Deprecated: Function eregi() is deprecated in /home/unyekent.com/httpdocs/conn/level.php on line 31
ÜNYE Kent Gazetesi >>> KENTTE HABERİN MERKEZİ ll BİZDEN HABER VAR......
 
O eski sokak eski bir sevgili ve eski bir radyo
13 Aralık 2010 Pazartesi 13:04
yasar.karaduman@gmail.com
Karılar pazarının orta yerinde bir kuyu
kuyunun başında bir dut ağacı vardı.
Kuyunun başı hava kararınca aşıkların
buluşma yeri olurdu.
Karşıda Firdevs Nine’nin tuğladan yapılma evi
ve mandalina bahçesi vardı.

Evimiz Ortayılmazlar mahallesi Türbe caddesindeydi.
O yılarda Orta Mahalle ve Yılmazlar Mahallesi ayrı ayrı mahallelerdi, Çömlekçi ve Burunucu gibi sonra birleşip Ortayılmazlar Mahallesi oldu.
Türbe caddesi, Ortayılmazlar Mahallesi’nin Türbe Mezarlığı’na yakın kısmıdır.
Ama biz Türbe Mahallesi deriz.
Mahalle ismini biraz yukarıda, mezarlıktaki “Halka Baba” adındaki evliya’nın şimdi yıkılmış türbesinden almıştır. “Halka Baba” büyük olasılıkla burada yaşamış bir Horasan Erenleri”ndendi. Hakkında çok fazla bilgi yoktur.
Ortada “Karılar Pazar” vardır. (Adı öyledir) Karılar pazarının orta yerinde bir kuyu kuyunun başında bir dut ağacı vardı. Kuyunun başı hava kararınca aşıkların buluşma yeri olurdu. Karşıda Firdevs Nine’nin tuğladan yapılma evi ve mandalina bahçesi vardı.
Burası bizim oyun alanımızdı, çocukken burada Tentürük (Topaç) çevirirdik.
Bir gün tentürüğü biraz hızlı fırlatınca kolum omuz başımdan çıkmıştı. Annem beni tepedeki çıkıkcı Rayife Teyze’ye götürdü. Rayife Teyze bağırttıra bağırttıra kolumu yerine oturtturdu. İlerideki çocukluk yıllarımda Rayife Teyze’ye birkaç kere daha gidecektim. Rayife Teyze Ünye’deki iki çıkıkçıdan biriydi, diğeri de Kadılar Yokuşundaki Gül Hanım’dı. Çocukken, Türbe ve Tepe mezarlığından geçip dedemlerin Bağbaşındaki fındıklığına giderdim.
Çok uzun yıllar sonra bu yaz fındıklığa tekrar gittim..
Geri dönerken, çocukluğumdaki sokaklardan neler kalmış diye baka baka yürürken, bir evin önünde kazanlara Türbe eriklerini doldurmuşlar kaynatıyorlardı, başındaki kadına sordum:
-Ne yapacaksınız bunu? dedim, başını kaldırıp yüzüme baktı:
-Ramazan geldi, sahurda pilavın yanına erik hoşafı yapiyuk..
Bu sesi tanımıştım, içim acıdı, çocukluğunda yeşil gözlü sarı saçlı bir kızdı, ne kadar güzeldi, onun gözlerine bakmaya kıyamazdım, bakamazdım zaten.. İpek gibi sarı saçlarına bir kere dokunmak için ömrümüm yarısını verirdim çocukken. Onun yeşil gözlerini düşünerek uykuya daldığım geceleri, onu bir kere görebilmek o sokaktan defalarca geçtiğim yılları hatırladım.
Yılların bu kadar acımasız olduğuna inanamadım. Yıllara sitem ettim içimden;“Ne hakkınız var o güzelliği bu hale getirmeye” diye.
Beni tanımadı
-Kimi arıyorsun? diye sordu,
-Geçiyordum, dedim, şu aşağıdaki bizim bahçemizdi..
Şaşırdı..
-Nasıl sizin? Ben oranın sahiplerin çocuklarını tanıyorum.
-Dedemlerindi..
-Nasıl dedenlerindi? Onların hepsini tanıyorum.
-Anne dedemlerindi..
Annem kırklı yılların başlarında Tepe’den Zeytinlik sokaktan Türbe’ye Veysel Kaptanlara gelin gelmişti.
Uzun uzun baktı yüzüme..
- Sesin ve gözlerin hiç yabancı gelmiyor.
- Ben yine geleceğim, bir akşam iftara gelir bu hoşaftan içerim, dedim.
-Tabi gel, dedi..
Bir kız çocuğu yaklaştı yanımıza, yeşil gözleri ve sarı saçları ile onun çocukluğuna benziyordu,
- Bu kızın değil mi?
- Evet nerden anladın?
-Tamamen senin çocukluğuna benziyor
-Çocukluğumu nerden biliyorsun?
-Ben eskiden buralara çok gelirdim, anneannemlere.
-Ben neden hatırlamıyorum?
-Unutmuşsundur, çok uzun yıllar oldu gelmeyeli senin adın Gülenay’dı değil mi?
-İsmimi de biliyorsun
Küçük kız merakla bizi izliyordu
-Kim anne bu amca?
-Çocukluğu buralarda geçmiş
-Sen tanımıyor musun?
-Tanıyorum galiba ama tam çıkaramadım
On yaşlarında gösteriyordu küçük kız, sarı saçlarını okşadım adını sordum
-Hasret, dedi
Anne kızı ve anıları orada bırakarak ilerledim arkamdan uzun uzun baktı, kim olduğumu çıkarmaya çalışıyordu.
Oysa kim olduğumu söyleseydim boynuma sarılır ağlardı.
Bir zaman sonra bulmuştur kim olduğumu..
Bir gün anneme bir kadın uğramış “senin bir oğlun vardı şimdi nerelerde?” diye sormuş.. Annem bana bir akşam, seni Çorapçı Mediha’nın kızı sordu dedi.
Kim olduğumu sonunda bulmuştu Gülenay..
Biraz ilerledikten sonra bir gözüme bir tabela ilişti.
“Hapishane Sokak..”
Eskiden biraz aşağıda hapishane vardı. Şimdi yerinde bir ilkokul var. Buraya Debboy derlerdi. 1800 lü yıllarda silah ve malzeme deposu olarak kullanılmıştı.
Bir iki eski ev kalmıştı sokakta ve evlerin bahçelerinde portakal ve mandalina ağaçları.. Bir zamanlar mandalina bahçelerinden geçilmeyen Ünye’de belki son ağaçlardı bunlar..
Yolun kenarında atılmış eski bir radyo gördüm, kasası biraz kırılmıştı, sahibi atmıştı besbelli, yılarca kullanıldıktan sonra bu eski dost artık işe yaramadığı
İçin yolun kenarına bırakılmıştı. Onu orada üzgün mahzun ve yalnız başına bırakmaya ve çöpçülerin alıp götürmesine içim razı olmadı, alıp eve götürsem oradan, İstanbul'a, götürür tamir ettiririm dedim.
Eve de epeyi yol vardı, sıcak ta bastırmıştı.
Omuzladım radyoyu onu orada bırakmaya gönlüm razı olmadı.. Yıllarca sonra sokağa atılmışlığı bana dokundu, bayağı da ağırdı..
Kanter içinde eve geldim.
Yolda ne kadar insan varsa bana bak:tı..
Annem kapıda beni radyoyla görünce
-Tövbe estağfurullah..nerden buldun oluum bunu?
-Antika radyo bu anne.
-Zamanında bizim de vardı hep attuk., ne olcak bu?
-İstanbul’a götüreceğim kasası gül ağacından bunun
-Şaşumuşun sen, sanki az eski varmış gibi, birde bunu mu taaa Istanbullara daşıcaan a oğlum.
-Bu kıymetli anne..
-Bari eskici dükkanı aç Istanbul'da
-Onu inşallah Ünye'ye gelince yapacağım..
Otobüse koyup getirdim. Kasasını tamir ettirdim, şimdi evin bir köşesinde duruyor ve ona aktıkça mutlu çocukluk yıllarımı ve çocukluk yıllarımın sarı saçlı yeşil gözlü kızını hatırlatıyorum


Bu Haber 2903 Kişi Tarafından Okundu.
YORUMLAR
Bu Konuya Yorum Bulunmamaktadır. İlk Yorumu Yapan Siz Olun.
ÖNCEKİ ARAŞTIRMA YAZILARI