Deprecated: Function eregi() is deprecated in /home/unyekent.com/httpdocs/conn/level.php on line 31
ÜNYE Kent Gazetesi >>> KENTTE HABERİN MERKEZİ ll BİZDEN HABER VAR......
 
Canlı Kuyu
1 Kasım 2010 Pazartesi 10:11
Yahya Cumhur Tapçı- Canik Dergisi 4. Sayı
Canlarına okuduğumuz
hayat kaynaklarımız…!

Kuyular…
Bir zamanlar insanoğlunun en zaruri ihtiyacı; suyun membaı…
Su için buluşurdu insanlar kuyuların başında. Bazen buluşmak, ferahlamak, hoş sohbet etmek içindi bu buluşmalar...
Savaşlarda öncelikle kuyular tutulurdu, kuyular imha edilirdi zafere ulaşmak için. Su hayattı, hayattır! Susuz yaşanmaz. Vücudumuzun, dünyanın üçte ikisinin su olmasının hikmeti de bu olsa gerektir.
Bir damla sudur insanın başlangıcı. Su ile yıkanır dünyaya geldiğinde ve dünyadan göç ederken insan… Başı da sonu da sudur insanoğlunun. Susuz yaşayamaz!
Suyu insana taşıyan kuyulardı eskiden. İnsanoğlu toprağı eşip kendine hayat, suya da bir mekân oluşturmuştur: Kuyular…
Kuyular tertemiz ve ferahtı bir zamanlar. Her tarafta kuyular vardı insanlar için.
Çevremizde nadiren de olsa içi doldurulmuş, üstü metal kapaklarla kapalı ve kilitli kuyular görürüz bu gün. Eskiden günümüze hatıra olsun diye kıyıda köşede bırakılmış kuyular. Korkuluk gibi duruyorlar şimdi. Belli ki içine bir canlı düşmesin diye üstünü örtüp kilitlemişler. Suları da içilmiyor zaten!
Şimdiki neslin çocukları, açıp da içine bakamıyor, çünkü yanında bulunan evin duvarındaki levhada “Kanlı Kuyu Sokak” yazıyor. Neden kanlıdır, gerçekten böyle bir şey var mı, bilmiyorum. Ancak sokağın adının yüklendiği mana hemen sokak başındaki kuyuya havale ediliveriyor. Çünkü orada bir kuyu var ve bu kuyunun üstünde bir metal sac, zincirlenmiş ve kilitlenmiş: Suçlu… Ve suçlu prangaya vurulmuş gibi...
Çok nadir bulunan bu kuyunun adı insanın içini ürpertiyor. Bu ismi ona verenler utansın.
Kan, kuyu… Hiç güzel çağrışımlar değil bunlar.
Kuyular bir zamanlar capcanlıydı. Köylerde, kentlerde insanlar su ihtiyaçlarını karşılarlardı kuyudan. Çamaşırlarını kuyu başında toplanarak birlikte yıkarlardı komşu kadınlar. Bir dayanışma vardı, birlik beraberlik, paylaşma, dertleşme vardı. Belki de bu kuyular etrafında halloldu pek çok sorun. Pek çok evliliğin temeli belki bu kuyuların başında atıldı, ihtiyaç sahiplerinin ihtiyaçları görüldü, yoksulların elinden tutuldu.
Modern hayatın yaygınlaşması başta kuyuların başını yedi. Birer birer canlarına okundu. Taş dolduruldu karınlarına, kuyular taş bastı bağırlarına, sustular, gözyaşlarını içlerine akıttılar ve göz pınarlarında yaş kalmadı, kurudular…
Şimdilerde geçmişten bir hatıra gibi kıyıda köşede tek tük rastlayabilirsiniz bu kuyulara. Ama açıp içine bakamazsınız; korkarsınız… Eskiden canlıydılar. Cıvıl cıvıldı etrafı. Şimdi bir köşede korkuluk gibi kaldılar. Yok oldular. Her canlı gibi onlar da ömürlerini tamamladılar.
Şimdi bize bir mesaj veriyorlar ve diyorlar ki;
Eskiden tertemizdi çevreniz. Yağan yağmur suları toprakta süzülüp bizde birleşirdi. Buz gibi sunardık sizlere. Şimdi hangi suyu muhafaza edip sizlere sunabiliriz ki… Çevrenizi kirlettiniz, birleşmeyi, birlikte iş yapmayı unuttunuz. Yan komşunuzdan haberiniz yok… Evinizin içindeki çeşmelerden akan sulara bile güvenmiyor içmiyorsunuz, ped şişelerde, damacanalarda para ile satılan sulardan içiyorsunuz artık. Hayat kaynaklarınız da çok emin görünmüyor. Ey insanoğlu nereye gidiyorsunuz!?...
Hazreti İsmail’e sunulan “Zemzem”i binlerce yıl ötelerden bu güne taşıyan kuyu değil miydi? Mekke’yi bir şehir olarak ayakta tutan bu kuyu değil miydi? Çölün ortasında kızgın güneşe rağmen binlerce yıllık var oluş bu kuyu sayesinde değil miydi?!
Eskiden her üç beş evin yanında bir kuyu vardı şehrimizde. Her sokak başında bir kuyu… Ben de Taşbaşı’nda geçirdiğim o çocukluk yıllarımdaki kuyu etrafındaki canlılığı hatırlıyorum. Nasrettin Hoca fıkrasını, ay dedenin kuyuya düşüşünü ve kuyudan çıkarılışını hatırlıyorum. O çocuksu masumiyetimi hatırlıyorum. O kuyuların sunduğu hizmetleri, insanları hatırlıyorum; iç içe gönül gönüle. O kuyular canlıydı bir zamanlar “Canlı Kuyu”ydular. Hayat vardı kuyuların etrafında, sokaklarda hayat vardı. İnsanlar yorgunluklarını gidermek için bakracı kuyuya sarkıtır ve iple çekerdi. Bakraçtaki suyu ferah ferah içmenin keyfi bir başkaydı, oturup kuyu başında dinlenmek bambaşka bir zevkti o zamanlar.
Zaman ve mekân değişti. İnsanlar değişti. Şartlar değişti. Kuyular artık işlevini yerine getirmiyor. Hepsi taşla dolduruldu, taşlandı. Sanki “recm” edildi zina etmiş bir kadın gibi… Şimdi kıyıda köşede kalmışları da korkuluk gibi duruyor. Şimdiki nesle bir şey ifade etmiyor. Onu anlatacak bir levha da yok yanında. Bir zamanlar ne hikmetleri olduğunu dili yok ki kendi anlatsın; şimdiki halime bakmayın siz çocuklar, ben bir zamanlar insanların hayat kaynağıydım, sizin gibi capcanlıydım, desin…
Çok hatıralar saklı bu kuyularda. Şimdilerde birkaç sokakta kaldı adları; Çifte kuyu, Güdük kuyu gibi. Bu kuyularla beraber hatıralar da yok oldu birer birer. Bize kalan, sadece bir kaç sokak adı ile şarkı, türkü ve manilerdeki dizeler…


Bu Haber 3085 Kişi Tarafından Okundu.
YORUMLAR
Bu Konuya Yorum Bulunmamaktadır. İlk Yorumu Yapan Siz Olun.
ÖNCEKİ ARAŞTIRMA YAZILARI