Kaynaktan Çeşmelere Ünye’de Suyun Öyküsü
24 Aralık 2008 Çarşamba 16:42
“Köprüler yaptırdım gelip geçmeye Çeşmeler yaptırdım suyun içmeye.” Bölüm I Ünye Tarih Araştırma Grubu Ahmet Derya VARİLCİ - Ahmet KABAYEL

Suyun önemi ve Ünye’de Su Sorunu[1]


Bilimsel araştırmalar, yeryüzünde ilk canlı hücrenin suda oluştuğunu gösterir. Vücudumuzun %65’i sudur. Yani, Su hayattır (“Aqua est vita”). Uygarlıklar, su kaynakları üzerinde kurulur. Su, hijyen sağlar, ekosistemleri kontrol eder, tarım, endüstri ve enerji alanında kullanılır.


Yer kabuğunun ¾’ü su olmasına rağmen (okyanus ve denizler), tatlı su kaynakları karada bulunur. Suyun %96,5’u denizlerde, ancak %3,5’u karadadır. %3,5’luk karalardaki suyun büyük bir bölümünü, %1,74’lük kısmını buzullar, %1,66’sını yer altı suları, geri kalan %0,10 gibi küçük bir bölümünü akarsular, göller ve yağmur suları oluşturur. (Kaynak: Prof. Dr. N. Çepel ve C. Ergün; TEMA Bültenleri)


Ülkemiz ve özellikle Karadeniz, su bakımından şanslıdır. Ne var ki, mevcut kaynaklar yeterli verimlilikte kullanmadığımız için,  su zengini değiliz. Su zengini sayılabilmek için, kişi başına ortalama 8 ila 10,000 metreküp su düşmesi gerekir. Ülkemizde kişi başına ortalama 1,430 metreküp tatlı su düşmektedir. Bu oran, Asya genelinde 3,000; Avrupa’da 5,000 metreküptür.


Artan dünya nüfusu, daha fazla tatlı su gerektirirken; eldeki kaynaklar kirletilmekte, mevcut tatlı su miktarı giderek azalmaktadır. Tüketilen su kaynakları, gelecekte insanoğlunu bekleyen en önemli tehlikelerden biridir.


Su yasası çıkarılsın! Çıkarılsın ama hangi yoldan, nasıl bir Su Yasası?


Türkiye’yi gelecekte kuraklık bekliyor öngörüsü, çeşitli çevrelerde “Acilen Su Yasası çıkarılmalı!” anlayışını doğurmuştur. Birbirleriyle neredeyse taban tabana zıt görüşlerin savunulduğu bu arenada, başlıca üç görüş mevcuttur:


1-          İlk belirleme “çevreci” olarak bilinen TEMA ve benzeri kuruluşlara aittir. Korumacı bir anlayışla hareket eden, doğal kaynakların tasarruflu kullanılmasını ve kirletilmemesi gerektiğini savunan bu kuruluşların amacı, Su Çerçeve Yasası çıkarılarak su kullanımında kontrolün sağlanmasıdır.


2-          TÜSİAD’ın hazırladığı rapor ve “Sürdürülebilir Su Yönetimi” Konferansı, vatandaşa ucuz ve güvenilir suyu ulaştırmanın yolunun özelleştirmeden geçtiğini savlar.


3-          Kamuya ait suyun, yine kamu kuruluşlarınca halkın hizmetine sunulmalıdır diyen toplumcu anlayış.


 


Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan altı yıl sonra, 1929’da yaşanan şiddetli bir kuraklık sonucunda “Sular Umum Müdürlüğü” kurulmuştur. 1939’da “Su İşleri Reisliği” adını alan bu müdürlük, Nafia Vekaletine bağlandı. 1954’te Bayındırlık Bakanlığına bağlı bugünkü “Devlet Su İşleri” DSİ kuruldu. DSİ, taşkın, koruma, sulama, drenaj, toprak ıslahı, enerji üretimi, akarsu ıslahı, akarsu ulaşımı konularında gerekli etüd, proje, inşaat, işletme, bakım ve onarım işlerini yapar. Ayrıca yeraltı suyu etüt ve araştırmaları için kuyu açar veya açtırır, kuyuları devreder veya kiraya verir, yeraltı sularını korur ve tescilini yapar. Nüfusu 100 binden yukarı olan şehirlerde içme, kullanma ve endüstri suyu temini hakkında 1053 sayılı kanun ile baraj, isale hattı ve su tasfiye tesisi için gerekli etüd, proje ve inşaatları yürütür.


Su kaynağı denildiğinde; pınar, akarsu, çağlayan, yeraltı ve her türlü yerüstü su kaynakları anlaşılır. 500 lt/sn’ in üzerinde olan su kaynakları devletin hüküm ve tasarrufu altındadır. Bu miktarı aşan su kaynakları, sondaj yahut pınar da olsa izne, ruhsata tabidir.


DSİ’nin elinde toplanan bu yetki ve icraat, devlet bütçesinin önemli bir bölümüne karşılık gelir. Su sorununun güncelleşmesi sonucu, yeniden “su yasası” hazırlama talebi ortaya çıkar. İki yıldan bu yana sürekli öne sürülen ama hep sürüncemede kalan yasayla, suyun yönetimi nasıl bir hal alacaktır?


Su Yönetimi nedir, tarihsel gelişimi nasıl olmuştur?


İlk uygarlıkların büyük akarsulara yakın olması tesadüf değildir. Mezopotamya ve Nil vadisinde tarımsal gelişme, bu akarsuların kanallarla kontrol altına alınması sonucunda sağlanır. Üretimdeki gelişme, diğer toplumsal gelişmelerin de önünü açarak, tüze kavramını ve devletin ortaya çıkmasını sağlar. Kil tabletler üzerine yazılan hiyerogliflerin çoğu su kullanımı üzerinedir.


Su kullanımı bilinçsiz yapıldığı takdirde tuzlanma ve verimsizliğe yol açar.


Her akarsuyun bir beslenme alanı vardır. Bu alana akarsu havzası denir. Akarsu havzası, bölgede yaşayan insanların sosyal, kültürel, ekonomik yapıları yanında, bölgenin ekolojik yapısı açısından da önem taşır. Öyle ki, su yönetimi denildiğinde sistemin içindeki unsurları; insanı, iklimi, bitki örtüsü, hayvanları ve doğal ekosistemleriyle bir bütün olarak ele almayı gerektirir.


Ülkemizdeki hangi kurum ya da kuruluş, böyle bütünsel bir bakış açısıyla hareket etme yeteneğindedir, diğer kurumlarla bilgi ve sorumluluğu paylaşabilir ve hakkaniyetle hareket edebilir? Keyfiyetten uzak, şeffaf bir yönetimle akılcı bir planlama yapabilir?


“Su Yasası”, ülkemizde de gündemdedir. Tıpkı soluduğumuz hava gibi, tüm insanların ortak malı olan su, önemi artıp miktarı azaldıkça, ticari bir meta olmakta gecikmemiş, özel ellerde toplanmaya başlamıştır. Suyun ticarileşmesi sonucu; salgın hastalıklar, zehirlenmeler, bebek ölümleri ve sakat doğumlar yaygınlık kazanmıştır. İrili ufaklı, plansız programsız yapılan barajlar ekolojik dengeyi bozmuş, kültürel miras kabul edilen tarihi zenginlikler sular altında kalmıştır. Zeugma’dan sonra Hasankeyf’in de sular altında kalması kaçınılmazdır.


Tarihi kültürel mirasa verdiği zararın yanında, kamunun su ihtiyacına cevap vermekten çok ticari kaygıların ön plana geçtiği projeler çoğunluktadır. Karadeniz Bölgesinde ve Ünye’de projelendirilen veya faal durumda olan Ünye Çataltepe Suyu gibi işletmeler, kamunun kullanımına açık su kaynaklarının geleceğini etkilemektedir.  


Endüstri ve tarımda su kullanımın artışı, yer altı sularının hızla azalması, ırmakların kuruması ve nihayet akıl almaz ölçüde kirletilmesi nedeniyle su, uluslar arası bir sorun halini almıştır. Tatlı su kaynakları hızla tüketilmektedir. Öyle ki, “Geleceğin savaşları su için çıkacaktır.” Denilmektedir. (BM Genel Sekreteri Boutros Gali)


Hayatımızda bu denli önemli yer tutan suyun Ünye’deki durumuna gelirsek:


Ünye’de ilk insan yerleşkesi olarak tespit edilen Tozkoparan Mağaraları Ünye’nin iki büyük akarsuyundan biri olan Cevizdere Irmağı kıyısındadır. Diğeri Cüri Irmağı’dır. Halen Ünye şehir suyu şebekesi bu iki akarsudan yararlanır. Ünye içme suyu için önemli bir diğer kaynak, Asarkaya’dan gelen Acı Su’dur.[2]


Şehir şebekesi, Cüri Irmağı’ndaki 11, Cevizdere Irmağı’ndaki 10 kuyu, ve bu kuyulardan çekilen suyun Kiraztepe, Çamurlu ve Nuriye depolarında toplanması ile kente dağıtım yapan isale hattından oluşmaktadır. Toplam 21 kuyunun verimi, ortalama kuyu başına 15 Lt./Sn. dir. Ünye Belediyesi su işletmesi Müdürlüğünden aldığımız bilgiye göre, Ünye’de 29.742 adet su sayacı mevcuttur. Bunlardan 23.208’i konut, 1.669’u ticarethane, 4.585’i şantiye ve 201 adeti inşaat, 66 tanesi Resmi daire, 48 tanesi okullara aittir. 1.836 âdeti dijital su sayacı olan sayaçlardan toplam 25.000’i aktiftir. Bu sayaçlardan elde edilen aylık ortalama su sarfiyatı 200.000 metreküptür. Ünye nüfusu 73.000 kişidir. Şu haliyle Ünye’nin su imkânı, mevcut ihtiyaca cevap verebilecek düzeydedir. Zaten 17 yıl önce, şebekeye su sağlayan kuyuların, Irmak suyunun çekilip deniz suyunun istila etmesi sonucu tuzlanması dışında Ünye, yıllardan bu yana ciddi bir su sıkıntısı yaşamamıştır. Ama kaynak yetersizliği daima varlığını hissettirmiş, Ünye’de şebeke suyu çalışmalarının ardı arası kesilmemiştir.


Artan şehir nüfusu ve su kaynaklarındaki verimlilik azalması nedeniyle, yeniden yeni su kaynakları arayışı ve şehir suyu şebekesi projeleri gündemdedir.


Şehir suyu şebekesini besleyen Cevizdere kuyularının verimi neden düşüyor?


İlk akla gelen sebep, iddialara göre yörede Çimento Fabrikasının patlattığı dinamitler olabileceğidir.


Şöyle ki; Çimento’nun patlayıcı etkisiyle koparıp götürdüğü alçıtaşı blokları, hem tarihi Tozkoparan Mağaralarını tehdit ediyor, hem de patlayıcı etkisiyle Cevizdere yatağında açılan çatlaklardan ırmak suyu çekiliyor, şebeke kuyularındaki verimlilik giderek azalmaya başlıyor. Bu nedenle şimdiye dek çatlaklardan akan sular nedeniyle, 4 kuyu kapanmış ve yerine yenileri açılmıştır.


Tarihe, çevreye ve suya yaptığı zararı çeşitli basın yayın kuruluşlarında köşe yazılarında ve haberlerde çıkan uyarılara cevap vermeyerek görmezlikten gelen ÜÇS yetkilileri, şimdiye kadar yapılan uyarılara net bir cevap vermemiştir.[3]


Bu ve benzeri nedenlerle Ünye Belediyesi yeni su kaynaklarına yöneliyor, yeni bir projeye girişiliyor. Aynı ırmağın üst havzasında, Yeşilkent’te, 8 Metre yükseklikte bir bent yapılması düşünülüyor. 2009’da başlanması planlanan bu çalışma ile normal koşullarda Ünye’nin uzun yıllar su ihtiyacının karşılanabileceği ifade ediliyor.


Su sorunu karşısında başvurulan yöntemler ve sunulan benzeri çözüm önerileri ilk bakışta rasyonel gibi görünse de, beraberinde başka sorunları getirmektedir. Çevremizde ve ülkemizde sıklıkla başvurulan akarsu önüne bent veya baraj kurularak su toplama yöntemi, irili ufaklı barajların çoğalmasına, ekosistemlerde istenmeyen değişimlere yol açmıştır. Birçok akarsu, denize kavuşamadan kurumakta, üst havzalarda ise nemlilik oranları değişmekte, bitkisel ve hayvansal dağılım (flora ve fauna) felce uğramaktadır. Böylelikle bölgenin temel ürünleri verimsizleşmekte, yok olmayla karşı karşıya gelmektedir.


Rasyonel çözüm nedir?


Su temizlik maddesidir ama en çok kirletilenler arasındadır. 1litre atık su, 8 litre temiz suyu kirletmektedir. Kaynakların tüketilmesi kadar kirlenmesinin de önüne geçilmelisir. Bu nedenle:


1-          Suyun hızla kirletilmesinin önüne geçilmeli, atık su arıtma tesisleri, çöp arıtma tesisleri kurulmalıdır.


2-          Kanal, kanalet ve kanalizasyonların ıslahı, lağım suyu sızıntı ve kaçaklarının önlenmesi, atık su geri dönüşüm havuzlarının inşası gerekmektedir.


3-          Tarımsal ilaçlar ve sanayi atıklarının çevreye, özellikle de suya verdiği zarar engellenmelidir.


4-          Sudaki kayıp kaçak önlenerek, kaynak israfının önüne geçilmelidir. Yaşadığımız yağışlı iklimin avantajlarını kullanmalı, yağmur sularından yararlanmalıyız. Çiftçilikle birlikte giderek yaygınlaşan tarımsal sulamada “salma” değil, “damlatma” yöntemine başvurulmalıdır.


5-          Kullanılan suların geri dönüşümü sağlanmalı, tarımsal alanda ve sanayide atık su kullanımı teşvik edilmelidir.


6-          Eğitimde suyun önemi ve tasarruf biçimleri yer almalıdır.


7-          Kamunun kullanımı esas alınarak, suyu ticari bir meta olarak gören “Su Yasası” değil, suyu daha rasyonel kullanmaya yönelen “Su Çerçeve Yasası” çıkarılmalıdır.


 


 


Ünye Tarih Araştırma Grubu


Ahmet Derya VARİLCİ


Ahmet KABAYEL


 


 


 


Dip notlar:


[1]- İkinci bölüm, suya bağlı olarak Ünye’nin kuruluşu ve tarihi gelişimi, üçüncü ve son bölümde Ünye’nin çeşmeleri işlenecektir.


[2] Acı Su, üçüncü bölümde anlatılacaktır, ancak  6,5 lt/sn. olan eski debisinin bugünkü ortalaması, Çimento’nun kullandığı patlayıcılar nedeniyle 3,5 lt/sn. ye düşmüştür. Her geçen yıl, su verimliliği azalmaktadır.


[3]-  Çimento fabrikasının Ünye’ye kattığı ekonomik değerin bilincindeyiz. Ancak, Cevizdere Irmağının karşı kıyısını, Denizbükü sırtlarını koparıp alan Çimento, sadece çevreye zarar vermemiş, tam da bu yükseltinin ortasında bulunan arkaik bir mağarayı (kaya mezarı) yok etmiştir. Aynı akıbet, Tozkoparan Mağaralarını beklemektedir. Karşı yamaçtaki çalışmalar bitmiş, yeşillendirileceği zamanı beklemektedir. Gönül ister ki Ünye Çimento Sanayi, Cevizdere’de, Ünye’nin ve tüm Karadeniz bölgesinin en önemli tarihi demir havzasında, arkeolojik bir çalışmaya sponsor olsun. Ünyeli etnograf Prof. Dr. Kılıç Kökten’in yıllar önce başlattığı çalışmanın devamını getirsinler.



Bu Haber 2452 Kişi Tarafından Okundu.
YORUMLAR
Bu Konuya Yorum Bulunmamaktadır. İlk Yorumu Yapan Siz Olun.
ÖNCEKİ ARAŞTIRMA YAZILARI