“Dil Yaresini Andıracak Yare Bulunmaz”
1 Aralık 2008 Pazartesi 18:22
Ünye’lilerin Şivesi “en azından üç dil bileceksin en azından üç dilde canimin içi demesini kırmızı gülün alı var demesini atın ölümü arpadan olsun demesini bileceksin çünkü sen ne tarih ne coğrafya ne şu ne busun sen otobüsü kaçırmış bir milletin çocuğusun” (b.rahmi Eyüboğlu)

YAŞAR KARADUMAN


 


Yerel şiveler Türk diline bir ahek ve renk katarlar. Belli uygarlık kurabilmiş ulusların bir yazı dili bulunmaktadır. Tarih boyunca konuşulan on binlerce dilden, ancak yüz altı dil yazıyı kullanmış ve gelişimini tamamlayabilmiştir. Türkçe de bunlardan biridir.


Türk dili Anadolu’nun farklı bölgelerinde farklı baskı vurgu ve ses nüansları ile konuşulur, bunlara şive derler kelimeler bazı bölgelerde uzatılır, kısaltılır, yuvarlanır.    


Ünye’nin de kendine özgü bir şivesi vardır.


Bu yalnız konuşma dilindedir, yazma da İstanbul şivesine dönülür.


Zaten bu şivenin yazılması da zordur, alfabe buna uygun değildir. Zaman zaman yazmak zorunda kaldığımız bu şiveyi bilmeyenler anlamakta zorlanır. 


 


Bir dilin yöresel söyleniş tarzına dilbilimciler “şive” demektedir.


Lehçe dışında ağız, aksan da aynı anlama gelmektedir. Şivenin sebepleri fonetik ve morfolojik, folklorik farklılıklardır. Bir şivede eski dil yapılarından ve komşu dillerden öğeler bulunur.


Türkiye'de çok şiveli bir dil coğrafyası bulunmaktadır.


Ortak dil  İstanbul ağzıdır..


 Şivelerde dilbilgisi kuralları yoktur.


 


Ünye ağzı bugün Ünye’de halen yaygın olarak konuşulmaktadır. Ve insanlar bu ağızla kendilerini daha rahat ifade ettiklerini söylemektedirler. Bu ağızda mizah espri yüklüdür ve bazen de karşısındakine mesaj vermekte de kullanılır. Karşısındakini alaya alma, çok bilmişlik gibi gizli anlamlar da yüklenir.


 


Ünye dilini yazıda kullanan ve bu dille yazılı eser veren  pek fazla kişi yoktur . Bu işin Ünye’de öncüsü Cihan Öksüzdür. Peşinden Bilgin Hasdemir gelir.


 


Cihan Öksüz ise bundan ondokuz yıl kadar önce Ünye dilinde bir tiyatro oyunu yazmıştır.


Ondokuz yıl önce Cihan Öksüz’ün Ünye dışında pek fazla kimsenin bilmediği Ünye şivesinde Tiyatro oyunu gibi zor bir dalda yazması şaşırtıcıdır. 


 


Oyun daha sonra 1991 yılında Ferhan Şensoy tarafından Ortaoyuncular Tiyatrosunda sahneye konulmuş ve üç yıl “Aşkımızın Gemisi Fındık Kabuğu” adı altında oynanmıştır.


 


Ben oyunun Ferhan Şensoy’un Ortaoyuncular Tiyatrosunda gala gecesine gitmiştim. Cihan Öksüz ve daha birçok Ünyeli galaya gelmişlerdi. Oyun, bir evlenme öncesi bir alış veriş listesi etrafında kurulmuştu. Dev bir oyuncu kadrosu vardı. Münir Özkul, Erol Günaydın, Ferhan Şensoy, Rasim Öztekin, Demet Akbağ, Derya Baykal..


 


 Ferhan Şensoy’a yıllar sonra sordum:


 


-Ünye şivesi hiç bilinmeyen bir şiveydi oyun tutmayabilirdi, ne düşündün?


-Benim de benzer çekincelerim vardı.. Ama öyle bir kadro vardı ki, tutmaması imkansızdı, başkası olsaydı bu oyunu üçgün oynayamazdı biz üç sene başarı ile oynadık.


 


-Sanatçılar yerel dile adapte olmada sıkıntı çektiler mi?


-Sen ne diyorsun? Öldük öldük dirildik, metni fonetik olarak okunması gereken biçimde yazdığım halde Ünyeceyi okumak ve konuşmakta herkes zorlanıyordu, kimininki Egeye, kimininki Güneydoğu ağzına kaçıyordu. Allahtan ben iyi biliyordum. En iyi Demet Akbağ konuştu.


 


Ünye dilinin ilk yazarını Cihan Öksüz’ü ondokuz yıl sonra bulduk ve konuştuk.


 Ünye’yi ve insanlarını anlatan“Fora Ettim Yelkenleri” adlı bir oyun yazdığını söyledi. Yıllar sonra aranmaktan mutlu olduğunu belirtti.


 


 


-Böyle bir konuyu işlemek nerden aklına geldi?


 Çocukluğumdan beri yazardım,  yazdıklarımın ne tarz olduğunu ben de bilmiyordum sonradan öğrendik. Belediyede yayın memuru olarak görev yaparken bir miktar para bulunmuş,  Sahibini bulmak için  yayın yapmamı istediler. Çıkını açtık içinden bir tomar kağıt para ile bir kağıda yazılmış bir alış veriş listesi çıktı, listeyi okuduğumuzda şaşkınlığımız bir kat daha arttı. Liste de, neler yoktu ki ? “Bir burma bilezik, iki Reşat altını, bir zincir kordon 20 metre lacivert kadife, vs”.  Belliki bu parayla düğün alış verişi yapılacaktı. Yayından sonra paranın sahibi yaşlı bir kadın geldi parasını aldı. Bu olaydan esinlenerek bu oyunu yazdım.


 


En acıklı olanı da oyunun, hikayesinin geçtiği topraklarda yani Ünye'de yazılışından 19 yıl sonra ilk defa  Ordu Sanat Tiyatrosu tarafından Ünye Ticari İlimler Fakültesi salonlarında  geçen yıl oynanmış olmasıdır


 


                             


Ünye dilinin en büyük yazarı ise Bilgin Hasdemirdir. Üç yıl önce bu dille yazdığı


“Zaman Tünelimde Ünye” adlı eseri başlı başına geçmişi günümüz taşıyan bir belgesel ve mizahtır.. Sakın geç vakit okumayın. Gülmekten sabahı edersiniz.


                                                                       


Bilgin Hasdemir ve


Miçço Memet


 


Mitço Memet çocukluk arkadaşımızdır


" Miçço", bir deniz hayvanının sahile vuran kabuğuna denir. Biz bunları toplar, pıtık oynardık.. En iyi miççoları Memet bulurdu.  Memet'in cepleri mitço doluydu.  Adını bu yüzden "Miçço Memet" koymuştuk. Sonra büyüdük, okullar bitti, askere gittik. Miçço Memet Kore'ye gitti, oradan Amarika’ya geçti. Ogün bugün ordadır.


Arkadaşımız, dilbilimci, Bilgin Hasdemir   "Miçço Memet'in anıları etrafında Ünye'nin o yıllarını anlatan yeni bir kitap daha yazdı.


Ünye dilinde yazdığı ilk kitabı "Zaman Tünelimde Ünye " ise muhteşem bir belgedir. Bu kitabını yazarken Hasdemir Ünye dilini gayet ustalıkla kullanmış ve bugün unutulmaya başlayan bir  çok kelimeyi kitabında kayıt altına almıştır.


Bu eserin büyüklüğü her geçen gün biraz daha anlaşılmaktadır


Kendisi bile, "Lan Garaduman  ben bile yazduum  şeyi yıllar sona  okurken gülmekten  nerdese donuma işiiicem..." demektedir.


Lise yıllarına kadar ki yaşamının etrafında Ünye'yi, sokaklarını, oyunlarını, günlük yaşamı, arkadaşlarını ve konuşmaları ile mahalleleri anlattığı bu ilk kitabında  Hasdemir akıcı bir dil kullanmıştır.


Konuşurken dile ahenk ve yöresellik katan Ünye şivesi bugün hala Ünye'de kullanılmakta olup o da yabancı dillerden gelen kelimelere yenik düşerek kaybolmaktadır. Bu şiveyi yazmak zordur. Konuşurken verdiği ahengi, kullandığımız alfabedeki harfler  ve sesler  vermekten uzaktır.


Ünye şivesinin nasıl oluştuğumuz sorusuna Hasdemir:


 


"ÜNYE AĞZININ, UZUN YILLAR ÜNYEDE EGEMEN OLMUŞ ERMENİ VE RUM KOLONİLERİNİN,TÜRKÇE KELİMELERİ SÖYLEYİŞTE FARKLULUK YARATMALARI, GEÇEN ZAMAN İÇİNDE,ÜNYEDE GENDÜNE MAHSUS BİR SES YAPILAŞMASI YARATDUU GANAATİNDEYİM...NURŞİT,  POLİSTİRA, BIRASTI GİBİ KELİMELER ZATTEN RUMCADAN GELİİ..


AYNI LİMANA DEüŞÜK YERLERDEN GELEN GEMİCİLER, ANLAŞABİLMEK İÇÜN, HERKEZİN GENDÜ DİLİNDEN BİŞİİLER GATDUU 'LINGUA FRANKO' DENEN Bİ DİL YARATMIŞLARDI...


SANURUM, BİZİMKİ DE BİRAZ UNA BENZİİ... " demiştir.


 


Yine Ünye şivesinde,  olayı farklı anlatmak için kullanılan kelimeler vardır, yazılarımızda  espri ve mizah olsun diye bu kelimeleri kullanırız, "fışgıyın garuşduma", "folluk" "yelleme" "dallama", "gamışağaşı" “sıçalak” “götü boklu” gibi.


Ünye dilini, şivesini bilmeyenler için bunlar itici gelebilir. Ancak bu yaşayan bir kültürün dilden dökülüşüdür. Mesala Fethiye yöresinde tuvalate "Sıçmaklık" denmektedir. Banyoya "Don yuğmalık" denmektedir. Kadın memesine "cicik" denmektedir.


 


Hasdemir'e sorduk, bunlar nedir?  


-Ben kitabımda bu kelimeleri kullanıyorum... Çünkü o kelimeleri KULLANANLARIN AKLINA DA HİÇ ANATOMİK BİR KAVRAM GELMİYOR...  Önem vermediğiniz birine “Hadi ordan götü boklu" demek tabu kelime değildir...


Sonra ben dünü anlatıyorum...  Ben o kelime ve deyimlerin içinde büyüdüm...


 


Bilgin bu.. Kaç Bilgin'imiz var ki, Ünye  bir daha ne zaman  bir Bilgin çıkaracak?


O yerel şivenin kaybolmaması için çalışıyor..


 


yasar.karaduman@gmail.com


 


 



Bu Haber 667 Kişi Tarafından Okundu.
YORUMLAR
Bu Konuya Yorum Bulunmamaktadır. İlk Yorumu Yapan Siz Olun.
ÖNCEKİ ARAŞTIRMA YAZILARI