Deprecated: Function eregi() is deprecated in /home/unyekent.com/httpdocs/conn/level.php on line 31
ÜNYE Kent Gazetesi >>> KENTTE HABERİN MERKEZİ ll BİZDEN HABER VAR......
 
Hocaların Hocası Ömer Çam
14 Aralık 2010 Salı 13:10
yasar.karaduman@gmail.com
Ömer Çam, ömrüm boyunca saygı ve minnetle anacağım insanlardan biridir. Benim ve benim kuşağımdan birçok Ünyelinin öğretmeni, unutulmaz bir kişidir. Tarihçi-Edebiyatçı-Pedegog ve şairdir.
Onun bize sevdirdiği edebiyat ve tarih dersleri ilerideki yıllarda hayatımızı yönlendirecekti. Konuları anlatırken benim çocuk ruhumu alır tarihte başka bir çağa götürürdü.
Bir sonbahar sabahı yeni bir ders yılının başlangıcında yeni öğretmenimizi bekliyorduk. Sıra arkadaşlarımdan Ahmet devamlı konuşurdu, Arkamızda Alaattin ve Cemal adında bizden yaşca da büyük çocuklar vardı, Cemal’in bıyıkları bile çıkmıştı. Kızlardan en haylazı Müberra, en akıllısı Feride ve Hatice, en çok konuşanı ise Aysel'di, birinci sınıftan beri beraber geliyorduk bu dördüncü senemizdi.
Sınıfın kapısı birden açıldı, başı biraz geriye doğru dik, ayakuçları yanlara açık yürüme tarzıyla içeriye girdi öğretmenimiz hepimiz ayağa kalktık gür sesiyle,
-Günaydın çocuklar, ben yeni öğretmeniniz Ömer Çam..
-Günaydın, diyerek oturduk
Otuz yaşlarında ya var ya yoktu, birçoğumuzun ilkokul, ortaokul ve lisede de sürecek beraberliği başladı öğretmenimizle. Daha sonraki yıllarda ortaokulda da edebiyat, tabiat ve tarih gibi derslerimize girdi. Ünye Özel Lisesinin kuruluşunda büyük emekleri geçti, kurduğu lisenin müdürlüğünü yaptı, öğrencileri arasından sadece Ünye'den bakanlar, milletvekilleri, profesörler, doktorlar öğretmenler, belediye başkanları, yazarlar, şairler, genel müdürler ve başarılı iş adamları çıktı.
Doğayı seven bir insandı, doğduğu köy ve çevresi harika doğa manzaraları ile dolu bir yerdi. Sınıfta masaları birleştirip dörtlü guruplar halinde otururduk, masanın orta yerine bir de seramik vazo koydurtmuştu, vazonun içine her gün olmasa bile haftada en az iki defa taze çiçek koyardık. O günlerin Ünye'si bu günkü gibi betonlaşmamıştı, çiçekler içinde bir şehirdi.
Ben evimizin arkasındaki Çakırtepe'den papatya, sümbül toplardım.
Pidecilerin olduğu yere biz “Pelitlik” derdik. Çakırtepe ise dolmuş duraklarının bulunduğu yerdi, çimenlikti, aşağılarda fındık bahçeleri vardı, yol Aynikola'dan sonra kıvrılarak rampa yapar, rampada zorlanan kamyonların inlemeleri bir senfoni gibi ulaşırdı Çakırtepe’ye ..
Okulumuz yani Meçhulasker İlkokulu, taş merdivenleri olan, ilk katı taş onun üzerindeki iki katı da ahşap bir binaydı. Merdivenlerin altında, üzerinde çiçek resmi olan çeşmesi vardı.
Uzun yıllar yıkılmış halde kalan bu okul Ünyeli bir işadamımız sayesinde aslına uygun olarak yeniden yapıldı bugünlerde bitmek üzere, bu eski okul bundan soy eanrinlemmiş hali ile “Halkeğitim Merkezi olarak hizmet verecek.
Ben, dedemin elimden tutarak götürdüğü bu okulda, birinci sınıfa üçüncü katta içinde siyah renkli büyükçe bir kuyruklu piyano olan sınıfta başlamıştım. Okul Cumhuriyetten önce Rumların Rahibe okulu olarak kullanılmıştı.
Dördüncü ve beşinci yılları piyanolu sınıfın yanındaki yola bakan küçük sınıfta okuduk. Pencereden deniz, karşıda Asarkaya ve Kümbet tepeleri görünürdü, alt tarafta düğün salonu olarak kullanılan kilise o zaman elektrik fabrikasıydı gece gündüz çalışır şehre elektrik verirdi. Her güzel şey gibi onu da ziyan ettik, düğün dışında başka bir amaçla kullanmayı beceremedik.
Bir zamanlar, biraz yukarıda, bir kilise daha o güzelim kiliseyi de yıktık. Meçhulasker İlkokulu bugün burada eski kilisenin yerine yapılan binada hizmet vermektedir
Öğretmenimiz Türkçe dersinde bir gün sordu:
-Aranızda şiir bilen var mı?
Parmak kaldırdım,
-Oku bakalım
" Bu vatan, toprağın kara bağrında sıra dağlar gibi duranlarındır, diye başlayan şiirdi bu, beni durdurarak;
-Söyle bakalım Karaduman, ne demek, toprağın kara bağrındaki sıra dağlar?
-Savaşta ölenlerin yan yana sıra dağlar gibi dizilmiş mezarlarıdır, dedim.
-Aferin, bu şiiri önümüzdeki Cumhuriyet Bayramında çıkıp okuyacaksın dedi.
Ünye Özel Lisesi, bir Kültür gecesi düzenlemişti, gece kalabalıktan ve düzensizlikten bir karmaşaya dönüşmüştü. Ertesi günü haberi gazetede yazmıştım, hocam üzülmüştü. Utancımdan uzun zaman yolumu değiştirdim. Bir gün arkadaşlar sormuşlar;
-Karaduman ileride iyi bir yazar olacak, demişti. Hocamın tahmini tutmadı maalesef.
Öğretmenimiz Ünye'de ilk geldiği Meçhulasker İlkokulunda bizlerle birlikte çok mutlu oldu onun Ünye'de ilk öğrencilerinden biri olmaktan gururluyum.
Arkadaşlarımızdan Ömer Sancak hocamızla ilgili bir anısını şöyle anlatmaktadır:
"Tabiat dersindeydik, canlı ve cansız varlıklar konusunu işliyorduk, ben babamın bana yeni aldığı kol saatini arkadaşıma gösteriyordum, hocamız;
-Sancak, orada çene yapma tahtaya gel bakalım, diyerek beni tahtaya çağırdı.
-Sana bir soru soracağım, bilirsen on, bilemezsen sıfır vereceğim kabul mü? dedi
-Kabul hocam, dedim
-Söyle bakalım, kolundaki saat canlı mı cansız mı?
Tik tak çalıştığına göre canlıdır diye düşündüm. Şöyle bir sınıfa baktım, yarısı canlı, yarısı cansız diyor, karar veremedim:
-Siz nasıl diyorsanız kabul hocam dedim
-Olmaz,dedi, soruma cevap ver
-Canlıdır, hocam dedim, meğer saat cansız varlıkmış.
-Otur Sancak sana kocaman bir sıfır, dedi ve ben o sene tabiat dersinden ikmale kaldım."
Bu sayfalara sığmayacak kadar çok hayat hikayeleri ile uzun bir ömür yaşayan Ömer Çam 1923 yılında Akkuş'a bağlı Kuzköy, bu günkü adıyla Akpınar köyünde doğmuştu. Akkuş o yıllarda Ünye'ye bağlı bir nahiye idi ve adı Karakuş'tu. Malazgirt’ten beri gelen Danişment Gaziye bağlı Oğuz boyları burayı yurt edinmeye karar verdiklerinde ve buralardan Ünye’ye inmeye karar verdiklerinde tepelerinde uçan kara kara kuşlardan başka bir şey göremedikleri için buraya Karakuş adını vermişlerdi. 1954 yılında Ünye'den ayrılarak Akkuş adıyla ilçe oldu.
İlk ve ortaokulu Ünye'de okuyan hocamız Sivas Öğretmen okulunu bitirerek öğretmenlik mesleğine ilk defa kendi köyünde başladı. Ünye'de ilkokul, ortaokul lise, Perşembe Öğretmen Okulu, Samsun Kız Enstitüsü, İstanbul Yüksek İslam Enstitüsü Müdürlüğü
Marmara Üniversitesi pedegoji ve edebiyet öğretmenliği yaptı, yüzlerce öğrencisi oldu.
Son ünvanı "Hocaların Hocası" idi. 14 Aralık 2002'de 79 yaşında soğuk bir kış günü dolu dolu yaşadığı bu dünyadan ayrıldı.
Kabri İstanbul Kartal-Maltepe Gülsuyu mezarlığındadır.
Öğretmenimi ölüm yıldönümünde minnetle anıyorum.
yasar.karaduman@gmail.com

Fotoğraflar, İbrahim Gürkan, Feride Caneroğlu, Yaşar Karaduman
Ömer Çam'ın İstanbul Kartal Maltepe Gülsuyu Mezarlığı'ndaki kabri Ünye'den getirilen Ünye taşı'ndan yapılmıştır.



ÖMER ÇAM HOCA KİMDİR?
1923 yılında Akkuş'un Akpınar (Kuzköy) Kasabası'nda doğdu. İlköğrenimini Ünye'de tamamladıktan sonra Sivas öğretmen okulunu ve Sivas Lisesi'ni bitirerek çok sevdiği öğretmenlik mesleğine başladı.
Türk Millî Eğitim Sistemi'nin her kademesinde görev yaptı. Bu arada Gazi Pedagoji ve Edebiyat Bölümleri'nden başarıyla mezun oldu. İlkokul Öğretmenliği'nden, Ortaokul ve Lise Öğretmenliği'ne kadar her aşamada özveriyle çalıştı.
Perşembe Muallim Mektebi, Samsun Kız Eğitim Enstitüsü, İstanbul Yüksek İslâm Enstitüsü ve Marmara Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi olmak üzere yüksek öğrenimde de yıllarca çalıştı.
Sayısız makale ve şiirleri mevcut olan Ömer ÇAM Hoca Millî Eğitim Müdürlüğü, Lise Müdürlüğü ve İslâm Enstitüsü Müdürlüğü gibi idarî vazifelerde bulundu. Ünye'de kurduğu Özel Lise'nin bir yıl sonra resmî lise hüviyetini alması Ünye ve yöresi için önemli bir hizmet olarak unutulmayacak.
Edebiyata merakı, hitabetteki ustalığı ve hâfızasındaki binlerce şiir ile tüm hayatı boyunca son ana kadar büyük hayranlık ve takdir kazandı. Heyecanı, inancı, özverisi, vefası ve öğretmenlik sevgisi binlerce, onbinlerce öğrencisini ona unutulmaz bir sevgi ve saygı ile bağlamıştır.
Onlarca, binlerce öğrencisi arasında profesörler, vâliler, milletvekilleri, bakanlar yer alıyor. Tüm öğrencilerinin hepsi istisnasız Ömer ÇAM Hoca'yı her zaman yüreklerinde ve zihinlerinde yaşatmışlar ve O'na unvanların en büyüğünü "HOCALARIN HOCASI"nı lâyık görmüşlerdir.

Hocama Mektup
Öğretmenim Ömer Çam’ın aziz anısına

Çok çok uzun yıllar önce,
Meçhulasker ilkokulunun
Tahta merdivenlerinde,
Başımı okşadığın o gün
Aylardan Ekim
Yıl 1954, mevsim sonbahardı

* * *

Kırk kişiydik o gün sınıfta kırk küçük yürek
Kapıdan girdin içeri
O günden sonra değişti dünyam
Günaydın çocuklar, dedin, tok sesinle
Ben yeni öğretmeniniz Ömer Çam.
Bize ışık verdin, umut verdin, şekil verdin.
Tahta merdivenli okulumda
En güzel çocukluk yıllarımızı seninle yaşadık
Sen ne sevecen ne insancıl öğretmenimizdin..

* * *

Tarih derslerini seninle sevdik
İstanbul’un fethini anlatırken
Kendimi Ulubatlı Hasan sandım Bizans’ın surlarında..
Şiiri hikayeyi seni tanıyana kadar bilmezdim
Ne varsa sevdirdin bize güzelden yana.

Aradan yıllar yıllar geçti
Kır küçük yürek büyüdüler okullar bitirdiler.
Bakan çıktı aramızdan ülkeyi yönetti.
Milletvekili olduk milleti temsil ettik.
Genel müdürler çıktı,
Profesörler, doktorlar, çıktı
Mühendis olduk barajlar yaptık,
Mimar olduk saraylar yaptık,
İşadamı olduk fabrikalar kurduk,
Ekmek verdik insanlara,
Yazar olduk kitaplar yazdık
Şair olduk seni anlattık.
Belediye başkanı olduk Ünye’yi batırdık

O eski okulun tahta merdivenlerinde
Başını okşadığın çocukların hep bir şeyler oldular..
“Adam oldular mı adam,78 Karaduman?”
Dediğini duyar gibi oluyorum.
Olmaya çalışıyoruz hocam.

Zaman bir atlı gibi hızla akıp geçti
Biz de ağır ağır çıkıyoruz merdivenleri..
Tam elli yıl sonra gördüm Feride’yi
Bir gün Üsküdar’da
Kızlarından Hatice ve Şefika sizlere ömür
Yıldız’ın ölümünü hiç beklemiyorduk.
Bu yaz Ünye’de cenaze vardı kilise tepesinde
Bizim 23 Aysel’miş..
Aramızda göçüp gidenler çok var
Hami ve Yüksel’e ölüm hiç yakışmadı..
Buzdolabının altında kaldı
Rasım Emminin oğlu 69 Bahtiyar.

Sana minnet borcumuzu ödeyemedik hocam..
Bizim halimiz bundan ibaret
Sana layık olma yolundayız
Ünye’yi sorarsan, ne bıraktıysan hepsini yıktık
Gerisi Allaha emanet..

Hoşuna gitmeyecek şeyler yaptık hocam..
Bir tarihçi bir edebiyatçı olarak bizi bağışla..
Olmayan paşaları getirip mezara soktuk Ünye’de
Bir de taş diktik başına yalan yanlış
Tiryaki Hasan Paşa diye

Yunus Emre’nin şiirlerini de bozup
Kendimize uydurduk
Tabelalara yalan yanlış yazıp caddelere astık
Türbesinin duvarına çaktık..
Türbesi dedikleri yer ise perişan
Kalmış ortasında mezarlığın,
Tüm bunları görseydin hocam
Bizi sopa ile kovalardın

Ünye’ye sahip çıkamadık
Eski Ortaokulu yıktık yapamadık
Park ve kumsal yürekler acısı
Yollardaki parke taşlarını söküp
Yerine arabesk renkli taşlar döşediler
İnci gibi Ünye evlerini ya yıktık, ya yaktık
Yerine çirkin mi çirkin binalar yaptık .

Doğduğun köye giden Ünye Akkuş yoluna
Ellli yıldır daha yeni kazma vurduk
Terme Fatsa bile bizi gerilerde bıraktı
Senin gönlünü verdiğin Ünye çöktü Hocam
Ne hazindir ki mani olamadık

Bizi dinlemediler hocam
Bir sürü acemi insan bildiklerini okudular
Denizi mi doldurmadılar,
Çamlığa otel planları mı yapmadılar
Çamlıkta ağaçları
Birgün iç etme hesabına
Kasten kuruttular

Sana yazdım hocam
Boğazımda düğüm olmuş
Kimseye anlatamadığım tüm dertlerimi
Sana yazdım..

Bugün huzurunda
Saygı ve minnetle eğiliyoruz.
Sana selam olsun Ünye’den..
Seni seviyoruz
Nu içinde yat
Çocuklarına hakkını helal et hocam.


Bu Haber 3544 Kişi Tarafından Okundu.
YORUMLAR
Başlık : hocam Tarih : 14 Aralık 2010 / Pazar Üye Adı :ismet küçükoğlu
karaduman coştun,ettin hocana şikayet,durma Vaziyet böyle ,haklısın,bundan sonrasını sorma Şimdikiler,yapılmış artık yapacak bişey yok derler Böyle böyle Ünyenin içine ettiler, Ne desen haklısın ama dinleyen kim kervan gider fazla karışırsan sana da birileri kes sesini der durum ve ahvali gayet güzel ifade ettin uzak ta olsa dostların seni daima destekler..
ÖNCEKİ ARAŞTIRMA YAZILARI