Deprecated: Function eregi() is deprecated in /home/unyekent.com/httpdocs/conn/level.php on line 31
ÜNYE Kent Gazetesi >>> KENTTE HABERİN MERKEZİ ll BİZDEN HABER VAR......
 
KAYIP ÜNYE HİKAYELERİ
2 2010 Pazartesi 11:53
Yaşar Karaduman
Ünye
Ve radyolu yıllar
Bugün unutulup giden eski bir hikayeyi ve eski bir dostu anlatacağım size. Bizim kuşağın anılarında kalmış "Radyo" ve "Radyolu Yıllar"ı, yetmişli yıllarda tahtını televizyona kaptırmış ve bir kuşağın yetişmesinde önemli rol oynamış masal kutusunu anlatacağım.
Yetmişli yıların başlarına, daha doğrusu televizyon yayınları başlayıncaya kadar hayatımızda hep o vardı. Biz sevgiyi, müziği, tiyatroyu, şiiri onunla sevdik ile sevdik, bayramları, acıları, sevinçleri, futbolu, ihtilalleri hep onun boğuk bazen cızırtılı bazen parazitli bazen hep kesilen sesi ile birlikte yaşadık, çocukluk ve gençlik yıllarımızın masal kutusu idi radyo.
Radyonun bir saygınlığı vardı, radyodan duyulan bir şeyin doğruluğu şüphe götürmezdi, herkes saatini ajans zamanı radyonun gong sesiyle ayarlardı, bir şeyin doğruluğunu vurgulamak için radyodan dinledim demek yeterli idi. Halkın kültür düzeyini yükseltmek için genç cumhuriyet radyodan yararlanmıştır, edebiyatımızın bir çok eseri radyoya uygulanmış ve ülkenin en ücra köşelerine kadar ulaştırılmış, klasik eserler çocuk oyunları haline getirilerek çocuklara tanıtılmıştır. Radyo programları içinde çocukların ve benim de çocukken çok sevdiğim "Çocuk Saati" bizim kuşağın en tatlı anılarından biridir.
Radyo her yaşta ve her kültür düzeyinde insana hitap etmiş ve başarılı olmuştur., halkın eğlence, müzik ve haber ihtiyacına cevap veren bir okul olmuştur.
Evin başköşesinde üzeri dantel bir örtü ile örtülü o radyoların bir ruhu vardı, bir görüntü güzelliği bir estetiği vardı, kasaları ahşaptandı, önü örgülü bir kumaşla kaplıydı sol köşede yukarda bir göz lambası, içinde lambalarım ısındığını gösterirdi, önce lambaların ısınması lazımdı, radyonun içindeki lamba sayısı ne kadar çok olursa ses kalitesi o derece yükselirdi, netleşirdi.
Ünye'den fazla bir istasyon dinlenemezdi, gündüz uzun dalga Ankara Radyosu ve hava karardıktan sonra orta dalgadan İstanbul Radyosu alınabilir o da bir gider bir gelirdi, bir de kısa dalga Ankara Radyosu vardı fakat dinlemek biraz zordu, kısa dalga için bakır tellerden yüksek bir yerde uzunca bir anten gerekliydi, kısa dalgada, Sovvetler Birliğinden yayın yapan bir de meşhur "Bizim Radyo" vardı. "Bizim Radyo" devamlı Türkçe Türkiye'ye yönelik yayın yapardı, hangi dalgayı kurcalarsanız kurcalayın karşınıza muhakkak bir Arapça kanal çıkardı, istasyonları kuvvetli ve çoktu, radyoda arabın yalellisinden geçilmiyordu.
Üzerinde istasyonların tazılı olduğu arkasında ışık yanan cam bir panel vardı önde. Ankara, Athen, İstanbul, Damaskus, Kaıro Hilversum, Sofia, Prag, London, BBC, Alepo diye istasyonlar ve bir istasyon çubuğu vardı. Buraların nereleri olduğunu bilmez merak ederdim. Damaskus'un Şam olduğunu, Kaıro'nun Kahire, Alepo'nun Halep olduğunu yıllar sonra öğrendim.
En değerli radyo ise gül ağacından yapılan ahşap kasalardı , sonraları plastik bulununca ahşap kasaların yerine bagalit kasalar aldı, markalar gelince AGA, PHILIPS, MERCONİ; MİNERVA idi, Türkler Türkçe olmamasına rağmen en çok AGA markasını sevmişlerdir.
Elektrik olmayan yerlerde radyo batarya dedikleri radyo kadar büyük bir pille çalışırdı, atmışlı yıllarda kısa bir müddet kaldığım Tekkiraz'da Recep'in kahvesinde böyle bir radyo vardı, batarya bitmesin diye yalnız ajans saatlerinde açılırdı.
Atmışlı yılların ortalarına doğru transistoru buldular. Radyo artık evden çıkmıştı elde her yere taşınabiliyordu. Almanya'ya çalışmaya giden işçilerimiz izin gelişlerinde, başlarında, yan tarafına bir kaz tüyü takılmış Bayern tipi fotel (fotr) şapkaları ve ellerinde antenleri yükseltilmiş transistörlü radyoları ile Ünye sokaklarında boy gösterdiler, üzerinde evdekilerde olduğu gibi yine bir örtü yan tarafında da bir nazar boncuğu vardı, bahçeye tarlaya taşındı radyo, çift sürerken ağacın dalına, boyunduruğun sapına, öküzün boynuzuna bile astılar.
Yetmişli yıllara gelindiğinde yavaş yavaş Türkiye bu emektar masal kutusunu, unutuyordu, zaten oda yorulmuştu, bir değişim geçirmesi gerekiyordu bizi yıllar yılı dünyaya bağlamış, omunla birlikte büyümüştük. Ajans Saati - Arkası Yarın - Radyo Tiyatrosu - Yurttan Sesler - Hafif Batı Müziği - Türkçe Sözlü Hafif Müzik - Türküler Geçidi - Çocuk Saati programları ile bizimle birlikte gelmişti. Bu programlarım içerikleri her kesimin anlayabileceği gibi eğitici ve bilgilendirici bir şekilde düzenlenir, herkese hitap edebilme özelliği taşırdı.
"Arkası Yarın" unutulmaz bir radyo klasiği idi. Dönemin gözde tiyatro oyunları yer alır, dünya klasikleri ve ünlü yazarların eserleri senaryolaştırılarak ünlü tiyatro oyuncuları tarafından seslendirilirdi. Perşembe akşamları yine bir radyo klasiği olan "Radyo Tiyatrosu "vardı, bu iki programın en vefalı dinleticileri genç kızlardı, yayın saatlerini ilgi ile takip eder kaçırmazlardı, hele oyunlar acıklı bir romandan uyarlanmışsa, ağlayanlar bile olurdu.
Klasik Türk Musikisi korosunu ve Yurttan Sesleri genelde orta yaşlılar dinlerlerdi, Caz Saati, hafif müzik gibi programlar geldiğinde radyo kapatılırdı.
Yıllar sonra radyo, yüz istasyon olarak evlerimize geri döndü, bir zamanlar Ankara Radyosu'nun bile zar zor dinlenebildiği Ünye'de bile iki tane radyo istasyonu yirmidört saat yayın yapmaktadır, fakat o gelen bizim eski radyomuz değildi, bizim radyomuzun ruhu ve sıcaklığı yoktu.
Çocukluk ve gençlik yıllarımın masal kutusu eski radyomu çok özlüyorum, sabahları, Arkası Yarını, Perşembe akşamları Radyo Tiyatrosunu, Orhan Boran ve Yuki'sini özlüyorum. Türküler Geçidini, Şarkılardan bir Demeti, akşam saat beşteki İncesazdan fasıl heyetini özledim, yılbaşlarında Milli Piyango çekilişini, bayram özel programını, klarnet sesini özledim, Pazar günleri sabah eğlence programını öğleden sonra maç yayınlarını özledim,
Radyolu çocukluk ve gençlik yıllarımı o yıllarda Karadeniz'in kıyısındaki nazlı kasabamı, biblo gibi evlerini, otantik tek katlı taş binaları, esnafını, çapulacısı, bakırcısını, çömlekçisi, okul arkadaşlarımı, okulumu hocalarımı özledim, rüzgarların bile çiçek koktuğu çiçekler içindeki Ünye'yi özledim.


Bu Haber 3240 Kişi Tarafından Okundu.
YORUMLAR
Bu Konuya Yorum Bulunmamaktadır. İlk Yorumu Yapan Siz Olun.
ÖNCEKİ ARAŞTIRMA YAZILARI