Deprecated: Function eregi() is deprecated in /home/unyekent.com/httpdocs/conn/level.php on line 31
ÜNYE Kent Gazetesi >>> KENTTE HABERİN MERKEZİ ll BİZDEN HABER VAR......
 
Muskacı Durmuş Emmi (1)
9 2010 Pazartesi 11:02
Araştırmacı Yazar Yaşar Karaduman
Durmuş Emmi’ muska yazar, kurşun döker, okur üfler, cinleri ile geçmişten haber verir herkesin derdine en uygun çareyi bulmaya çalışırdı.
Yazdığı muskaların, yaşları geçmiş, evde kalmış kızlara, ağlayan çocuklara, kavgalı karı kocaya, evlenmekte geç kalmış kart erkeklere iyi geldiğine inanılırdı.



Evimizin üst tarafının mezarlık olması, her ölü gömülmesinden sonra mahalledeki köpeklerin havlamaları ve ulumaları ile yeni gömülmüş ölülerin mezarlarından kalkacağı inancı, o yıllarda sıkça anlatılan hortlak hikayeleri, teneşirde yıkanırken dirilen ölü hikayeleri,cin ve muska hikayeleri, yılan ve cin hikayesi, karşımızdaki evde gece kişneyen at hikayeleri ile oturduğumuz sokak sanki bir kabus şatosu gibiydi..
Mahallemizin mezarlığa yakın olması bir sürü korkunç hikayelerin ortaya çıkmasına neden oluyordu. Mezarlığa ölü gömüldüğü günler mahallede bazı normal olmayan olaylar meydana gelirdi. O gece şehrin bütün köpekleri yeni mezarın başında toplanır sabaha kadar ulurlardı. Mahalleli bunu çakalların cesedi mezardan alıp parçalamamaları için köpeklerin mezarı bekledikleri şeklinde yorumlardı.

Durmuş Emmi’nin kapısında ağlayan ölüler
Yine mahalleli dünyada iken çok günah işleyen ölülerin sabaha karşı kanlı kefenleri ile mezarlarından kalkıp bizim evin önünden geçerek Durmuş Emmi’nin kapısında inleyerek kendilerini kabir azabından kurtarmaları için yalvardıklarına inanır ve sabah namazı için camiye gidenler Durmuş Emmi’nin kapısında kefenli ölülerin ağladıklarını gördüklerini anlatırlardı.
İşte bu hikayeye konu olan Durmuş Emmi ufak yapılı, çenesinde hafif sakalı olan, çabuk konuşan biriydi. Ortayılmazlar mahallesinin üst tarafında Türbe mahallesinde Karılar Pazarı'nın biraz ilerisinde bahçe içinde yıkılmaya yüz tutmuş, penceresinde teneke kutular içinde çiçekler olan ahşap bir evde otururdu.
İsmini çok duymama rağmen kendisi ilgimi çekmemişti ta ki karısı öldüğü güne kadar. O gün yine mahalleden dumanlar yükselip bahçedeki kara kazanda ölüyü yıkamak için su ısınmaya başlayınca birinin öldüğünü anladım. Durmuş Emmi’nin karısı dediler. Biraz sonra biri biraz aşağıdaki Ali Osman Ağa camisinden bir teneşir sırtlanıp getirdi, bahçede ağaçların altına koyup etrafına görülmesin diye çarşaf gererek yıkadılar ölüyü.
O yıllarda camilerde ölü yıkama yeri (gasilhane) yoktu, yazın ölenler bahçede etrafa çarşaf gerilip kapatılarak, kışın da ev altlarında yıkanırdı. Mahallenin meraklı çocukları da çarşaf aralığından bu ölü yıkama işin seyrederdi.

Cinlerin başına işemişim..
Biz de Durmuş Emmi’nin karısının yıkanmasını çarşafların arasından seyrettik. İskelet gibi bir kadındı yıkandıktan sonra kefenleyip biraz ilerideki Türbe mezarlığına gömdüler. Ben o gece kabuslar içinde bağırdım durdum.. Durmuş Emmi’nin karısı, teneşirde neden bana baktın diye bembeyaz iskelet gibi boğazıma sarıldı çığlık çığlığa uyanmışım.. Ertesi günü annem beni mezarlıkta çarpılmış diye Araf Hafız’a götürdü. Arap Hafız elli yaşlarında gerçekten arap kara kuru bir kadındı. Nefesi kuvvetli derdi annem.
“Hafız Ana” dedi annem, “bu oğlan çarpıldı galiba, bütün gece kabus gördü, bağırdı durdu”
“Nereye işedin lan yine “ dedi Arap Hafız. Beni önüne oturttu bir takım dualar okuduktan sonra yüzüme gözüme tükürdü. “Bir daha karanlıkta sokağa işeme, cinlerin başına işemişin” dedi

Durmuş Emmi her derda devaydı
Benim bildiğim zamanlarda dört çocuğu vardı Durmuş Emmi’nin. Üç kızı bir oğlu. Oğlu sümüklü Ahmet benimle yaşıttı ağzını sulandırarak konuşurdu yedi sekiz yaşlarında idik. Kızlardan Meryem benden bir üç yaş büyüktü, yanakları elma gibi kırmızı bir kızdı. Gülsüm daha çok babasına benzerdi, ufak tefek solgun bir kızdı o da bir yaş büyüktü benden.
İnek beslerlerdi, tavuk beslerlerdi, bahçelerinde çeşitli meyve ağaçları vardı mahalleye süt, yoğurt ve yumurta satarlardı. Kış yaklaşınca Durmuş yukarılarda bir yerlerden sırtında odun, çalı çırpı taşırdı eve ısınmak için.
Durmuş Emmi’nin bu hikayeye konu olan bir özelliği vardı. Durmuş Emmi’nin mahalledeki adı, Muskacı Durmuş’tu. Cin, muska, büyü, kurşun dökme, gibi işlerle uğraşır ve öyle tanınırdı. Ağlayan çocuklardan, yemek yemeyen bebeklerden, kabız olan yaşlılardan tutun da nazar değen, başı ağrıyan, işi ters giden veya gündelik hayatta benzer olumsuzluklarla karşılaşan herkes Durmuş Emmi’ye koşardı.
Durmuş Emmi’de herkese derdine göre en uygun çareyi bulmaya çalışırdı, muska yazar, kurşun döker, okur üfler, cinleri ile geçmişten haber verirdi. Bazı dertlere çare bulduğuna, yaramaz çocuklara, gece altını ıslatan çocuklara yazdığı muskaların iyi geldiğine inanılırdı.
Ben yaramazlıkta mahallenin sayılı çocuklarındandım. Annem, okuma üfleme ve muska yazma işlerine çok meraklıydı. Hemen Durmuş Emmi’ye koşar, uslanmam için muska yazdırır, ya ceketimin bir tarafına diker ya da yastığımın içine sokardı, ben bunların yerini zamanla öğrenmiştim bulup çıkarır atardım. Yeni bir yaramazlık icat edince annem hemen Durmuş'a koşar muska yaptırırdı. Bana da sıkı sıkıya tembih eder:
“Sakın bunları koparıp atma bunlar hamayludur, atarsan çarpılırsın” derdi.

Muskalar en çok otuzunu aşmış kızlara iyi gelirdi
Durmuş Emmi her şeye iyi gelecek bir muska yapmanın tekniğini o yıllarda daha bulamamıştı her muska her şeye iyi gelmiyordu. Pantolonumun kemeri, ceketimin eteği muska doluydu. Ayrıca Durmuş Emmi bu hizmeti mahallenin büyük ve küçük her sakinine verdiği gibi komşu mahallelerden, köylerden kasabalardan da ziyaretcileri vardı. Daha doğrusu Durmuş Emmi mahallemizin kurtarıcısıydı. Tavuğu yumurtlamayanlar ineği sütten kesilenlere gece çok havlayan köpekler, karsıyla kavga edenler, evda kalmış kart kızlar ile evlenmemiş veya boşanmış kart erkeklere, iş bulamayanlar herkes Durmuş Emmi’ye koşardı. Durmuş Emmi’de tüm bunlara çare bulmaya çalışırdı.
Durmuş Emmiyi bir gece ayaklarından ağaca astılar
Durmuş Emmi’nin bütün bu işleri cinleri aracılığı ile yapardı. Bu yüzden mahalleli ona biraz temkinli bakar, fakat, var olduğu sanılan gücünü kötü amaçlı kullanmadığına inanırdı. Kimseye kırıcı ve kötü davranmaz, herkesin isteğini yerine getirmeye çalışırdı. Yaptığı muska ve benzeri şeylere bazen para da almazdı.
Ben Durmuş Emmi’den hoşlanmazdım, silik göstermeye çalıştığı kişiliğinin altında sinirli, sağlıksız ruh yapısına sahip bir insanın yattığı hissi uyandırmıştı bende., Mahallelinin ondan bir şikayeti olduğunu duymadım, eğer kötü amaçlı şeyler yani kara büyüye kullanırsa cinlerinin onu boğacağı söylenirdi.
Bir akşam vakti Durmuş Emmi’yi bir salın üzerine yatırılmış yarı baygın vaziyette getirdiler ve bacaklarından Karılar Pazarı’nda kuyunun başındaki dut ağacına baş aşağı astılar. İçine cin girmiş dediler, kuyudan kovalarla su çekip durmuşun kafasına döktüler ve sopalarla sırtına vurdular sırtına içindeki cini çıkarmak için, günlerce kendini bilmeden ağzından köpükler gelerek yattı Durmuş Emmi Kara büyü yaptığı, için cinleri Durmuş'u boğmuş dediler.

Not.Yukarıda anlatılan hikayenin geçmişte yaşamış veya halen hayatta olan herhangi biri ile benzerliği tamamen tesadüftür.

Gelecek hafta: Bahçedeki ağaçta asılı hayvan uzuvları


Bu Haber 3052 Kişi Tarafından Okundu.
YORUMLAR
Bu Konuya Yorum Bulunmamaktadır. İlk Yorumu Yapan Siz Olun.
ÖNCEKİ ARAŞTIRMA YAZILARI