olan çocuklarıdır. Bugün hamamın önemli hissesi bu şekilde Aykaç ailesine ve yakınlarına geçmiştir.

1930’lu yılların sonuna kadar süren ve Ünye’de ekonomik sosyal yaşamı felç eden Rum mübadelesi, Saray Hamamı’nı ve dolayısıyla Paşabahçe sakinlerini fazla etkilemez. Çifte Hamam gibi bu dönemde kapanmayan Saray Hamamı, konumunu 80’li yıllara kadar muhafaza eder. 1982’de Saray Hamam’ı da kullanım dışı kalır.

Saray Hamamı mimarisi

Saray Hamamı XIX. yüzyıl Osmanlı – Türk mimarisi özelliklerini yansıtır. Türk Hamamı planına haiz olsa da, bazı farklılıklar içerir. Daha çok, geniş bir aileye hizmet amacıyla dizayn edilmiş görünmektedir.

Bugün tavanı göçmüş, tabanını ot ve çalılar kaplamış giriş bölümünde üç ayrı soyunmalık bulunmaktadır. Biri Paşabahçe tarafında olmak üzere, hamamın geniş ve kemerli iki giriş kapısı vardır.

Soyunmalık kısmı kemerli geniş bir kapıyla, bir koridora bağlanır. Koridorun ilk kısmı tuvalet, ikinci kısmı tek kişilik iki odadan oluşan temizlenme kabinlerine açılır. Koridorun sonundaki nispeten dar ve düz bir kapıdan hamamın ana bölümüne geçilir. Ortada göbek taşı ve etrafını çepeçevre saran dört simetrik oda ve odalar arasında yer alan üç ayrı yıkanma bölümü bulunur.

Koridor tarafındaki iki oda ılıklık bölümüdür. Girişin karşısındaki iki oda ve aradaki bölüm külhana bitişik olan sıcaklık bölümüdür. Her odada dört kurna, oda arasındaki açık bölümde üçer kurna bulunur.

Göbek taşı üzerinde yer alan büyük kubbe dışında, odalar üzerinde yer alan dört kubbe daha bulunur. Giriş koridorunun başında, diğer kubbeler gibi fil gözleriyle donatılmış kemerli kısım vardır.

Özellikle göbek taşının olduğu bölüm, sekizgen biçimindeki kemerli mimarisiyle yapıya farklı bir estetik kazandırır. Kubbeyi kuşatan çemberin oval bağlantısı dört köşede yer alan alınlıklar dört ayrı desenle süslenmiştir.

Çifte Hamam gibi uzunlamasına dikdörtgen planlı hamamın dış cephe yüzeyleri yığma taştan olup, köşeler ve pencere aksamı düzgün kesme taştandır. Kubbelerin tamamı taş ile örülmüştür. Kubbeler iç ve dış cephe duvarları üzerine oturtulmuştur.

Otuz yıldan bu yana onarımdan geçmeyen hamamda otlar, çalılar bitmiş; göbek taşı ve kurnalar paramparça olmuştur. Hamam bugün, tam bir harabe görünümündedir.

Bir anekdot

Hazinedar ailesinden Prof. Dr. Ayşe Yalın, bir Paşabahçe sakini olarak, çocukluğundan bu yana Saray Hamamı’nın hatıralarıyla doludur. Yaptığımız söyleşide yıllar öncesine gider. Zahiye Hala’nın bir oda girişine peştamal astığını, kendilerini çağırarak, beş kız kardeşin beşini de teker teker yıkadığını anlatır. Hamam günleri haftada birkaç kez yinelenir. Özellikle Ramazan ayında iftar sonrası yemekli hamam sefalarını, müzikli hamam eğlencelerini hatırlar. Gelin hamamlarına tanık olur. Kerpeten markalı sabunlar kullandıklarını, Safiye Hanım’ın hamamda bir gün onları kokulu Puro sabunuyla tanıştırdığını söyler. Safiye Hanım’ın eşi Hicabi Bey, kendilerine sabun, kese ve lif koymaya yarayan bakırdan bir kap hediye eder. Penceresinde çiçeklerden dolayı çiçekçi Fanta Hanım’a kulak deldirip hamama gittiklerini anımsar. Birkaç gün sonra kulak deliğindeki ip çıkarılır, ortası mavi güllü bir küpe takılır. Çifte telli oynamayı Sinem Hanım’dan müzikli hamam eğlencelerinde öğrenir.

Bir Baba Lütfi Öyküsü

Saray Caddesi üzerinde Saray hamamının tam karşısındaki ev, Rahmetli Baba Lütfi’nindir. Aradığı hükümet binasını ıskalayan biri, evinin taşlığında oturan Baba Lütfi’ye sorar:
- Acaba hükümet binası nerede?
- Tam karşında, der. Karşıdaki Saray hamamı’nı işaret eder.
Adam tam karşıdaki taş binaya yönelir. Baba Lütfi adamın, kadınların yıkanmakta olduğu hamama gidişini izler. Yaka paça dışarı atılan adam, hışımla sorar:
- Hükümet yerine neden beni kadınlar hamamına gönderdin?
- Allah Allah, daha dün hükümetti, ne çabuk karılar hamamı olmuş!



Dip Notlar:

[1] Orhan Naim, Hazinedar, Oney’den Ünye’ye,Haz. İrfan Tosun. s98
[2] Bkz. İlber Ortaylı, Tanzimat'tan Sonra Mahalli İdareler (1974)



Bu Haber 5058 Kişi Tarafından Okundu.
YORUMLAR
Başlık : Halkalı Çınar Tarih : 12 Şubat 2010 / Pazar Üye Adı :O.İrfan Işık
1950 li yıllara kadar Ünyenin pek çok yıllanmış çınar ağacı vardı. Bunlardan en çok bilineni Cumhuriyet meydanındaki ulu çınardı. Ve Darağacı olarak ünlenmişti. Osmanlı paşalarının ve İmparatorluğun idam cezası verdiği mahkumlar bu ağaçta asılarak idam edilirlerdi. Büyüklerimden pek çoğu, bu ağaçtaki infazlara şahit olduklarını anltırlardı. Halkalı kavak, Tabakhaneden Balık değirmenine sapan yolla Fatsa istikametine giden yolun hemen çatalındaki çınardı. Pek büyük bir ağaç olmamakla birlikte; Balık Değirmenine doğru yere paralel uzanan en alt ve en kalın dalından çıkan başka bir dal bir metre kadaryarı çap çizerek dönmüş ana dalla kaynaşarak bir yarım daire şeklinde halka görünüşü almıştı. Çok ilgi çeken bir durumda yıllarca yaşadı bu çınar. Benim delikanlılık yıllarımda ayaktaydı. İçi çürüyerek kovuk olmuş. Yıllarca Tabakhanenin zehirli atıklarına maruz kaldığından kendi ağırlığını taşıyamamış bir güney rüzgarı fırtınasında yıkılarak yok olmuştu. Ünye'ye anlam katan beş adet ve yanyana büyümüş çınar ağaçları ise Sinanoğlu iş hanının arkasında dizilmişlerdi. Bu asırlık çınarların üçü yıldırım çarpması sonucu yarılarak yıkılmış. Halen yaşamakta olan bir tanesi de gene yıldırımla vurulmuş ama ölmemiştir. Yıldırımın açtığı yaranın çürüğübetonla doldurulmuş durumdadır. Sözün özü: Ünyeliler çınara kavak derler. Halkalı kavak Cumhuriyet meydanındaki çınr değildir.
ÖNCEKİ ARAŞTIRMA YAZILARI