Deprecated: Function eregi() is deprecated in /home/unyekent.com/httpdocs/conn/level.php on line 31
ÜNYE Kent Gazetesi >>> KENTTE HABERİN MERKEZİ ll BİZDEN HABER VAR......
 
Canik’in Ahşap Camileri
26 Şubat 2010 Cuma 10:46
ÜNYE TARİH ARAŞTIRMA GRUBU AHMET DERYA VARİLCİ AHMET KABAYEL
Ahşap, haşeb sözcüğünün çoğuludur, Arapça’dan dilimize geçmiştir. Yakacak amaçlı olmayıp, yapı malzemesi olarak kullanılan ağaç yahut keresteye denir. Türklerin ahşapla tanışıklığı çok eskiye dayanır. Orta Asya kazılarında Türklere ait olduğu bilinen çok sayıda ahşap ürün bulunmuştur. Pazırık kazılarında ve Radloff'un 1865 yılında Altaylar'daki kurganlarda bulunan ahşap eşya ve yapı kalıntıları bu konudaki ilk örneklerdir. Petersburg Müzesi'nde Hunlara ait ağaç gövdesinden oyulmuş işlemeli bir lahit ve ahşap at koşumları bulunmaktadır.

Türklerde Ahşap İşçiliği

Türklerin ahşapla yakından ilgilenmeleri, içinde bulundukları göçebe yaşam tarzıyla bağlantılıdır. Yerleşik toplumların ve kent yaşamının aksine; taş malzeme değil, taşınma ve kullanımı daha kolay olan ahşap tercih edilmiştir. Taş malzeme kadar uzun ömürlü olmamasına karşın, göçebe tarzı yaşam süren Türkler, konakladıkları yaylaklarda ve kışlaklarda barınma ihtiyaçlarını ahşap malzemeden sağlamışlardır. Kıl çadırlarının yanında ahşap yapılar kurmuşlar; hayvan barınakları için ahır, yiyecekleri muhafaza için ahşap semenderler inşa etmişlerdir.
Anadolu’da ahşap yapılar için çantı deyişi kullanılır.
Çantı tekniği denilen ve günümüze kadar ulaşan ahşap yapı tarzı şöyledir:
Yontulmamış ağaç gövdeleri yahut 15 – 20 santimetre çapındaki tomruklar alt ve üstleri düzlenerek birbirinin üzerine yerleştirilir. Köşeler geçmelerle birbirine kenetlenir. Ortaya dikilmiş bir ahşap direk ve bu direğe kirişlenerek iki taraflı çatılmış tavandan oluşan bu yapılar çantı adıyla bilinir. Yapım aşamasında çiviye gereksinim duyulmaz. Zamanla yerleşik hayata geçilerek, kütükler daha ince tesviye edilir ve tahta haline getirilir.
“Ahşap camilerin topraktan yukarıdaki ilk kısmını oluşturan kiriş/kalaslar dört tanedir ve kalın ağaçların yonulması ile elde edilir. Alt kiriş /kalaslar taşların üzerine yerleştirilir ve uçları boğaz açma suretiyle çivi kullanılmadan kare veya dikdörtgen biçiminde birbirine bağlanır. Bu bağlama işleminde kesinlikle demir çivi kullanılmaz. Kirişlerin birleştiği yerlerde eğedemiri adı verilen demir keskilerle dört köşeli derin birer delik açılır. Ağaç uçları kertilip çatma başı geçme/taraklama usulü ile birbirine bağlanır. Böylece her bir kiriş/kalasın ucu, birbiri içerisine yerleştirilir ve açılan deliklere kara ağu/komar ağacından yapılan ağaç çivi çakılır.” [N. Demir, Trabzon ve Yöresinde Ahşap Camiler, s.7]
Böylece ağaç yapı dengeye getirilerek inşa edilir..
Bu teknik. sadece baraka, ahşap cami, mescit ve semender yapımında değil, sivil mimaride de kullanılarak, yalılar, konaklar ve hatta iç yüzü alçıyla sıvanan bağdadi köşkler yapılmıştır.
Çantı tekniğine benzer bir başka yapı tarzı izba’dır. Rusça ev anlamına gelen izba; dilimizde loş, nemli ve kuytu yer anlamına gelen izbe sözcüğünün kaynağıdır. Doğu Avrupa ve Kuzey Asya köylerinde çam ağacından yapılmış konutlara izba denir. Geleneksel olarak, iç yüzleri çaplanmış kütüklerin yatay olarak dizilmesi ve iki sağrılı dik bişr damdan oluşur.
XII. Yüzyıl, Türklerin Anadolu'ya geldikleri, İslamiyeti benimseyerek yerleşik yaşama geçmeye başladıkları bir dönemdir. Bu dönemde geleneksel ahşap yapı işçiliğini, özellikle ormanı bol bölgelerde uygulamışlardır. Taş işçiliği Türkler’e, daha çok Romalılardan (Rumlar), İranlılardan, Arap ve Ermenilerden geçmiştir. Türklerin Anadolu'ya ayak basmalarıyla inşa ettikleri barınaklar, haliyle ahşap yapılardı. Göçebe yaşam tarzına uygun semenderler, sadece hayvan barınağı, konut ve yiyecek ambarı değil, ibadet amaçlı camilerin ve mescitlerin de aynı tarzda yapılmasını zorunlu kılıyordu.
"Ahşap camilerin ilk örnekleri XIII. yüzyılın ikinci yarısında Anadolu'da ortaya çıkmıştır." [İslam Ansiklopedisi, Cilt 2, Sayfa 183]

Canik Bölgesinde Çantı Camiler

Canik adının geçtiği ilk Türkçe metin 1244-45'te kaleme alınan Dânişmendname’ dir. Eserde Canik’in sınırları; Kuzey’inde Karadeniz, batısında Samsun, Güney’inde Karakuş (Akkuş), Doğu’sunda Trabzon ve Bulgar Dağlarına kadar olan kısımla gösterilir. Canik adıyla anılan dağlar, Samsun’un Doğu’sunda başlar, Ordu Melet Irmağında son bulur.
1870 Tarihli Trabzon Vilayeti Salnamesi’nde Canik Sancağı Samsun merkez olmak üzere; Bafra, Çarşamba, Ünye ve Niksar kazaları ile Kavak, Alaçam, Terme, Fatsa, Bolaman ve Karakuş nahiyelerini kapsamaktadır.
Ahşap camilerini vereceğimiz Canik Bölgesi; Terme, İkizce, Çaybaşı, Ünye, Akkuş, Aybastı,Kumru ve Fatsa ilçeleriyle sınırlıdır.
“Cuma Camisi” olarak inşa edilen bu tür camilerin, birden fazla köyün kontak noktasında kurulmuş olmaları sosyal açıdan dikkat çekicidir. Hemen hepsi için anlatılan öykü, köyler arasında itilaf çıkmaması için kurulduğu yere malzemelerin bilinmeyen güçlerce taşındığıdır. Hiçbirinde minare yoktur.
Bölgemizdeki ahşap camilerin çoğu, günümüzde de Cuma Camisi olarak kullanılmaktadır. İçlerinden en eskileri, çivi kullanılmadan, çanti tekniğiyle inşa edilmiştir. Türk yapı sanatının günümüze ulaşan en eski örnekleri olduğu bilinmektedir. Ciddi onarımlardan geçen bu camilerin çoğu orijinal konumundan uzaklaştıkları gibi, bazıları kullanım dışı kalarak yıkılacağı günü beklemektedir.
Belirttiğimiz bölgede tespit ettiğimiz ve bizzat görme imkanı bulduğumuz 15 ahşap cami mevcuttur:
1- Terme Söğütlü Cami
2- Terme Merkez Pazar Camii
3- İkizce Laleli Cami
4- Çaybaşı Çayır Cami
5- Çaybaşı Yeni Cuma Cami
6- Çaybaşı Kargalı Cami
7- Çaybaşı Eski Asak Cami
8- Ünye Tekkiraz Kabadirek (Yaycı) Cami
9- Ünye Yeniköy Merkez Cami
10- Ünye Dereköy (Ortaköy) Merkez Cami
11- Ünye Çatak Balcılı Cami
12- Akkuş Çaldere Köyü Cami
13- Aybastı Uzundere Melik Gazi Cami
14- Kumru Şenyurt Eski Cami
15- Fatsa Aşağı Yavaş Cami (Geyikçeli, Salihli)

Tekkiraz Yaycı Köyü'nde bulunan Kabadirek Camii, Tekkiraz Çaybaşı arasında kalan Yeni Cuma Camisi, Çaybaşı İkizce arasında Çayır Camii ve İkizce'de bulunan Laleli Camisi Ünye çevresi'nde ayakta kalan ve günümüzde kullanılmakta olan en eski ahşap camilerdir.
Kabadirek Camisi’nin inşa tarihi Selçuklu dönemine kadar rivayet edilse de, elimizde yeterli veri yoktur. Zamanla onarım görüp dış duvarları sıvanmış olmasına rağmen, iç mahfil donanımı ve iç mekân duvarları çantı tarzının eski örneklerinden olduğu anlaşılmaktadır.
Cornell Üniversitesi (ABD) Dendrokronoloji Bölümü Başkanı Peter Ian Kuniholm’ün ağaç halkalarından tayin ettiği yaş tayini sonucu; Miladi 1211 yılına tarihlenen Çarşamba Yaycılar Camisi, 1206’ya tarihlenen Çarşamba Mezarlık Camisi bölgenin en eski ahşap camilerdir. Bu tarihe yakın Sivas, Afyon, Akşehir ve Beyşehir’de ahşap medreseler mevcuttur. Kuniholm’un Laleli Camisi ahşap aksamında yaptığı yaş tayininde ise, 450 - 500 yaşında olduğu tespit edilmiştir.
1701 Tarihinde inşa edildiği kitabesinden anlaşılan Terme Söğütlü Cami, Kabadirek ve Laleli camisinden sonra listemizdeki camilerin en eskisidir. Eski ahşap camiler kategorisinde Yeni Cuma, Çayır Cami, Kargalı, Asak, Çaldere, Uzundere, Şenyurt ve Aşağı Yavaş camileri XIX. Yüzyıl camileri olarak sırayı alırlar. Yeniköy ve Dereköy camileri aynı yüzyılın sonu ile XX. Yüzyılın başında inşa edilmişlerdir.
Çatak Balcılı Camisi’nin inşaat tarihi 1929’dur. Listemizdeki en genç cami olmasına karşın, yapım tekniği ve görünümü tamamen eski çantı camilere benzemektedir.

Çanti camilerin yapımı

Çantı camiler, çevrede bulunan çeşitli ağaçlardan sağlanır. Her ağacın özelliği farklı olduğundan, yapının değişik yerlerinde farklı ağaçlar kullanılır. Kerestelik ağaç, özsuyunun en az olduğu sonbahar ve kış aylarında kesilir. Böylece bu ağaçlardan elde edilen ahşap çürümeye ve kurutma sırasında çatlama ve yarılmaya karşı dayanıklı olur. Kimi ağaçlardaki nişasta yaz aylarında yağa dönüştüğünden yazın kesilir. Çam türlerinin kesimi için reçine konumundan dolayı kış ayları tercih edilir.
Ahşabın güvenlikle kullanılabilmesi, çalışmaması (hacim değiştirmemesi) ve kolaylıkla işlenilebilmesi için kurutulması gerekir. Temellerde kullanılacak tomruklar ise, kurutulmadan kazıklar haline getirilir ve sürekli su altında kalacak biçimde kullanılır.
Kurutma işleminde tomruklar önce helezon biçimde yer yer soyularak her yanının homojen olarak kuruması sağlanır. Üstü örtülü çardaklar altında rüzgar yönüne doğru ızgara biçiminde istiflenen kerestelerin nem oranı birkaç yılda % 15’e kadar düşürülür.
Çantı camilerin temel aksamında, neme dayanıklı ve yoğun bir dokuya sahip oldukları için kızılağaç ve meşe tercih edilir. Yapının diğer ana aksamları; döşeme ve duvar için bölgede bulunabilirlik durumuna göre, kestane yahut gürgen tercih edilir. Bunlar geç büyüyen sert ağaçlardır. Yaş halkaları sık, öz ışınları belirgindir.
Ahşap yapının incelik isteyen aksamlarında ceviz, dişbudak, gül, abanoz ve maun kullanılır. Hızlı büyüyen yumuşak ağaçlar da işlenmeye kolay olmalarına rağmen uzun ömürlü değillerdir. Kavak, ıhlamur, söğüt türlerinden elde edilen ahşap uzun ömürlü olmadığından, belli süre sonra yenilenmesi gerekir.
Ahşap, esnekliği, ısıya ve suya karşı dayanıklı olması, çeşitli yöntemlerle dayanıklılığının artırılabilmesi, kolayca işlenebilmesi ve bölgemizde bol bulunması nedeniyle tercih edilmiştir. Ancak ahşabın organik yapısından gelen bazı sakıncaları mevcuttur. Niteliklerinin homojen olmaması kullanım güvenliğini azaltır. Nem etkisiyle büyüyen oylumu, kuruma neticesi küçülür (ahşabın çalışması). Isıya fazla dayanıklı değildir. Mevsimsel ısı değişimlerinden etkilenir ve yangınlara dirençsizdir. Böcek, mantar ve bakterilerin etkisiyle çürür.
Bölgemizde ağaç bol olduğundan çağlar boyu kullanılagelmiş ve uygarlıkların ana malzemesi olmuştur. Bu nedenle taş malzemede sağlanan, Ege ve Akdeniz bölgelerindeki gibi kalıcı eserler bölgemizde nadirdir.
Ahşap yapılardan günümüze kadar ulaşan fazla eser yoktur. Çantı camiler eski ahşap yapıların ve dolayısıyla eski Türk ahşap işçiliğinin günümüze kadar ulaşabilen ender örneklerindendir. Halen kullanılmakta olan çantı camilerden bazıları Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu tarafından tescil edilmiştir. Kullanım dışı kaldığı halde koruma altında olduğunu öğrendiğimiz camilerden biri Tekkeköy Kargalı Camisi’dir.

Kargalı Ahşap Cami

Koruma altında olması, Kargalı Camisi’nin akıbeti hakkında bize bir fikir vermemektedir.
Çaybaşı ilçesinin Kargalı Mahallesi’nde yer alan bu cami ve mektebi, yapım tarihleri ve inşa biçimi olarak Çaybaşı Çayır Camisi’ne benzemektedir. Her iki cami ve mektepler ne zaman ve kim tarafından yaptırıldıkları kesin olarak bilinmemektedir. Çayır Camii şadırvanı üzerinde yer alan H. 1281 ve H. 1288 / M. 1864–65 ve M. 1871 tarihlerinden, her iki caminin de bu tarihlerde inşa edilmiş olabileceğini düşündürmektedir.
Canik’teki ahşap camilerin inşa tarihleri birbirine yakın olanların plan düzeni ve süslemeleri de birbirine benzemektedir.
Atatürk Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi, Sanat Tarihi Bölümü Doçenti Dr. Ahmet Ali Bayhan’ın tespitine göre; plan düzeni ve harimde kadınlar mahfilinde yer alan süslemeler dolayısıyla Kargalı Cami, XIX. yüzyılın ikinci yarısına tarihlendirilebilir. Yine aynı araştırmacımızın tespitinde, 1985 yılında harimin kuzey duvarı kaldırılarak kuzey revak, iç mekâna dâhil edildiği, 1905 yılında camide önemli bir tadilatın yapıldığı belirtilmektedir.
Kargalı ahşap cami, listemizdeki bazı camiler gibi tarihsel eser kaydına girmiştir. Ancak 6 yıldan bu yana terk edilmiş durumdadır. Hemen üst kısımda yer alan mektep ve mezarlık yanına yeni bir cami inşa edilmektedir. Halen yapımı süren bu yeni cami nedeniyle Kargılı ahşap Camii tümüyle terk edilmiştir. Eski ahşap caminin güzelliği ve ince ahşap işçiliğiyle rekabet edercesine, bir cami inşasına gidilmiştir. Yeni caminin abartılı süslemeleri, desenli parkeler ve çini işlemelerle on yıldan bu yana sürmektedir. Yüzlerce yılın birikimi, tarihi ahşap mimarisi ve işlemeleriyle yok edilmektedir. Harim kapısının hala ayakta duran söveleri üzerinde sıralanan gülbezekler, eski Türk ahşap işlemeciliğinin günümüze ulaşmayı başarabilen en güzel örnekleridir. Kabartmalı yapraklarla stilize edilmiş bir gülü andıran sekiz yapraklı gülbezekler (gülce) kadın mahfilini boydan boya donatmaktadır.
Kullanım dışı kalan Kargalı Ahşap Cami, diğer çantı camilerden daha hızlı bir biçimde yok olma sürecine girmiştir. Sayıları her geçen gün iyice azalan tarihsel mirasımızın bu önemli parçası, Laleli ve Yeni Cuma Camisi gibi Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu tarafından tescil edilmiştir ancak; koruma altına alınmış olmaları, korundukları anlamına gelmemektedir.
Ünye şehir merkezinde ise, bilinen en eski cami 1610 yapımı Büyük Cami’dir. Orijinalinin ahşap olduğunu tahmin ettiğimiz ve yarı – kargir olarak hatırladığımız bu cami, 1987'de yıkılarak yerine bugünkü Büyük Cami inşa edilmiştir. Bu cami dışında çok eski tarihlerde Ünye kent merkezinde başka ahşap camilerin olduğu muhakkaktır. Bugün hiçbiri varlığını muhafaza edememiştir. Elimizdeki tarihi ahşap camiler yörede yaşayanların görgüsüne, kültürüne ve vicdanına terk edilmiş vaziyettedir. Her biri Kargalı ve Yeniköy ahşap camileri gibi, cami bahçesine dikilen yeni beton yapılara yerlerini bırakmaktadır.
Koruma altına alınmayanlar çantı camiler, Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu tarafından tespit edilmeli, koruma altına alınmalı ve korumak için gereken işlemler acilen yapılmalıdır.


Kaynaklar:

Prof. Dr. Necati Demir, Ordu Yöresi Tarihinin Kaynakları IX. TTK Yay. 2006
Doç. Dr. Ahmet Ali BAYHAN Uluslararası Sosyal Araştırmalar Dergisi, C. 2/7, 2009
Danişmendname (Haz.: Necati Demir), Niksar, 1999.
İslam Ansiklopedisi
Oktay Aslanapa, Türk Sanatı II, Başbakanlık Kültür Müs. K. Yay, 1973
Prof. Dr. Peter Ian Kuniholm, Dendrokronoloji, Cornell Üniversitesi Yay. (ABD)
Yaşar Yücel, Anadolu Beylikleri Hakkında Araştırmalar, Ankara, 1991.
Prof. Dr. Mehmet Özsait, Ark. Verilerin Işığı Altında Ünye, 25. Araştırma Sonuçları Toplantısı, c.2, Kocaeli 2007


Bu Haber 6518 Kişi Tarafından Okundu.
YORUMLAR
Başlık : en önemli konu Tarih : 6 Mart 2010 / Pazar Üye Adı :Y.Ziya Başbay
Teşekkürler efendim. Hem verdiğiniz bilgilere, hem de uyarılarınıza. Vakıflar Genel Müdürlüğü son yıllarda inanılmaz restore faaliyetleri gerçekleştiriyor. Umarım burada bahsi geçen yadigar-ı ecdad da bu restore faaliyetinden istifade edebilir. Dileyelim de, konuyu ilgililerin dikkatine sunabilecek insaf sahibi yetkililer yazınızı okusun. Kör kazma zihniyeti ile el ele veren boton dökücü güruh, elde kalan birkaç küçük güzelliği de yok etmesin.
ÖNCEKİ ARAŞTIRMA YAZILARI