Deprecated: Function eregi() is deprecated in /home/unyekent.com/httpdocs/conn/level.php on line 31
ÜNYE Kent Gazetesi >>> KENTTE HABERİN MERKEZİ ll BİZDEN HABER VAR......
 
Bir Prens, Bir Mezar, Bir Şair,
1 Mart 2010 Pazartesi 14:56
ARAŞTIRMACI GAZETECİ YAŞAR KARADUMAN
Ermeni kızının mezarı başında ağıt yaktığı Ünyeli Şair

Köleoğlu Hüseyin Kaptan’ın yelkenlisi karanlık soğuk ve fırtınalı bir gecede Çerkezya’nın sahil şehri Soçi’den aldığı önemli bir yolcusu ile Karadeniz’in hırçın dalgaları arasında Ünye’ye doğru yol alıyordu.
Rusların sürgüne gönderdiği Çerkez boylarından bir prens, meclisi ve üç yüz adamı Hüseyin Kaptana teslim edilmişlerdi.
Bir sabaha karşı Ünye’ye çıktılar. Halk deniz kenarında yaktığı ateşlerle onları bekliyordu..Hüseyin Kaptan’a müjdeli bir haber getirdiler o yolda iken bir erkek çocuğu dünyaya gelmişti, adını Veysel Koydular.. Veysel’de ileride babası gibi kaptan olacaktı.
Gelenler mülteci komisyonu tarafından girişleri yapılarak Terme’de kendilerine verilen köylere yerleştirildiler.
Onüç yaşındaki Prensin babası annesi ve kardeşleri ile Soçi limanında ayrılışları yürekleri parçalamıştı.. Babası konseye sıkı sıkıya bu çocuğun Osmanlı topraklarında iyi bir eğitim almasının sağlanmasını tembihlemişti. Yanında üç yüz kişi ve on üç kişilik konseyle on iki yaşında Osmanlı topraklarında Ünye’ye çıkan Prens Terme’ye yerleştirildi. Bugün Terme’deki Çerkez köyü olan Ahmet Bey Köyü böylece oluşmuştur..
Prensi babasının isteği üzere Türkçe öğrenmesi ve eğitimi için Ünye’de ki medreseye verdiler. Prens burada hocasının evinde kaldı, Ahmet adını aldı., Onsekiz yaşına geldiği zaman halkını kendi yönetme hakkını da kazanan Prens evinde kaldığı hocasının kızı ile evlendi. Evlendikten sonra tekrar Terme’deki halkının ve çiftliklerinin başına döndü..

1864 yılında on iki yaşında iken topraklarından halkından annesi ve babasından ayrılarak Ünye’ye gelen prens Ahmet Bey bir daha geri dönemedi, doğduğu toprakları bir daha göremedi ve hiçbir haber alamadı..
Aradan yüz yirmi dört yıl sonra prensin torunu benimle yaptığı bir konuşma esnasında “Hacı Baba doğduğu topraklara hasret gitti” demiştir..
Prens Ahmet beyin bir erkek bir kız çocuğu oldu.
1890 yılında doğan tek oğluna Ziya Behlül adını verdiler. Ziya Behlül İptiadi’yi (İlkokulu) Ünye’de bitirdikten sonra İstanbul’da Mektebi Sultani’ye verildi. (Galatasaray Lisesi) Burayı bitirdikten sonra Darülfünun’a (İstanbul Üniversitesi) edebiyat fakültesine gitti. Reşat Nuri Güntekin ve Refik Halit Karay’la aynı sınıfta idiler. Tespit edemediğimiz bir nedenle okulda iken gönüllü olarak Ünye’den 1912 yılında Balkan Harbine gitti.
Prens Ahmet bu arada Ünye’nin havası Terme’den güzel ve deniz kenarı olduğu için Ünye’de bir İtalyan mimara bugün halen duran üç katlı bir taş ev yaptırmış ve Ünye’ye taşınmıştır.. (Bu binanın bir katı depremde yıkılmıştır şimdi iki katlıdır.)
Ziya Behlül Edirne’de Balkanların sert havasına dayanamayarak hastalanır hava değişimine Ünye’ye gelir. Zatürre hastalığına yakalanmıştır
Hassas ve narin bir yapıya sahip olan Ziya Behlül Ünye’de ilaçlarını aldığı Ermeni eczacının kızı ve mahallede evleri karşı karşıya olan Mari’ye aşık olur. Bu sevgi onu daha takatsiz bırakır. Mari çok güzel bir kızdır ve ud çalmaktadır, evleri de karşı karşıyadır. Ünye’nin gözden ırak bir köşesinde zaman zaman buluşurlar. Vefat ettiğinde, Prens Ahmet Bey tek evladının sevgilisi ile buluştuğu bu yeri satın alarak onu buraya defnecektir.
Şair Ziya Behlül’ün hasta vücudu bu sevgiyi daha fazla taşıyamaz ve 1914 yılının bir sonbahar akşamı vefat eder ve sevgilisi ile el ele oturdukları, güneşin buradan görünen muhteşem batışını seyrettikleri Aynikola sırtlarındaki Türbe Mezarlığının ucundaki yere gömülür. Mezarı halen aynı yerdedir.
Ermeni kızı Mari çok sevdiği Ziya Behlülün mezarı başında bazı akşamlar gelerek elinde udla Ermenice ve Türkçe ağıtlar yakar. 1914 yılında tehcirde ailesi ile beraber Ünye’den İstanbul’a ve oradan da Paris’e gider, evlenir bir oğlu bir kızı olur.
Mari kırk yıl sonra Türkiye’ye gelecek ve Trabzon’a geçerken Ünye’de durarak sevdiği adamın mezarını ziyaret edecektir. Yıl tahminen 1955 dir. Bu gelişten bir kişinin haberi olur, o yıllarda belediye başkanı olan şairin ablasının oğlu gelen misafiri karşılar onu Ünye’de ağırlar ve yolcu eder.
Paris’in arka sokaklarından birinde 1985 yılında seksen yaşlarında vefat eden bir Ermeni bayanın odasının duvarında bir fotoğraf bulurlar. Altında Arap harfleri ile bir yazı vardır. Okuturlar ”Ahmetbeyzade Ziya Behlül Efendi” yazar. Eşyaları arasında otuzlu yıllarda Nebahat adlı biri tarafından Ünye’den gönderilmiş kartpostallara rastlarlar. Ünye neresi diye merak edip haritadan bakarlar. Torununa sorarlar.. Torunu olayı anlatır “Babaannem bana hep anlatırdı, bir gün muhakkak Türkiye’ye oradan Ünye’ye git evimize bak ve orada şairin mezarını da ziyaret et” derdi.
Mari’nin evi olan eski konak ve şairin babasının konağı yıkılmıştır bugün yerinde apartmanlar vardır.
Servet-i Fünun şairimiz Ziya Behlül Bey’i saygıyla anıyoruz. İkisin de ruhu şad olsun…



Bu Haber 4144 Kişi Tarafından Okundu.
YORUMLAR
Başlık : TEŞEKKÜRLER, KALEMİNİZE, EMEĞİNİZE SAĞLIK. Tarih : 18 Mayıs 2010 / Pazar Üye Adı :Mustafa Demirbaş
Sayın Yaşar KARADUMAN'ın yazılarını beğenerek takip ediyorum. Emeğinize, kaleminize ve yüreğinize sağlık.Özellikle araştırma çalışmaları, günümüzle ilgili eleştirel yaklaşımları mutlaka dikkate alınması gerekir diye düşünüyorum.Bu arada bir özeleştiri yapmak istiyorum. Maalesef, bu çalışmalar layıkıyla değer bulmuyor, Bir yazar için en önemli husus, anlaşılmak ve takdir edilmek,. Yazıların içeriğine, zor ulaşılmasına rağmen tamamen karşılıksız olarak okuyucularla paylaşılmasına rağmen okunma sayısı maalesef istenilen seviyelerde değil, Hele böyle güçl bir kalemin olması gereken okunma sayısına göre hiç yeterli değil. Umarım, fazla zaman geçmeden bu yazıların değeri anlaşılır, dikkate alınır. Facebook sayfalarında, hiç alakasız bilgileri, konular paylaşılıyor, tamam.ama birazda böyle değerli yazılaraönem verelim,arkadaşlarımıza tavsiye edelim, okunmasını, anlaşılmasını, tartışılmasını sağlayalım. Yarınların daha güzel olması dileklerimle selam ve saygılar. Mustafa DEMİRBAŞ www.bolaman.tr.gg
ÖNCEKİ ARAŞTIRMA YAZILARI