Deprecated: Function eregi() is deprecated in /home/unyekent.com/httpdocs/conn/level.php on line 31
ÜNYE Kent Gazetesi >>> KENTTE HABERİN MERKEZİ ll BİZDEN HABER VAR......
 
ALLAH İLE ALDATMAK NE DEMEKTİR?
10 Haziran 2010 Perşembe 09:31
Mustafa Bilgiç
Aldatmak, göründüğünden farklı olmak, farklı bir intiba doğurarak muhatabını yanıltmak ve bu yolla duyguları istismar etmek, sömürmek ve bundan menfaat temin etmektir.
Aldatmak fiilini insan nasıl yapar? Yalan söyleyerek, ikiyüzlü davranarak ve samimiyetsiz bir şekilde… Peygamber efendimizin (sav) “ Bizi aldatan bizden değildir” diyerek aldatmanın her türlüsüne karşı çıkmıştır.İster ticari olsun ister beşeri ilişkilerde olsun bütün ilişkilerde aldatmak haramdır.
Aldatmak; aldatan kişi açısından bir kişilik bozukluğudur. Topluma, güvensizlik gibi atom bombasından daha zararlı bir virüsü ekmektir. Güvensiz insan; güvensiz toplum, güvensiz toplum; güvensiz dünya oluşturur. Aldatmanın en çirkini, en tehlikelisi ise Allah ile aldatmaktır.
Ecdadımız dua ederken hep “Bel’amların şerrinden muhafaza eyle Ya Rabbi” diye dua ederdi. Bel’am kim? diyeceksiniz : Allah ile aldatmanın başta gidenidir. Kur’anda “Bel’am”; saray mollası, zalimlerin savunuculuğunu yapan, gücü elinde bulunanlara yalakalık yapan, yaltaklanan, kötü din adamı karakterini temsil eder. Bunlar gücü elinde bulunanlara yaranmak için halkı, gücü elinde bulunanlara itaate çağırır. Bunlar meşruiyetlerini dinden alırlar. Nasıl mı yaparlar ? “ Ulu’l Emr” ayetini yanlış yorumlayarak…
İşte bu kötü tavır Allah ile aldatmak değil de nedir?
Halbuki din alimlerinin en önemli işi Peygamberlerin davasında olduğu gibi insanlık davasıdır. Din alimi, münevverdir. Çevresini aydınlatır, nurlandırır. O, dünü, bugünü, yarını bilen insandır. Toplumun vicdanıdır. O, hakikatte hiçbir merkezden emir almaz, kimsenin memuru değildir. O, kendisini insanlara hizmete adamıştır. İnsanların zihinlerinde ruhlarında dünlerinde bugünlerinde ve yarınlarında olduğu gibi zihinlerde gönüllerde kabul görmek ister. Alim (münevver); insanların zihin ve ruhlarında “farkındalık” meydana getirerek varoluş gayesini hizmet etmek için insanların ışığı bulmasına yardımcı olur. Karanlıkta olup, karanlığı ışık zannedenleri bile uyararak hayatlarında “farkındalık” getirendir. Bütün bunları yaparken karşılığında hiçbir ücret menfaat beklemez. Bütün bunları şu iki gerçeğe hesap vermek için yapar:
Birincisi: Allah’a hesap verme, ikincisi de özgür vicdanına hesap vermedir. Fakat Allah ile aldatanların hiçbir şekilde bu iki gerçeğe saygıları olmadığı gibi kendilerine saygıları yoktur. Dolayısıyla bu tip insanlar yalanın, menfaatin her tür istismarın ikiz kardeşidirler. Eğer bir toplumda Allah ile aldatma çok olursa en büyük zararı İslam görecektir. Bu İslamı, İslamla yok etme taktiğidir. Şeytanın eline kılıç vermedir. Canab-ı Hak Kur’an-ı Kerimde Al-i İmran Suresi 104, ayet-i kerimede “Sizden öyle toplum çıksın ki iyiliği emredip, kötülükten nehyetsin.”buyurmaktadır. Burada Cenab-ı Hak insanlık dibe vurduğunda her açıdan çürüme yüz gösterdiğinde insanlığa bu gerçekleri haykıracak cesur, münevver, aydın bir sınıfa ihtiyaç var ki bu gerçeğin altı çizilmiştir. Eğer bugün dünyada insanların bedeni, zihni ve ruhu boğazlanırken muhalif yazar, edebiyatçı, ilahiyatçı, sanatçı vb. çıkmıyor; fildişi kulesinde düşüncenin asaletine sığınıyorsa toplumun ma’şeri vicdanına sözcülük yapmıyorsa insanlık bedenen canlı ruhen ve zihnen ölmüş demektir.

Peygamberimizin mirasçıları olan münevver aydınlar, topluma yaşamak için yaşamayı değil, doğru dürüst ilkeli yaşamayı öğretir. Bu konuda, kınayan insanların kınamasından asla çekinmezler. Çünkü onların başta yaratıcıya, vicdanına ve ma’şeri vicdana vereceği hesabı düşünürler. İşlerini sevgi ile değil aşkla yaparlar. Çünkü aşkta adamak vardır. Yani kendini toplumun huzuru ve yüksek ahlakı faziletlerin tesisi için adamışlardır. Dışarıdan bakıldığında bu tip insanların biraz narsist yani kendini beğenmiş gibi görünmesi sizi yanıltmasın. Bunların narsistliği sadizme dönüşen bir narsizm değildir. Kendi düşüncelerine sadakatle bağlı kalmalarından kaynaklanır. Nasıl unuturuz! Peygamber Efendimize “İslam davasından yani insanlık davasından vazgeç; sana ne istersen verelim” diyen müşriklere ne diyor? “Bir elime Ayı diğer elime Güneşi verseler vallahi bu davamdan vazgeçmem” diyor. Bu dava Allah’ı tekelindedir diyor. Yani ben sadece taşıcıyım, kalemim diyor. İşte bu, “adamanın” en güzel örneğidir.”

Eğer insanlık; Allah ile aldatma günahından vazgeçmez ise her şeyi ama her şeyi istismar etmeye, geçmişten bu yana bize gelen bu değerlerin içini boşaltmaya devam edecektir. Bu günahı insanlık bırakmaz ise kendisine yabancılaşan İnsan geçmişinden çevresindeki olup biten her şeyden kopup gidecektir. İşin en kötüsü insan insanın kurdu olacaktır. Çünkü varlık aleminin en kutsalı olan yaratıcıya hürmet etmesi gerekirken ihanet etmiştir. Bunu faturasını çekecektir. Burada en temel soru şudur?

Allah ile aldatma her türlü istismar, yozlaşma nasıl bir zemin içerisinde doğar. Maddeler halinde söylemek gerekirse;

1- Toplumun aydınları, din görevlisi, vaizi, müftüsü, öğretmeni, aydını, gazetecisi, yazarı vs. bildiği ile amel etmezse,
2- Güç ve iktidar (dünya) hırsı gözünü kör etmişs,
3- Heva ve hevesleri ilah edinmişse,
4- Fazilete, erdeme değil servet, makam, mevkii ve şöhrete değer veriyorsa,

Bu dört özellik toplumun önündeki insanları saptırıyorsa, vurgun yemiş balık gibi olan insanlar, bu tip insanlara uyarlar. Dolayısıyla bu dört özelliği taşıyan sınıf hem sapar, hem de saptırır. Çünkü; bunların hırsı aklının önüne geçmiştir. Bunların aklı sadece Allah ile aldatmak dışında işe yaramaz. Çünkü bunun karşılığında çıkar, menfaat, egemenlik vardır. Hal böyle olursa toplum bir sınıf toplum olur. Bir tarafta sömüren, diğer tarafta sömürülen, bir tarafta itaat edilen diğer tarafta itaat eden, bir tarafta nimetler içerisinde olan, diğer tarafta elindeki ile yetinen, bir tarafta yöneten, diğer tarafta yönetilen… zamanla herkesin rolü öylesine netleşir ki herkes kendi haline razı olur. Nesilden nesile bu yanlış ilişkiler bu minval üzere devam eder. Bir münevver çıka gelse “Ey İnsanlar! Niye kendi elinizle kendi dünyanızı zindana çeviriyorsunuz? İnsan insanın kurdu yerine insan insanın kardeşidir. Onu yalnız bırakmaz ona zulmetmez! Çatışmadan, rekabet etmeden, sömürmeden sömürülmeye, istismara razı olmadan her bir bireyin özgür, cesur ve erdemli olarak yaşamasına gelin!” dese acaba kaç insanda bir farkındalık getirebilir? Çünkü ışığı kaybettiğiniz zaman onu bulmak zordur.
Sözün özü: Yalandan, riyadan, güçten, servetten zihin ve ruhlarını beslemeyip doğrulardan, hikmetlerden, edebten, irfandan ve bütün bunların kaynağı vahiyden besleyip, ete kemiğe büründürerek sorumluluk ahlakı üzere yaşayanlar olumsuz şartlarda bile ışığı, nuru kaybetmeyecektir. Çünkü onlar var olduğu müddetçe her türlü “aldatma” yalnız kalacak, “ma’şeri vicdan” refleks gösterecek, iyilik zahiren kaybetse de hakikatte her zaman kazanacaktır. Vesselam.



Bu Haber 2639 Kişi Tarafından Okundu.
YORUMLAR
Bu Konuya Yorum Bulunmamaktadır. İlk Yorumu Yapan Siz Olun.
ÖNCEKİ ARAŞTIRMA YAZILARI