Su ve Ünye’nin kentsel yerleşim tarihi:
Ünye’nin bilinen ilk yerleşik kavmi Halipler, Cevizdere’den elde ettikleri demir cevherini (hematit ve manyetit), deniz yoluyla sevk ettikleri bilinmektedir. Demir, stratejik önemde askeri bir maddedir. Buradan hareketle Ünye’nin başlangıçta bir liman kenti olarak kurulması, İpek Yolu’nun Karadeniz bağlantısı olması rastlantı değildir.
Toplu yaşayabilme ve kentleşme açısından su önemlidir. Ünye su kaynakları ve akarsular bakımından şanslıdır. Yeraltı su kaynakları ve iki yanından geçen iki büyük ırmak; Cevizdere ve Cüri Irmakları yanında, Lahna Deresi, Tabakhane Deresi, ve kent merkezinde irili ufaklı birçok dere yer alır. Emeret Deresi, Anasu Deresi, Yalıkahve Deresi, Nuribey Deresi ve Burunucu Deresi bunlardan bazıları. Hemen hepsi ıslah edilerek büzlerle yer altına alınmış ve denize ulaştırılmıştır. Ne yazık ki bugün, bu kanallara atık sular ve lağım suları karışmıştır.
Ünye’nin kent olarak ortaya çıkışını Haliplerle başlattığımızda, Milattan 300-350 yıl öncesine kadar gideriz. Homeros’un “Gümüş Ülkesi” Alybe gibi, Ünye ile ilişkilendirilen[1], ancak gerçekte var olduğu yahut nerede kurulduğu tam olarak bilinmeyen Orta Karadeniz’deki antik yerleşim noktalarından söz etmek mümkündür:
Ksenefon’un Cotyoro’su ( Ordu şehrinin arkaik öncülü olduğu ileri sürülmektedir), Strabon’un Sidena ‘sı, bunlardan bazılarıdır. Ünyeli Etnograf Prof. Dr. Kılıç Kökten’in işaret ettiği kayıp Mitrapolis kenti (Pontus Kralı II.Mitridates’e izafeten) aklımıza Midrebolu mevkisini getirmektedir.
Kent olarak Ünye (Unieh yahut Oenoe) adının geçtiği harita ve yazılı kaynaklar, antik çağa kadar uzanır. Komnenos Hanedanlığının kurucusu Andronikos’un Ünye’deki sürgün günleri, John Freely’nin Türkiye Uygarlıkları Rehberi’nde yer almaktadır.[2]
Ünye ile ilgili yazılı diğer kaynak, Bryer ve Winfield ‘e aittir:
“Oinaion, önemini gemi inşa sanayiine (ilk defa onikinci yüzyılda telâffuz edilmiştir)7, Güney’e doğru dağın yaklaşık 70 km ötesindeki Neokaisareia’ya olan geçidine ve antik çağdan XIX. yüzyıla kadar muhtemelen bu bölgeye adını veren demir işçileri ile meşhur olan ή Xαλυβία* bölgesine borçludur.8 (ή Xαλυβία, Halipler ülkesi Halibya)”
“Antik Oinaion, onikinci yüzyılda, Karadeniz’e ve Aminsos’a (Samsun) ulaşmak isteyen Selçuklular ve Türkmenlerle ün yaptı. 1157-759 dönemi aslında Türkler’in elinde bulunduğu dönemdi. 1175 yılında Danişmentliler’e karşı Manuel’in birlikleri tarafından yapılan sefer sonunda yeniden ele geçirildi ve Koloneia yanındaki Saltuk Emiri için orayı 118210 tarihinden önce kısa bir süre bir kale gibi elinde tutan İmparator Andronikos Komnenos zamanında Pontus’un merkezi olarak kabul edildi.”
“1341 yılında, Büyük Komnenos Oinaion’a15 sürgüne gönderildi. … 1357'nin Kasım'ında Bayram’ın oğlu Hacı Ömer Matzouka’yı17 istilâ etmiş, ancak birkaç ay sonra Türkmen Emiri'yle Basil Komnenos'un kızı Theodora Komnene'nin 1358'in Ağustos ayında diplomatik evliliği ile Yunanistan'daki dönüm noktasına göre şanstır.18 sonradan Oinaion restore edilmiştir.”[3]
Birçok kaynakta, I. Basilious’un, kız kardeşi Teodora’yla evlenen Hacı Emir Bey’i ziyaret için Ünye’ye geldiği ifadesine yer verilir.
Cevizdere Havzası’ndan ve demir cevherinden söz eden gezgin – arkeolog William John Hamilton, 1836’daki Ünye gözlemlerini bir kitapta toplamıştır. Fransız seyyah Hommaire, Charles Texier gibi birçok yabancı gezgin yanında, başta Evliya Çelebi olmak üzere yerli gezginler de Ünye’den söz etmişlerdir.
Ünye’nin en eski çeşmeleri:
Eski yerleşim alanlarından Ünye Kalesi, su tünelleriyle kalenin dibinden akan Tabakhane Deresi’ne bağlanır. Kale üzerinde hamam kalıntısı ve su olukları bulunur.
Ünye Kalesi’nin eteklerinde ortaçağdan kalma gibi görünen, 1823’te onarım gördüğü anlaşılan Güzelkale Çeşmesi, bugün hala su verme işlevini sürdürmektedir. Taş işçiliğinin eski örneklerini yansıtan çeşmenin kitabesinde, Hüseyin Ağanın kızı, Reşid Efendinin karısı Ümmü Gülsüm adına “tamir” gördüğü ve ihya edildiği yazmaktadır.
Tekkiraz Nahiyesine bağlı Yaycılar Köyü, Kabadirek Camisi Şadırvanı Selçuklu taş işleme sanatının Karadeniz’deki en eski örneklerinden biridir.
1800 Yılında inşa edilen Süleyman Paşa Sarayı, yahut diğer adıyla Hazinedaroğlu Konağına ait çeşme, susuz olmasına rağmen bugün hala ayaktadır. Konağı resimleyen bir Fransız gezgin, şöyle yazmaktadır:
“Karadeniz bölgesindeki âyan konaklarından en büyük ve en görkemlilerinden biri XIII. yy’a tarihleyebileceğimiz Hazinedaroğlu Konağıdır. Deniz kenarında, yaklaşık 5 – 6 m. yüksekliğinde bir set üzerinde yapılmış konak,… üç katlı ‘U’ biçiminde bir ana yapıyla, avludaki bir divânhane’den oluşmaktadır. … divânhane’nin her iki yanında dış sofaları olduğu, ortadaki tepe pencereleri büyük odanın ise ( Topkapı Sarayı’ndaki III. Osman köşkünde olduğu gibi ) pahtlı bir taş konsolla deniz yönüne bir çıkma oluşturduğu çizimden izlenebilen önemli ayrıntılardan” [4]
Saray Çeşmesi ile neredeyse aynı motifi taşıyan bir başka çeşme, Meçhul Asker Okulu’nun sarnıç çeşmesidir. Sarnıçların çeşmeleri üzerine işlenen motifler, taş işçiliğinin ender rastlanan örneklerindendir. Maalesef tamamına yakını yok edilmiş ya da tahrip edilmişlerdir. Örneğin, Meçhul Asker Okulu binası enkazında yer alan çeşme, açık hava ocağı olarak kullanılmaktadır.
Kuyular ve Sarnıçlar:
Çeşmelerin henüz yaygınlık kazanmadığı dönemlerde, pınar (puar) denilen musluksuz köy çeşmeleri, kuyular ve sarnıçlar vardır. Köy yolları boyunca uzayıp giden pınarların suyu hiç kesilmeden akar ve önlerinde bulunan yalaklardan hayvanlar su içer. Şehirde ise, her evin yakınında bir kuyu ve pek çok evde sarnıç vardır. Çıkrıkla yahut çıkrıksız bakraç kaplarla kuyudan alınan su, pişmiş toprak testilere konularak içmeye hazır hale getirilir. Kuyu ve sarnıç sularının bazı evlerde emme basma tulumbalarla çekildiği bilinmektedir.
Sarnıçlar bir dönem Ünye’nin en önemli içme suyu kaynaklarıdır. Evlerin zemininde yahut bahçesinde yer alır, kireçsiz sulardır. Kiremit kaplı damlardan akan yağmur suları, saçaklardaki yağmur oluklarından pöğrek borulara ve oradan sarnıçlara akıtılır. Ünye taşından, “kesme taş” tabir edilen büyük blokların döşenmesiyle inşa edilen havuzların periyodik bakımları yapılır. Borular ve dam temizliği ise, yağmurun başladığı ilk anda sarnıçlara suyu göndermeyip boşa akıtılan bir düzenek vasıtasıyla sağlanır.
“Ünye’nin her ahşap konağında sarnıç vardı. Bu evlerin pek çoğu yok artık. Sarnıç benim doğduğum evimizde de, sokağımızdaki tüm evlerde de vardı. O zamanlarda kente basınçlı su veren, belediyeye ait merkezi bir su deposu yoktu.”[5]
Yüzlerle ifade edilen sayıdaki kuyular, önce mahalle çeşmelerinin ve ardından şehir şebekesinin kurulması ile işlevini yitirirler. Bir çok kuyu bakımsızlık nedeniyle hizmet dışı kalırken, bir kısmı da sağlık gerekçesiyle Belediye tarafından doldurulur. Bir başka gerekçe, 1947’de Belediyenin şehir suyu şebekesine yeterli abone bulamamasıdır. Sonuçta kuyular kapatılır. Sadece mühürlenmekle kalmaz, bir çoğu doldurulur. Kuyu başlarının çoğu parçalanır. ( Son dönemde bir kuyu başı, iskelenin girişini araç trafiğine kapatmak amacıyla kullanıldı. Orada da işlevsiz kalınca, denize atıldı. )
Bugüne ulaşan kuyu başları, onlu rakamlarla ifade edilebilecek kadar azdır. Bu konuda duyarlı bir Ünyeli olan Orhun Güven, çiftliğinde kuyu başlarından bir kısmını muhafaza altına almıştır.
Ünye Tarih Araştırma Grubu
Ahmet Derya VARİLCİ
Ahmet KABAYEL
Dip notlar:
[1] Konuyla ilgili bkz. www.unzile.com, Ufuk Mistepe.
[2] Aktaran Osman Doğan, Tarih Boyunca Ünye.
[3] Anthony Bryer ve David Winfield “The Byzantine Monuments and Topography of the Pontos”
[4] Jules Laurens’ın Türkiye Yolculuğu, Yapı Kredi Yay. S. 152
[5] İrfan Işık, Ünye’de Su, 10.01.208, Şirin Ünye Gazetesi
.
Haftaya “Su terazisi ve Ünye’nin ilk şehir suyu şebekesi, Balık Değirmeni, Sebiller, Döner Çeşme”
Fotoğraf yazıları:
Kale çeşmesi
Kabadirek Camisi Şadırvanı
Tokatlıların evi, Dış sarnıç
Haznedar Konağı Çeşmesi
İç Sarnıç
Kuyu