Fener altındaki Kayaların Sırları
Hergün önünden bilmeden gelip geçtiğimiz ve bir kere bu nedir diye başımızı çevirip bakmadığımız Süleyman Paşa Sarayı’nın bugün ayakta kalan tek mirası olan duvarın, taşlarını, örme şeklini inceliyordum. Duvarda zamanla yer yer çatlaklar oluşması nedeniyle çeşitli zamanlarda onarım izleri vardı. Bakımsızlıktan ve doğa şartlarından yıpranmalar başlamıştı. Biraz daha aşağıda Çınar Market’e doğru gelindiğinde burada eskiden kurulan pazar nedeniyle pazarcıların tente bağlamak için açtıkları delikler de duvara zarar vermişti. Duvar çok bakımsız, çevresi, üstü, perişan vaziyette can çekişir durumda, diğer kültür hazinemiz Kadılar Sokağı, gibi kaderine terkedilmiş sonunu beklemektedir.
“Duvarı başıma yıktın”
Geçebn hafta saray duvarları ile ilgili yazdığım bir makaleye çok sayıda mail geldi. Bir tanesi çok anlamlıydı, şöyle diyordu:
(Atmış yıldır önünden geçtiğim duvarı benim başıma yıktınız sizi tebrik ederim, duvar benin için daha bir önem kazandı, ben atmış yıldır bir kere duvara bakmamışım, hatta duvar olduğunu bile fark etmemişim sizi okuduktan sonra her geçişimde dikkatle inceliyorum.)
Gelen yeni bilgiler ve eleştiriler üzerine, duvarı bir daha alıcı gözüyle ben de inceledim, neler çıktı neler.
Askerlik şubesinden başlayarak aşağıya Çınar Market'e doğru her sıradaki taşları tek tek saydım ve enini boyunu ölçerek, duvarın nasıl yapıldığını ve oyukların içindeki kum çakıl ve kireç kalıntılarından anlamaya çalışırken, yanımdan iyi giyimli yetmiş yaşlarında bir bey bana bakarak geçti. Beş adım gittikten sonra üç adım geri gelerek bana:
-İyi bak, Karaduman.. Ama, yazdıklarımda noksanlıklar var, dedi
Şaşırdım
-Nedir noksan olanlar bana söylerseniz bir dahaki yazımda düzeltmeye çalışırım, dedim.
-Yazında bahsettiğin bu taşların buraya taşınması yalnız deniz yolu ile yapılmadı, kara yolu ile de getirildi. Sen kağnılarla getirildiğini yazmamışsın bilmiyor musun?
-Bilmiyordum, dedim
-Öyle ise dinle, dedi
-Bu taşların buraya fener altından deniz yolu ile geldiği doğru, fakat yalnız deniz yolu ile gelmedi, kara yolu ile de geldi, kağnı arabalarına blok kayalar halinde bağlanarak, kışın deniz müsait olmadığı zamanlarda karayolundan getirildi.
Olayı anlamak için biraz geriye dönelim.
Taşlar deniz ve karayoluyla geldi
Geçen haftaki “Saray Duvarlarındaki Taşların Sırrı” adlı bölümde Saray duvarları ve saray hamamının taşlarının Fener altından kırılarak bloklar halinde deniz yolu ile getirildiğini ve burada tekrar işlenerek duvarların örüldüğünü yazmıştık.
Bu dikkatli büyüğüm, taşların aynı zamanda, hava fırtınalı olduğu zamanlarda denizden getirilmesinin mümkün olmadığını, yedi yıl süren saray inşaatını boyunca kış aylarında denizin çoğu zaman taşımaya imkan vermediği için kara yolu ile getirildiğini söylemiştir.
Taşlar fenerin önünde bekleyen öküzlerin koşulduğu kağnı irisi arabalara konurdu. Kara yoluyla taşımada en büyük problem yokuşların çıkılması oluyordu. Kağnılar bugünkü Vidinli Apartmanının önündeki yokuşu çıkarken zorlanır, burayı geçerken iki çift öküz daha bağlanırdı. (Bu yol halen aynen durmaktadır.) Kara yoluyla yapılan taşıma hayli zor ve zahmetli olmuştur.
Deniz yolu ile getirilmesi sırasında taşıma işinin hangi araçlarla yapıldığı tam bilememekteyiz.
Yaptığımız araştırmada feneraltındaki yükleme platformunu kısmen bulduk. Buradaki kayaların üzerindeki delikleri arkadaşlarla tespit ettik. Bu kayalar üzerideki deliklere bağlanan bir makara ve kanca sistemi ile taşlar bir ağaç kızağın üzerinde çekilerek yükleme yerine kadar getirilmekte idi. Buradan mavnaya nasıl yüklendiği halen çözülememiştir. Araştırmaya katılan bazı arkadaşlar bunun bir mavna olmadığını üzeri düz bir bir sal olduğunda karar kılmışlardır. Bu sal da bir kürek çekme sistemi de vardı.
Fener altı düzlüğü
buradan alınan taşlar nedeniyle oluşmuştur.
Feneraltı çukuru, feneraltı havuzları, feneraltı düzlüğü ve üzerinde fenerin bulunduğu falezler
Saray duvarları ve saray hamamının taşlarının çıkartılması sonucu oluşmuştur.. Hatta sarayın yapımından altı yüz yıl kadar önce 1200 yıllarında burada yapıldığı ve Süleyman Paşa sarayının, temelleri üzerine oturtulduğu söylenilen bir Bizans sarayının taşlarının da buradan alındığı rivayeti vardır.
Taşlar alına alına fenerin bulunduğu yükselti bugünkü yerine kadar gelmiştir. Başlangıçta burası denize kadar uzanan bir burun idi.
Bu fener altındaki taşların yüklendiği platformu bulduk. Üzerinde ne olduğunu henüz çözemediğimiz işaretler ve delikler bulunan platform üzerinden kaya kütleleri bilemediğimiz bir deniz aracına yüklenirdi. Kışın ise denizin müsait olmadığı zamanlarda, çukurdan yukarıya bir makara sistemi ile çıkartılarak kağnılarla, kara yolu ile inşaat mahalline taşınırdı..
Süleymanpaşa Sarayının yapımına 1808 yılında başlandı ve yedi yılda tamamlandı.
Sarayı yaptıran Süleymanpaşa o yıllarda Trabzon valisi idi. Samsun, Çarşamba, Fatsa Bolaman gibi yerlerde sarayları, camileri imaretleri vardı. Ünye’ye de bu sarayı yaptırdı. Süleymanpaşa sarayda fazla oturamadı 1840 yılında Alaiye’ye tayin edildi (Alanya) fakat çok hastaydı gidemedi, Ünye’ye geldi, burada da duramadı Çarşamba’da’ki konağında vefat etti. Mezarı Çarşamba’da kendi adına yaptırdığı bir caminin avlusundadır. Vefatından on yıl kadar sonra tahminen 1850 yıllarında saray bilinmeyen bir nedenle yandı..
Kaynaklar:Osman Doğan’ın “Tarih Boyunca Ünye”
Ufuk Mistepe Aydınlık Ufuklar Sitesi.
Gelecek Hafta: Saray Nasıl Yandı?
Bu Haber 826 Kişi Tarafından Okundu.
|