Deprecated: Function eregi() is deprecated in /home/unyekent.com/httpdocs/conn/level.php on line 31
ÜNYE Kent Gazetesi >>> KENTTE HABERİN MERKEZİ ll BİZDEN HABER VAR......
 
ELVEDA
22 Kasım 2010 Pazartesi 16:53
Merve Ürer-Canik Dergisi 5. Sayı
Güneş, gökyüzündeki bulutlarla birlik olmuş, aynı bizim gibi saklambaç oynuyor sabahtan beri. Dün akşamki müthiş fırtınadan sonra çok doğal bir durum bu. Hatta sakin bile diyebilirim hava için. Arada bir yağacak gibi oluyor. Annem, evin bütün telaşına rağmen, bizi koruma kollama görevini bir an bile elden bırakmıyor tabii ki! “Ali! Ahmet! Yağmur başlarsa sokakta oyalanmayın. Hemen eve gelin ha!” Allah’tan ablamı salmadı peşimize. Yaşasın bayram! Şimdi elinde bir toz bezi, surat bir karış, ha babam toz almakla meşguldür kesin!
Büyüklerle yaşanan kalabalık bir ev benimki. Babaannem, dedem, halam, amcam, yengem, amcaoğlum Ahmet, annem, babam, ablam ve tabii ki bir de ben. Amcamla babam birer yıl arayla evlenmişler. Önce ablam doğmuş, iki yıl sonra da ben, benden bir yıl sonra da Ahmet! Sizin anlayacağınız evdeki doğum telaşesi epey bir devam etmiş. Şu an on yaşındayım, ilkokul dördüncü sınıfa gidiyorum. Neyse! Bu kadar tanıtım faslı yeter. Nerde kalmıştık. Ha! Sokakta oynuyorduk, öyle değil mi?
Karşı evde aynı bizim gibi büyük bir aile oturur. Evin büyükannesi Nazire Hanım’ı pamuk Nine diye bilir tüm mahallenin çocukları. Sadece oyun arkadaşlarımız Esra ile Cemal’in değil bütün çocukların biricik ninesidir. Sokakta koşturmaktan o kadar yoruldum ki! Ağzım burnum kupkuru. Evdekilerin de telaşesi malum. Pamuk Ninem bahçeye çıkmış.
 Pamuk Nineciğim! Kolay gelsin.
 Kolaysa başına gelsin. Gel bakalım buraya. Çoktan beri uğramadın. Küs müyüz yoksa Ali!
 Olur mu hiç öyle şey! Ödevlerim çoktu bu ara! Sokağa çıkamadım. Onun için de sana uğrayamadım.
 Pamuk Nine! Çok susadım, bana bir bardak su verir misin?
Tabii çocuğum, bekle sen.
Buz gibi kocaman bir bardak su önümde. Oh! Ne kadar da susamışım.
 Bir bardak daha ister misin Ali?
 İstemiyorum, teşekkür ederim Pamuk Nine! Allahaısmarladık!
Şimdi oyuna kaldığımız yerden devam! Hoppala! Bu gök gürültüsü ve şimşek de nereden çıktı şimdi. Nedendir bilmem? Gök gürültüsünü hiç sevmiyorum. Oysa korktuğumu fark eden babam, bunun bir doğa olayı olduğunu anlattı geçenlerde. Onun peşinden okulda öğretmenimizle de konuştuk. Ama hâlâ içimi ürpertiyor. Artık eve gitsek hiç fena olmayacak galiba.
Evimiz üç katlı tipik bir Ünye evi. Girişte taşlık, üstte mutfak ve oturma odası, en üstte ise yatak odaları ve misafir salonu. Kapıdan içeri girer girmez müthiş kokular sarmalıyor dört yanımızı. Mutfağın kapısında öylece kalıveriyoruz. Babaannemle halam su böreği açmışlar. Ortalık mis gibi tereyağı kokuyor. Börekler masanın üzerinde dizi dizi. Etli tefek sarma mangalın üzerine oturtulmuş, ağır ağır pişmekle meşgul. Etle asma yaprağının arkadaşlığından duyulan koku ise tarifsiz. Mutfağın bize en yakın köşesinde kocaman bir tencere zeytinyağlı yaprak dolması kapağı açık vaziyette soğumaya bırakılmış. Eee! Dün gece az uğraşmadılar. Ama ablamın hâli görülmeye değerdi doğrusu. Yapraklar bir yerde, iç bir yerde, ablam bir yerde! Sıkılır, bunalır, annem öğrensin diye göndermez. Ama şaka bir tarafa. Bir müddet sonra o da çok güzel dolmalar yapmaya başladı. İlk başta yaptığı dolmaları sobada odun niyetine yakalım önerim üzerine beni odanın içinde yağlı elleriyle bir kovalayışı vardı ki. Evlere şenlik! Eyvah!Eyvah! Tatlılar yok, tatlılar nerede acaba! Vallahi yengemin açtığı kıvırma, büzme ve baklava üçlüsü olmazsa olmaz bu iş! Ertelesinler bayramı! Bana ne! Hay akılsız kafam! Sokakta oynarken amcamla babam ellerinde tepsiler fırına gidiyorlardı. Ne kadar da çabuk unutuyorum. Asıl eğlence bu akşam! İftardan sonra lokuma gidiyoruz. Her seferinde akşam namazından sonra eve tıkılan çocuk nüfusunun ender gece özgürlüklerinden biri. Biz, Pamuk Ninemler, Ayşe Teyzeler ve Seniha Teyzeler! Toplanıp fırına lokum pişirmeye gideceğiz! Ah!Lokum! Annemin her bayram özenle yoğurduğu enfes lokum! İçi fındıklı! İşte orada! Hamur, büyük bir keyifle usta ellerin kendisini şekillendirip fırın ateşinde pişmeye bırakacağı anı bekliyor. Biz -yani çocuk ahalisi- orada ne mi yapacağız? Öncelikle her ailenin pişirdiği lokumlardan sıcak sıcak ilk tatma hakkı bizim. Sonra çocuklara özel pişirilen gözlük şeklindeki lokumları da kimseye kaptırmamamız lazım. Bir de çiçek kokularıyla sarhoş olmuş bahar gecesinin tadını çıkarmak var ki. Değmeyin keyfimize.
“Oruçla aran nasıl bakayım Ali Efendi!” Dedem bizim kasap kedisi gibi mutfağı gözlediğimizi görünce duruma müdahale etti tabii ki. Oruç! Tabii! Ramazan’ın son günü bugün! Yalvar yakar aldığım izinle bu Ramazan’ın birinde, on beşinde ve son gününde oruç tutabildim. Az kalsın annem izin vermiyordu. Ama dedem sağolsun. “Alışması lazım kızım. Bak, ne kadar istekli, görmüyor musun? Bırak, torunumla oruç tutalım bu Ramazan.” dediğinde dünya benim olmuştu. Dedem, çok farklı bir adamdır. Bir bakarsın benimle yaşıt olur, radyo başında Karagöz-Hacivat dinler, bir bakarsın yine dedem oluvermiş. Herkes ona çok saygı duyar, ama içinde kocaman bir çocuk vardır. Ve biz o çocukla evin altını üstüne getiririz bazen. Yorulunca da oturur, kocaman birer bardak limonatayla kendimizi ödüllendiririz. Koşturmaca, bardak, Pamuk Ninem, su!
 Eyvaaahh!
 N’oldu Ali?
 Dede. Benim orucum bozuldu.
 Dur oğlum, niye ağlıyorsun?
 Ama dede, ben unuttum, su içtim bugün!
 Ne zaman?
 Sokakta oynarken, Pamuk Nine’den istedim, o da verdi.
 Tamam, dur, ağlama bakayım. Az önce sen ne dedin?
 “Unuttum, su içtim.” dedim.
 Tamam, senin orucun bozulmadı.
 Nasıl yani?
 Dinimizde unutarak yiyip içme ile oruç bozulmaz.
 Dede, beni kandırmıyorsun değil mi?
 Niye kandırayım oğlum?
Oh, orucum bozulmamış. Şimdi gidip pencerede ezanın okunmasını bekleyebilirim. Dedemin yanından ayrılıp üst kata çıktım. Bu sefer Ahmet peşimde değil. Yengem onu aldı, elini, yüzünü yıkamaya götürdü. Holdeki pencere Orta Camii ile karşı karşıyadır. Ramazan boyunca caminin ışıklarının yanmasını ve ezan sesini burada beklerim. Caminin ışıklarıyla birlikte ezan başlar, aynı anda da top sesi bütün Ünye’de yankılanır, ben de koşarak aşağıya iner, “İftar oldu, top atıldı, afiyet olsun.” der ve yerime otururum. Onun için halam beni “evimizin Ramazan topu” diye seviyor.
Aşağıdan gelen sesler, iftara giderek yaklaştığımızın da habercisi aslında. Sırasıyla önce tabaklar, sonra bardaklar, çatal kaşık sesleri. Sonra da irili ufaklı, içi dolu tabakların çıkardığı tok sesler. Ben en çok bardakların ve çatal kaşıkların seslerini seviyorum. Müzik gibi. Dedem de radyoyu açtı. Sadece Ramazan’larda duyduğum, insanın içini huzurla dolduran o müzik yine yayıldı evimizin içine. Bu müziğe, yaklaşık iki saatten beri yağan yağmur da eklenince büyülü bir dünyadaymışım gibi hissediyorum kendimi. Aşağıdaki sesler kesildi. Sadece yağmurun şırıltısı ve müzik sesi kaldı geriye. Buradan da anlaşılacağı gibi iftar çok yakın. Hah! Işıklar! Ezan! Top sesi! “İftar oldu, top atıldı, afiyet olsuuuuuun!”
Artık Ramazan bitti! Dedem, babam, amcam ve Ahmet’le her gece gittiğimiz teravih namazı bu gece kılınmayacak. Yarın bayram namazı var! Annemi tembihledim, babama da söyledim. Sağlam olsun diye dedemden bile beni unutmamasını istedim. Bayramlıklarımı bir görseniz! Şu an hepsi baş ucumda. Dedem, bayrama bir hafta kala, sabah erkenden Ahmet’le benim elimden tuttu. Doğruca Terzi İsmail Amca’ya götürdü. Ölçülerimiz alındı, gömleklerimiz ve pantolonlarımız için kumaş seçimini dedem elleriyle yaptı. Terzide birden kendimi büyümüş gibi hissettim. Oradan çıkınca manifaturacıdan ablam için beyaz çiçeklerle süslü pembe bir elbiselik kumaş aldık. Ardından ayakkabıcıdan hepimiz için birer ayakkabı aldık. Eve geldiğimizde ablamın kumaşı anneciğimin maharetli ellerine teslim edildi. Annem, çok güzel dikiş diker. Bir hafta içinde harika bir elbiseye dönüştü o kumaş. Bizim bayramlıklar da gelince eve sahiden bayram geldi.
Yemeğin ardından tören alaylarını andırır bir şekilde, becerikli kadın ahalisi ve lokum hamurları önde, çocuk ahalisi arkada fırının yolunu tuttuk. Lokum işi başladıktan sonra ayak altında dolaşmamız yasaklandığı için arastada gönlümüzce bir aşağı, bir yukarı koşturmaya başladık. Tam bu sırada hocalar, Orta Camii’de “ELVEDA” yapmaya başladılar. Bizim camideki hocalar toplanıyorlar, tekbirlerle Ramazan’ı uğurluyorlar. Ramazan’da en sevdiğim şeylerden biri de bu. Minarelerin ışıltısı, gökyüzünde dağılan duygu yüklü tekbir sesleri, beni çok hüzünlendiriyor. Çünkü bu şehrin bütün geleneklerinin daha büyük bir coşkuyla yaşandığı bir aylık süre sona eriyor. Benim gibi bir çocuk için tüm bu yaşananlar, adeta, kocaman, bitmesi istenmeyen bir masal gibi.
Ancak her masal gibi bu masalın da bir sonu var!
“BU AYDA TERAVİH KILANLARIN KÖŞKÜ YÜCEDİR
ELVEDA ELVEDA YA ŞEHR-İ RAMAZAN EL-FİRAK
ALLAHU EKBER ALLAHU EKBER LA İLAHE İLLALLAH HU VALLAHU EKBER
ALLAHU EKBER VE LİLLAHİ-L HAMD.”

“BU AYDA OLUR KADİR GECESİ
BUGÜNLERİ GÖRMEDEN GİTTİ NİCESİ
ELVEDA ELVEDA YA ŞEHR-İ RAMAZAN EL-FİRAK.”


Bu Haber 2842 Kişi Tarafından Okundu.
YORUMLAR
Bu Konuya Yorum Bulunmamaktadır. İlk Yorumu Yapan Siz Olun.
ÖNCEKİ ARAŞTIRMA YAZILARI